Şikâyet etme sanatı-1

Psikoloji alanındaki okuma ve çalışmalarımın ilki hocam Prof Dr. Cem bey’in de uzmanlık alanı olan sosyal psikolojidir. Buna ilaveten daha sonra klinik psikolojide uzmanlık çalışması yapmış olsam da gönlümün hep bir köşesinde sosyal psikoloji kalmıştır. Sosyal psikolojiye ilişkin kitaplar okur, yerli yabancı kaynakları araştırmayı severim.  Bu alanda önemli kişilerden biri de Robin Kowalski’dir. Kuzey Caroline Üniversitesinden doktorasını alan Kowalski,  halen Clemson Üniversitesinde siber zorbalık, alay ve şikayet  psikolojileri üzerine çalışmalarını sürdürüyor.  Kowalski, uzmanlık alanları üzerine kitaplar yazmış, aynı zamanda birçok kitabın içinde konuya ilişkin bölümler kaleme almıştır.


Kowalski’nin çalışma alanlarından birinin şikayet psikolojisi olduğundan söz etmiştim yukarıdaki satırlarda. Daha önceleri şikayet etme üzerine farklı yayınlar okumuş olsam da Kowalski’nin yaklaşımı daha bilimsel geldi bana. Hatta bunları okuduğumda “şikayet etme psikolojisi” değil de “şikayet etme sanatı” diyesim geldi. Bir an için bizde yapıla gelen uygulamaları gözümün önüne getirdim. Bana da müracaat eden danışanlarımdan bildiğim kadarıyla insanlar şikayetlerinde arzu ettikleri sonuçları alamıyorlar.  Arzu ettikleri sonuçlar şöyle dursun dayak yiyeninden tutun da mahkemelik olanlarına kadar bir çok olumsuz durumla karşı karşıya kalıyorlar.


Olumlu sonuç alınamamasının en başta gelen nedenlerinden biri iletişim noktasındaki eksiklik bence. Neyi ,nerede, ne şekilde ifade edeceğimizi bilemiyor oluşumuz, şikayetlerden de olumlu anlamda sonuç alınamamasına neden oluyor. Sadece zihnindeki çöp konteynırını boşaltmayı amaçlayan insanlar doğal olarak şikayetten hedeflediklerini elde edemiyorlar. İçinizdekileri boşaltmak sadece bir unsurdur ama şikayetin her şeyi değildir. Bu yüzden “ohhh! hiç değilse içimdekileri döktüm” dediğinizde daha zaten başlangıçta hedefinizi çok dar çerçeveye indirgemiş oluyorsunuz.


Şikayetlerin hemen hiç biri bir farkındalık algısı içinde dile getirilmiyor. Hemen o an olduğu şekli ve bütün duygusallığıyla adeta “çemkirme” mantığı içinde yapıldığından doğal olarak arzu edilen olumlu sonuca ulaşılamıyor. Oysa şikayetin daha farklı amaçları olmalı. Şikayet psikolojisi bu kadar basit değil.


Kowalski bu konuda farklı bir yaklaşım sunuyor. Kowalski’ye göre şikayet; “memnuniyetsizliğin oluşturduğu duygusal boşalımın iç ruhsal  hedefler ışığında gerçekleştirilmesidir”.  Şikayet, belli bir amacı olan etkinliktir. Bu yüzden de mutlaka farkındalık içinde gerçekleştirilmelidir. Yoksa hedefi belli olmayan sadece içindekini boşaltmak amacıyla yapılan şikayet asıl hedefine asla ulaşamaz. Elbette şikayet bir unsur olarak içinde duygusal boşalımı barındırmaktadır. Ancak, en az duygusal boşalım kadar önemli dört ayrı sosyal işlevi daha vardır şikayetin.


Sosyal etkileşim bunlardan biridir. Şikayet etmekle aslında sosyal bir etkileşimde bulunuruz. Bir iletişim yöntemi olarak o kadar sık kullanırız ki şikayeti ve bunu o kadar olağan bir şekilde yaparız ki, çoğu zaman farkında bile olmayız. Aynı ortamı paylaştığınız ama daha önce tanımadığınız insanlarla ilk temasınızı hatırlayın. Kendimden bir örnek; uçaktayım. Yanımdaki koltukta oturan bayan ben havalandırmalarla biraz fazla meşgul olunca, “içerisi biraz sıcak değil mi?” diyerek katılımda bulundu. Bu konuşması ile o ana ilişkin şikayetini aslında dile getiriyor ve böylece aramızda bir iletişimin başlamasına neden oluyordu. Hatırlayın sizin de aklınıza benzer şeyler gelecektir. (devam edecek)