ATATÜRK’ÜN DENİZLİ’YE GELİŞİ

23 Aralık 1930 günü Manisa’nın Menemen ilçesinde gerici bir ayaklanma olur. ‘Din elden gidiyor, şapka giymek gavurluktur’ diye yeşil bayrak açıp sokaklarda dolaşanlar, kendilerine engel olmak isteyen Yedek Subay Öğretmen Kubilay’ı, kör bir bıçakla başını gövdesinden ayırıp, şehit ederler. Olayın failleri yakalanıp yargılanırlar. 29 Ocak 1931 günü mahkeme, 37 kişi hakkında idam hükmü verir.

Menemen olayı, 1 Ocak 1931 günü Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Bey ve 42 arkadaşı tarafından Meclis’e taşınır ve bir soru önergesi ile olay hakkında, Başbakan tarafından bilgi verilmesi istenir.

Meclis Başkanlığı makamında Balıkesir Milletvekili Kazım Paşa, Başkanlık Divanında Denizli Milletvekili Haydar Rüştü Bey ve Tokat Milletvekili Süreyya Tevfik Bey vardır.

 

25 Aralık 1930 tarihli Vakit Gazetesi

Başbakan İsmet Paşa söz alır ve milletvekillerine seslenir;

Aralık ayının 23.günü Menemen olayı meydana geliyor. Bu olay hakkında aldığımız ilk rapor, üç dört kendini bilmezin devlet kanunlarına karşı çılgınlığı ve derhal cezalarını görmeleri yönünde idi. Ancak, sonraki raporlarda Kubilay Bey’in yaralandıktan ve dermansız yere düştükten sonra vahşiyane muamele gördüğünü bildirdi. Aynı zamanda dikkatimizi çeken şey, olay sırasında çevrede bulunan halkın kayıtsız ve hissiz bir halde seyirci kalması, hatta, bir kısmının yapılanları onaylar bir ruh hali içinde olduklarına işaret ediyordu.

İlk soruşturma sonucu yine görüldü ki, bu tertibin hareket safhasında öne sürülen konu din davası idi. Yani yüzlerce seneden beri dini siyasete alet eden bütün hareketlerin bir tekrarı görülüyordu.

Meselenin, dini siyasete alet eden safhasına dikkat etmeliyiz. Bu olayı yaratanlar, Cumhuriyet’in başından beri takip ettiği, ‘devlet işlerini din işlerinden ayırmak’ düşüncesine karşıdırlar.

Şehit Kubilay, ailelerimiz içerisinde, hatıralarımızda, Cumhuriyet için başlı başına hizmet etmiş bir fedakar olarak yaşayacaktır.

Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Bey söz alır;

Efendiler, görüyoruz ki bu olay, yalnız dört beş serserinin bir kaç esrarkeşin şahsi cinayeti değildir.

Efendiler; bu üç ay zarfında cereyan eden bu durumu anlayacak olan idareciler nerede idi? Bunun valisi, polisi, zabıtası, jandarma kumandanı yok mu idi?

Bu olayda dikkat çekici bir nokta var. Bilirsiniz ki biz Türk’lerin bir geleneğimiz vardır. Sokakta iki kişi kavga ederse ayırmaya çalışırız. Hatta ayırmaya çalışanların yaralandığı, öldüğü bile olsa da bunu yaparız, uzaktan seyretmeyiz. Fakat maalesef Menemen olayında bu gelenek nerede kaldı bilmiyorum. Göz göre göre, yirmi iki yaşında bir yedek subayı, bir genci vuruyorlar. Bununla da yetinmiyorlar, yirmi dakika uğraşarak kör bir bıçakla muhterem şehidin başını gövdesinden ayırıyorlar.

Bunun karşısında orada toplanan halk sanki dilini yutmuş samut gibi öyle bakıyorlar. O onaylama sesleri ve o alkışlar ne demektir? Bunu insanın havsalası almıyor ve bundan anlıyorum ki Cumhuriyet’e, devrimlere ne kadar kinleri varsa bu feci ve hunharca hareketleriyle bu kinlerini ve garazlarını ordumuzdan çıkarmak istemişlerdir. Bu kara ve melun kuvvet bilmelidir ki bize yeni bir vatan temin eden bu ordu daima Cumhuriyet’in ve devrimlerin koruyucusudur ve daima öyle olacaktır.

