CUMHURİYETİMİZİN FABRİKA AYARLARI

Her devletin bir kuruluş sebebi olduğunu düşünürüm. Anadolu’da bir Türk Devleti olmasının nedeni Türk varlığıdır. 1920’li yıllara dönecek olursak, her koşulda şimdiki coğrafi sınırların üstünde veya altında bir Türk Devleti kurulacaktı diye düşünürüm. 1923 yılında kurduğumuz cumhuriyet, Osmanlı artığı olarak küçük, ama Osmanlıdan kopan devletlere baktığımızda nispeten büyük bir coğrafyadır. Bu coğrafyada büyüklük, farklı etnik ve dini kimliklerin varlığını peşinen kabul etmek anlamına gelir. Bu tür devletlerin, farklılıkları bir arada tutan ortak paydalara gereksinimi vardır. Şimdi cumhuriyetin kurulduğu yıllara tekrar geri dönelim;


Cumhuriyet, dini değerlere ve Turancılık ülküsüne mesafeli duran Sünni Türkleri esas alarak kurulmuştur. Sünnilik toplumun çoğunluğunu temsil ettiğinden tercih edilmiştir. Devletin dine mesafeli durması yani laiklik Alevilerin ötekileştirilmesini, Turancılığa mesafeli durmak ise Kürtler’in ötekileştirilmesini engelleyecekti. Kurgu buydu ve bir süreliğine de olsa işler göründü. Ancak dine mesafeli duruş dindarları ötekileştirirken, Tükçülüğe mesafeli duruş Kürtlerin ötekileştirilmesinin önüne geçememiş veya onları tatmin etmemiştir.

 

Darbeler kurgudaki sapmaları tekrar yoluna getirmek için yapılmıştır ve kimi darbelerin CHP’den destek görmesi kurucu irade mirasına sahip çıkmak adınadır. Kurucu iradeyi kısaca Atatürk ilke ve inkilaplarında somutlaştırabiliriz. “Atatürkçülük” kurguya sahip çıkmanın yöntemi ve adıdır. Atatürk’ü başarılı bir asker, usta bir siyasetçisi ve kurucu devlet adamı olarak takdir edip, ölümünden sonra ortaya çıkan dünyayı yeni şartları içinde değerlendirebilen bir düşünce dünyasına ulaşabilmesi gerekirdi. Öyle yapılamadığı için ne oldu;

 

Önce sosyolojinin temel kuramını buraya not düşelim. Kültürel talepler karşılanmaz ise siyasal taleplere dönüşür, siyasal taleplerin nerede duracağı belli olmaz.

 

Bu cümleden olarak önce dindarlar siyasallaştı. Ardından Kürtler siyasallaştı. AK parti bu iki temel sorunu tek potada çözebileceği iddiası üzerine kuruldu. Ortak payda olarak İslam’ı kabul edersek ne dindarlarla, siz bunu cemaatler olarak okuyun, ne de Kürtlerle bir sorunumuz kalmayacaktı. Bu iki temel sorunu çözdüğümüzde, içinde bulunduğumuz Müslüman dünyanın lideri bile olabilirdik. Bir taş ile üç kuş vurma hayali kurduk. Önce Libya, Mısır, Suriye ve İran başta olmak üzere her Müslüman ülkenin bize ters gelen gündemleri olabileceğini gördük. Ardından Kürt kökenli teröristlerle daha derin bir çatışmaya girdik. Son olarak da bir cemaat yapılanmasının açık ihaneti ile yüzleştik. Üstelik bu süreçte Alevileri de galiba biraz küstürdük.

 

Şimdi başladığımız yerin biraz gerisine düşmüş durumdayız. Ancak daha tecrübeli ve daha net ve daha kararlıyız. Ulaşmamız gereken hedefin laik, demokratik hukuk devleti; mayasısın Türk Milliyetçiliği olduğunu gördüğümüzü düşünüyorum. İnşallah geç kalmamışızdır.