15 TEMMUZ KALKIŞMASININ ANLAMI

Daha önceki birkaç yazımda dünyanın örtülü bir Amerikan Alman savaşı yaşadığını yazmıştım. Bu savaşın at başı göçmenler. Amerika, Ortadoğu ve Kuzey Afrika milletlerini mobilize ederek onları Avrupa’ya göç etmeye zorluyor. Böylece başta insan hakları ve güvenlik ikilemi olmak üzere birçok çelişkiye maruz kalan Avrupa, hem bir birlik olarak, hem de bir değer olarak anlamını yitiriyor. Aslında patron, yani Almanya yitiriyor. Bu savaşın en şiddetli sürdüğü alan genişletilmiş Ortadoğu. Afganistan’dan Suriye’ye tüm etnik unsurlar mobilize oldu ve gözünü batıya dikti. Ancak, Anadolu gerek tarihsel misyonu, gerek hakim Türk-İslam anlayışı nedeniyle göçmenleri ciddi toplumsal yırtılmalar yaşamadan kabul ediyor ve de soğuruyor. Bu  hali ile Ortadoğu ile Avrupa arasında bir tampon rolü görüyor. Amerika bu tamponu ortadan kaldırmak istiyor. Şimdi bizim 15 Temmuz darbe girişimine bu perspektiften bakmamızda fayda var.


Görüldü ki paralel yapılanma, devletin hemen her kurumuna sızmış olmakla zaten devlet aygıtının ortağı imiş. Kırk yılda bu noktaya gelinebildiğine göre, devletin sahibi olmak için bir kırk yıla daha gerek kalmayacakmış. Sabretmek yerine bir darbe girişiminde bulunmanın izaha ihtiyacı var. Öyle anlaşılıyor ki; dünyanın patronajlığı iddiasındaki devletin sağlamış olduğu destek nedeniyle paralel yapının gözü dönmüştür.  Bu hain güruhun amacı devleti ele geçirmek olabilir, ancak öyle görünüyor ki, üst aklın  kurgusu devletin Erdoğan veya AK Parti’den alınıp başka bir yapıya teslim edilmesi değildir. Üst aklın istediği iktidar için silahlı mücadele eden tarafların olması, yani iç savaştır. Bir tarafta paralel yapının asker ve polislerine ilaveten afyonlanmış beyinler, diğer tarafta Erdoğan taraftarı asker ve polise ilaveten sivil halk. Yıllardır uğraşılan ve bir türlü başarılamayan Türk Kürt, Alevi Sünni, laik antilaik savaşı yerine yeni bir konsept. Dindarların iktidar savaşı. Tabii ki buradaki dindar kavramı kurguyu izah etmek içindir. Yoksa bu Fetö’cü vatan hainlerine dindar diyemeyiz.


Bu noktada Fetö’cü yapıya bir parantez açalım. Diğer Ortadoğu milletlerinin aksine Anadolu aşiretlerden oluşmuyor. Aynı aile içinde bile farklı siyasi görüşten insanlar var. Bu nedenle kişiler arası husumetler kişilerin arasında kalıyor. Aşiret yapılanmasının güçlü olduğu Ortadoğu ülkelerinde, her türlü husumet kolaylıkla kendine karşılıklı savaşan taraflar bulabiliyor. Türkiye’de bir aşiret yapılanmasına ihtiyaç vardı. Yıllardır yapılan çalışmalar sonucunda Fetullahçılar diye bir modern aşiret oluşturuldu.


Aslında iç savaş kurgusunun birinci safhası başarıyla ortaya konulmuştur. Beklenmeyen ve ani bir baskınla darbeciler harekete geçerek psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye çalışmışlar, işi TRT’den bildiri okutmaya kadar vardırmışlardır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan kendisinden beklendiği gibi direnme yolunu seçmiştir. Millet başkomutanın çağrısına tereddütsüz cevap vermiş ve meydanlara koşmuştur. O gece 00 45 ten bu güne her gece Çınar meydanında bunun şahidiyim. Daha  önceki darbelerde dışarı çıkmaya korkan millet bu defa devletine, demokrasiye ve kendine sahip çıkmıştır.


Kurguya göre iki tarafa ayrışan silahlı kuvvetler çarpışacak, millet korkuyla evine çekilip, sonucu bekleyecekti. Süreç uzadıkça provakatörler devreye girecek, millet yavaş yavaş militarize olacak ve radikalleşecekti.


Son tahlilde; ben bu toprakların hakim kültürü olan Türk kültürünün her türlü etnik ve ideolojik hareketi kendine benzettiğini, hainler hariç, özellikle devlet aygıtı içinde yükseldikçe Türk milliyetçiliğinin bir parçasına dönüştüğünü düşünüyorum. Bunun sosyolojik olarak millete yansıması, Atatürk milliyetçiliğinde ifadesini bulan “tasada ve kıvançta birlik” şeklinde olurken, devlet aygıtına yansıması “tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” şeklinde oluyor. Ne demek istediğimi Cumhurbaşkanımızın 16 Temmuz tarihli çağrısında görebiliriz;


“Türk Milletinin değerli evlatları,

Bu hareket Ankara’da ve İstanbul’da devletin zırhlı araçlarını ve silahlarını gasp etmiş dar bir kadronun, 70’li yıllardaki gibi davranarak milletle karşı kalkışmasıdır.


Şerefli Türk milleti demokrasine ve huzuruna sahip çık.


Türk milletini sindireceğini düşünen dar bir kadronun hareketine karşı sizleri sokağa ve milletinize sahip çıkmaya çağırıyorum. Devletine milletine sahip çık.”