Bütün vatandaşlar müsterih olsun ki Cumhuriyet rejimi ve devrimler sapasağlam yürüyecektir”.

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, 27 Ocak 1931 günü İzmir’e gelir, oradan 3 Şubat günü Aydın’a geçer. Gazi, Aydın’dan ayrılmadan idamların 36’sı infaz edilir, bir kişi yaşlı olduğu için idam edilmez, cezası hapse çevrilir. Ertesi gün, yani 4 Şubat’ta, Gazi, Denizli’dedir.

Gazi Mustafa Kemal’in bu Ege seyahati, özellikle, Menemen olayı ile ilgilidir. Gazi, devletin duruma egemen olduğunu, Cumhuriyet’ten ve devrimlerden dönüş olamayacağını, İzmir, Aydın ve Denizli’den gerekli yerlere, gerekli kişi ve kurumlara bizzat duyurmak istemiştir.

Atatürk Denizli’ye geldiğinde, en dikkat çeken durum, karşılayanlar arasında Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin olmayışıdır. Bunu bir protesto olarak algılamak mümkündür. Bazılarına göre hasta olduğundan, bazılarına göre Denizli dışında olduğundan karşılamaya gelmediği söylense de, Milli Mücadele sırasında iyi dost olan bu ikilinin arası Cumhuriyet kurulduktan sonra açılmıştır. 1928 yılında dönemin Başbakanı İsmet Paşa Denizli’yi ziyaretinde Müftü Efendi’yi evinde ziyaret etmiş, Müftü Efendi, Ankara yönetiminin girişimlerini beğenmediğini kendisine bizzat ifade etmiştir.

Aslında, Denizli’nin Milli Mücadele Kahramanı Müftü Ahmet Hulusi Efendi, Sultan 2.Abdülhamit’e karşı özgürlük mücadelesi veren İttihatçılar’a ve Sultan Vahdettin’e karşı Ulusal Mücadeleyi yürüten Kuvayı Milliye’ye gönülden bağlıdır. Kuvayı Milliye Genel Komutanı Demirci Mehmet Efe ile aralarında, neredeyse, baba-oğul ilişkisine benzer bir yakınlık vardır. İttihat ve Terakki Partisi’nin İzmir ve Ege sorumlusu Celal (Bayar) Bey ile de samimiyetleri hayli ileridir. Celal Bayar, Müftü Efendi’yi İttihat ve Terakki Partisi’ne üye yapmıştır ve O’nu partinin Denizli’deki kolu gibi görmektedir. Sultan Vahdettin’e bağlı olan Şeyhülislam Dürrizade’nin, Mustafa Kemal’i ve Kuvayı Milliye’yi vatan haini ilan eden fetvasına karşı Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi’nin hazırladığı Mustafa Kemal Paşa’yı ve Kuvayı Milliye’yi destekleyen bildirisini ilk imzalayanlar arasında Müftü Hulusi Efendi de bulunmaktadır. Ancak Cumhuriyet’in kurulmasını ve özellikle ardından Hilafet’in kaldırılmasını onaylamadığını, takındığı tavırlardan ve bazı eylemlerinden anlamak mümkündür.

 

5 Şubat 1931 tarihli Denizli Gazetesi

 

Atatürk, Denizli’ye geldiğinde, ne karşılama sırasında, ne de sonraki saatlerde Müftü Efendi’nin adı hiç telaffuz edilmemiştir. Ne Müftü Efendi Atatürk’e ulaşmaya çalışmış, ne de Atatürk Müftü Efendi’yi sormuştur.

5 Şubat 1931 tarihli Son Posta Gazetesi

 

5 Şubat 1931 tarihli Hakimiyeti Milliye Gazetesi

Halil Oran, Mustafa Kemal Paşa’nın Denizli’ye gelişini, o günleri yaşayanların ağzından, şöyle anlatıyor;

Atatürk, Denizli iline 4 Şubat 1931 günü teşrif etmişlerdir. Bu gezi Ata'nın "Büyük Ege Gezisi" olarak bilinen program içinde bulunmaktadır. 4 Şubat 1931 Çarşamba günü sabahleyin saat 8.10'da Aydın'dan hareket eden özel tren ATA'yı aynı gün saat 13.00'te Denizli'ye getirmiştir.

