ŞİKÂYET ETME SANATI-2

Geçen yazımızda şikâyetin işlevlerinden söz etmiş ve devamla, şikâyetin işlevlerinden birinin “sosyal etkileşim” olduğunu belirtmiştik.

Şikâyetin Kowalski’ye göre ikinci işlevi bir çeşit kendini ifade etme, kendini sunma biçimi olmasıdır. Şikâyet etme biçiminiz kendiniz hakkında karşı tarafa bilgi verir, mesaj gönderir. Bir iletişim ortamında diğerleri tarafından ileri sürülen görüşlere katılmadığınızı varsayalım. Bu durumda tepkinizi ifade ediş biçiminiz kendinizi sunma yönteminiz olarak kabul edilmektedir.

Şikâyetin bir başka işlevi kendinizi diğerleriyle kıyaslama imkânı sunmasıdır. Benzer şartları paylaştığınız kişilerle iletişiminizde yaşadıklarınızı şikâyet diliyle gündeme getirdiğiniz olur. Karşı taraf aynı konuda kendi yaşadığı olumsuzlukları ifade ettiğinde otomatik olarak kendi durumunuzu göz önüne getirerek kıyaslamaya gider ve sonuç hakkında yeni bir değerlendirmede bulunursunuz.

Şikâyeti kimi zaman aracı bir iletişim ve açıklama yöntemi olarak kullanılır. Daha çok direkt ifade etmekten kaçındığımız durumlarda kullandığımız bu yöntem her ne kadar pek işe yaramıyorsa da kullanılmaya devam edildiği bir gerçektir. Söylemek isteyip de söyleyemediğiniz şeylere bir de şikâyet cümlelerini eklediğinizde ortaya çıkan tablo sıkıntının artmasından başka bir işe yaramıyor.

Rolleri değiştirdiğinizde karmaşa yaşanması neredeyse kaçınılmazdır. Bu gerçeklik neredeyse her şeyde geçerlidir. Bir sosyal vaka olarak şikâyet eğer iletişim yöntemi haline gelir ve olması gerekenden farklı amaçlarla kullanılırsa elbette işe yaramayacaktır.

Şikâyet belli kuralları olan (olması gereken) bir sosyal araçtır. Ancak günümüz memnuniyetsizlikler dünyasında şirazesinden çıkmış aşırı uçlara itilmiştir. Bir tarafında her ne olursa olsun şikâyet etmemeyi önerenler, bir diğer tarafta da şikayeti bir iletişim yöntemi olarak kullananlar. Her şeyde olduğu gibi şikâyet etmede de mutedil olmayı bilmeliyiz. Şikâyet önemli bir sosyal araç olmakla birlikte önüne gelen her şeyi şikâyet etmekle önemsizleştirilmemelidir. Dırdırcı tipler haline geldiğinizde bilin ki şikâyetinizden hiçbir olumlu sonuç alamayacaksınız.

Şikâyet ederken bir amacınız olmalıdır. Eğer şikâyet etmeyi bilirseniz, kabul etmeyi de, gerektiğinde şükretmeyi de bilirsiniz. Şikâyet etmek isyan etmek olmamalıdır. Bilinçli bir farkındalık içinde; neyi, ne zaman, nerede ve ne şekilde şikâyet edeceğinizi bilirseniz o şikâyetinizden daima olumlu sonuç elde edersiniz.

Şikâyet etmeyi adeta bir sanata dönüştürebildiğinizde, var olan problemleri çözümleyebilir, kendi kişisel gelişiminizde önemli bir faktör olarak kullanabilirsiniz. Şikâyet edebilmek, hakkını savunabilmenin de bir yoludur. Olaylar karşısında kendi görüş ve düşüncelerini, gerekirse şikâyetlerini dile getiren kendine güvenli insanlar içinde siz de hak ettiğiniz yeri alabilirsiniz.

Şikâyet etmek bir sorun değil, çözüme giden yolda önemli bir kilometre taşıdır. Şikâyet doğru bir şekilde dile getirildiğinde; kendinize olan saygınız ve güveniniz artar, sosyal ilişkileriniz derinleşir ve çevreden de aynı yönde tepkiler almaya başlarsınız. Düşündüklerinizi gerektiği zaman ve yerlerde şikâyet diliyle de olsa dile getirdiğinizde, yaşadığınız değerlilik ve yeterlilik duyguları, kendinize özel temel inançlarınızın yeniden şekillenmesine katkıda bulunacaktır.

Danışanlarımdan bir hanımefendi bir seansta şöyle demişti; “Eğer evliliğimizin ilk zamanlarında kayınvalidemin yaptıklarını ve söylediklerini içime atmayıp güzelce ve açıkça eşime söyleseydim şimdi bütün bu olumsuzlukları yaşamıyor olacaktım. Artık bana yapılanları eşime anlatamıyorum. Anlatsam da kabul etmiyor. Başlangıçta yanlış anlaşılırım diye çok korkmuştum. İçime ata ata bu hale geldim. Artık dayanamıyorum. Eğer evliliğimiz biterse, sırf şikâyet olmasın diye yaşadığım haksızlıklara ses çıkartmamış olmamdan dolayı ayrılacağız. Ben asıl buna üzülüyorum…”

Şikâyet etmeyi bir sanata dönüştürmek,
şikâyetçi olmaktan daha zor olsa da işe yaraması bakımından önemi büyüktür.