DARBE GİRİŞİMİ VE DEMOKRASİ

27 Mayıs 1960, 9 Mart -12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997(Postmodern) darbelerini yaşamış bir kuşaktanım. 40 yaşın altındaki genç nüfus 12 Eylül’ü ve öncesini bilmiyor, okumuyor. Darbe dönemlerinde yaşananlara inanmak istemiyor. “ En kötü demokrasi, en iyi darbeden daha iyidir.” Sözünün doğruluğunu yaşamayanlar bilmez. Bizler ilkesel olarak darbelere hep karşı olduk. Ve çok bedel ödedik. Epey deneyimimiz var. Çocuklarımız, darbecilerin evlerimize yaptığı baskınları, göz altıları, askeri cezaevlerinde mekan tutulduğumuz yılları yaşayarak büyüdüler. Bunu darbenin çocuklarda yarattığı travmanın etkisini paylaşmak için yazıyorum.


Demokratik rejimlerin güvencesi darbeler değil, halkın sivil demokratik bilinci ve mücadele azmidir. Bu darbe girişiminin henüz çok karmaşık soruları var. Kolaycı yorumlar yapılıyor, zamana ihtiyacımız var. Fethullahçı darbenin çekirdek kadrosu öncelikle Türk silahlı kuvvetlerinin merkez sinir sistemini (beyni) genel kurmay komuta kademesine darbeyi onaylatmak istemiş, olmayınca komutanları rehin almış ve çılgınca işlere giriştiğini o gün televizyonlardan izledik. Yabancı bir işgal gücü gibi TBMM’ yi bombalayan, halka ateş açan bir çete eşikten döndürüldü ve tarihe not düşüldü. Darbeye geçit yok. İşte 15 Temmuz bunun ispatıdır. Bu başarı senin başarın, benim başarım diye sahiplenirsek ders almamış oluruz. Alanlarda fiziken bir arada olan insanların ruhen de bir arada olabilmelerinin koşulu, demokrasiden ne anladığımızda düğümleniyor.


Türk silahlı kuvvetleri içinde darbe yapma cüretini gösteren, yüksek ve adli yargı içindeki paralel yapılanma nasıl oldu da bu denli güce erişti. Bu çete askerin ve yargının en önemli mevkilerini nasıl ele geçirdi. Bu zihniyet masum sayılabilir mi? Geçmişe yönelik bu yanlışın yeniden bir kez daha değerlendirilmesi, demokrasiyi yeniden inşa etmemizde birliktelik sağlayabilir. Yaşadığımız tüm darbeler ülkeye zarar vermiş her alanda geriye götürmüştür.

 
Adanmışlık ve kişiye bağlılık üzerinden örgütlenen yasa, kural, adalet tanımayan cemaat türü örgütlenmelerin devlet aygıtında yuvalanmasının nedeni iktidar olmaktır. İktidarı ele geçirmek için her aracı kullanmak mübahtır. Makyavelist düşünceyi günümüzde en iyi tanımlayan bir harekettir bu. Laik, demokratik hukuk devletinde bu tür yapılar barınamaz, barınıyorsa bir yerden besleniyor, güç alıyordur. Bu tür örgütlerin devlete sızması geçmişte önlenememiş, gelecekte nasıl önlenecek? Asıl sorunumuz bu.


Devlet Niçin Vardır?

Devletin temeli adalettir, devlet adalet için vardır. Devlet halkın sağlığı, eğitimi, refahı ve istikrarlı bir ortamda yaşam güvenliği için vardır. Özellikle adalet yoksa geride var olanlar devletin varlığı için yeterli değildir. Devlet kamu özgürlüğü adına, kamu yararına hukuk içinde kalmak koşuluyla her yere girer. Darbe girişimine karşı en sert önlemlerin alınması gereklidir, meşrudur. Devlete ve yargıya güven hukuk devletiyle olur. Hukuk herkes için her dönem gereklidir. Darbeciler en ağır ceza almalıdır. Ancak darbe hukuku mantığı ile kamuda görev yapanların toptan hukuksuz atılması, ileride hukuki sorunlar çıkarabilir.


Demokrasinin vazgeçilmezi sandık ve seçimdir. Seçimle gelen iktidar da muhalefet de önemlidir. İktidarsız muhalefet, muhalefetsiz iktidar olmaz, olursa darbe yönetiminde olur. Çoğunluk oyuyla tek başına iktidara gelenlerin her şeyi yapma, değiştirme yetkileri de yoktur hukuk devletinde.

                                              

Sonuç

Siyasal iktidar ülkenin öncelikli sorununun demokrasi ve istikrar olduğunu bilmelidir. Siyaset, yılların alışkanlığı içinde kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, çatıştırıcı dil kullanarak kutsal kavram ve sloganları istismar ederek devam etmemelidir. Siyaset kurumu demokrasiyi içselleştirerek demokrasinin temel değerlerinde uzlaşı sağlayarak, demokrasiyi güçlendirme ekseninde yürümelidir. Ülkemizin buna şiddetle ihtiyacı var. Siyaset ortak akılla, ülkenin ortak geleceği için çözüm üretmektir. Demokratik, siyasal kültürümüz olgunlaşıp gelişmedikçe demokrasinin temel değerlerini yerleştiremeyiz.