İki gün öncesinden Büyük Kurtarıcı'nın Denizli'yi teşriflerini öğrenen halk erken saatlarda istasyonun bulunduğu çevreyi doldurmuş idi. Binlerce Denizlilinin gösterdiği coşkun tezahürat ve sevgi gösterisi arasında trenden inen Atatürk halkı selamlıyarak geçmişler ve istasyon caddesinden beraberindeki zevatla birlikte otomobillerle o zamanki CHP binasına gelmişlerdir.

Esasen Atatürk'ün misafir olarak kalacağı bina olarak bu yer hazırlanmış bulunuyordu. Bir müddet bu binada istirahat eden Atatürk, Çamlık yolu üzerinde bulunan ve o zaman için Ispartadaki 5. Kolorduya bağlı 51. Piyade ve 33. Topçu Alaylarını ziyaret etmiş ve konu edilen Alayların subaylarından müteşekkil bir grup Ata'yı karşılamışlardır. Alayların ziyareti sırasında Isparta'dan gelen Tümgeneral Mustafa İzzet de bulunuyordu.

Askeri birliklerin ziyaretini müteakip Öğretmen Okulu'na gelmişler, sınıflara girerek öğrencilere sorular sormuşlar ve yöneticilerle öğretmenlerden eğitim öğretim konularında bilgi almışlardır.

Öğretmen Okulu’nun tetkikinden sonra Büyük Ata, İl Makamını, CHP İl Merkezini ziyaret etmişler ve buradan doğruca Denizli Memleket Hastanesi’ne gitmişler, hastaneyi en ince teferruatına kadar tetkik etmişlerdir. Bu arada hastalarla da hasbihal eden Atatürk, Hastane Baş Hekimi Dr. Hamdi Berkman'a hastanenin tertip, düzen ve temizliğinden dolayı teşekkür ve kendilerini tebrik etmiştir.

Devlet hastanesinden sonra Atatürk Belediye’ye gelmiş ve orada toplanan yüzlerce Denizliliyi tekrar selamlamıştır. Belediyede halk temsilcileri ile bir süre görüşüp, halkın ve şehrin ihtiyaç ve imkanları üzerinde gerekli tavsiyeleri yapmış ve belediyeden ayrılırken de belediye başkanına: ‘Gerek geçen defaki gelişimde, gerek bu gün Denizli halkının hakkımda gösterdiği hissiyattan mütehassis oldum. Teşekkür ve muhabbetlerimin muhterem halka iletilmesini rica ederim’ diyerek veda etmişlerdir.”

 

Atatürk İstasyonda, Denizli’nin ilk Milletvekillerinden

Bektaşi dedesi Hüseyin Bababalım ile Sohbet Ediyor

Belediye Personel Müdürlüğünden emekli Rıza Akan’a göre, Atatürk'ün Denizli'ye gelişinde çekmiş olduğu fotoğrafın anısı şöyle;

“4 Şubat 1931 Çarşamba günü Ata'yı karşılamak üzere yüzlerce kişi istasyon caddesini doldurmuş, sel gibi akıyordu. Ben de o günün imkanları ile sağladığım bir fotoğraf makinası ile istasyona indim. Öyle müthiş bir kalabalık vardı ki, bu durumda Ata'nın fotoğrafını çekebilmenin imkanı yoktu. Ata'yı getiren özel Tren saat tahminen 13'e doğru istasyona girdi. Trenden önce muhafız erleri ve koruyucu polisler indiler. Vagonlara değecek kadar yaklaşan kalabalığı zorla geriye çektiler. Atatürk beraberindekilerle trenden indiler. Bu sırada kalabalık içinden bir çocuk sesi "Eziliyorum, kurtarın beni ölüyorum" diye bağırıyordu. Kalabalık o kadar çok ve kesif idi ki, ezilenler bile olmuştu. Ben hemen çocuğun olduğu yere koştum, kalabalık arasından çekip kurtardım. Bu çocuk halen Ankara'da Avukatlık yapan Saffet Olgaç idi. Atatürk istasyondan önce yaya olarak yürüdüler. Bu sırada elimdeki fotoğraf makinası ile bir fotoğrafını çekmeye muvaffak oldum.”    

 

Atatürk, İstasyon’dan Ayrılıyor

Denizli’de pamuk çırçır işleri ile uğraşan Hüseyin Nişli de Atatürk’ün Denizli’yi ziyareti ile ilgili bir anısını şöyle anlatır:

“Bu günkü Sanat Enstitüsünün (yıkılan Endüstri Meslek Lisesi binası) bulunduğu yerde benim özel bir elektrik enerjisi üreten dinamom vardı. O zaman şehrin elektrik enerjisini ben bu dinamo ile veriyordum. Akşam tahminen saat 8 sıralarında bir yetkili kişi geldi ve beni Atatürk'ün görmek istediğini söyledi.

Birlikte Ata’nın istirahatlerine mahsus bulunan şimdiki dispanser binasına gittik. Beni içeriye aldılar. Atatürk bana baktı ve: “Sen Rumelilisin” dedi. “Evet Paşam” dedim. Nereli olduğumu sordu, söyledim. Memnun olduğunu bildirdi ve elektriğin saat kaça kadar verildiğini sordu. Kendisine mutat saatten daha fazla elektrik vermek üzere emirlerine amade olduğumu bildirdim. Memnun oldular.”

Atatürk’ün ziyaret ettiği Hükümet Konağı’nın bulunduğu Hükümet Caddesi

 

Atatürk Denizli Hükümet Konağı Önünde

 

         Gazi Mustafa Kemal Paşa Denizli’ye geldiğinde, daha sonra Demokrat Parti Denizli Milletvekili ve Adalet Partisi Denizli Senatörü olarak görev yapacak olan, Baha Akşit (Doğum:1914, Ölümü:1995) Ortaokul 2.sınıf öğrencisidir ve Gazi’nin okulda gireceği sınıflardan biri de Baha Akşit’in sınıfıdır. Baha Akşit, o günü şöyle anlatıyor:

         “1931 yılında Atatürk, Denizli’yi ziyaret ederek şereflendirmişti. Bizim okula da geleceği söylenmişti. Bir müddet sonra Atatürk geldi. Atatürk orta boylu tahminen 1,68 boyunda, sol elinde melon şapka, saçlar pırıl pırıl sarı, keskin mi keskin bir çift göz, içeriye girdi ve akabinde uzun boylu adamlar (Vasıf Çınar, Fahrettin Altay gibi) sınıfı doldurdu. Bizim yaşımıza göre dev gibi adamlar sınıfa yerleşince hepimizin içine ürperti, bir korku doğdu. Hatta bazı sınıf arkadaşlarım bana sonra söylediklerine göre başlarını dahi yukarı kaldırmaya cesaret edememişler.

         Atatürk geldikten sonra sıranın başına geçti, sağ elini sıraya dayadı, siyah tahtanın önünde durdu. Lütfi Hoca bana gözüyle baktı fakat kalk demedi. Ben, derse kaldırma manası alarak Atatürk’ün huzurunda derse kalkmanın heyecanı ile fırladım, hatta düğmelerimi yolda iliklediğimi hatırlarım. Tahtanın başına geçtim.

         Atatürk sordu ben cevapladım. Ben o anda Atatürk’ün ne sorduğunu benim de ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum.     Atatürk, benim bu sorular karşısında verdiğim cevaplardan çok memnun kaldı, saçımı okşadı ve gitti. Ben, heyecanımdan Atatürk’ün elini dahi öpmeyi akıl edemedim.

Ben ortaokulu, 1932 Türkiye’sinde şimdiki Denizli Lisesi’nde bitirdim. O zaman lise Denizli’de açılmamıştı.”

 

 

Atatürk’ün derslere girdiği Denizli Orta Okulu ve Muallim Mektebi (Öğretmen Okulu)

 

Atatürk, Denizli Memleket Hastanesi Baş Hekimi Dr. Hamdi Erkman’dan bilgi alıyor.

        

Atatürk’ün ziyaret ettiği Denizli Memleket Hastanesi

Cevdet Şemsioğlu da Atatürk’ün Denizli’ye gelişine tanık olanlardandır;

         “1931 yılında, Gazi’nin Denizli’ye geldiği gün, okula gitmedim. Son derece yıprak elbiselerimle dikkati çekeceğimden utanıyordum. O yıllarda dayımın lokantasını oğulları işletirdi. Onlar da babaları gibi bu tip önemli ziyafetlerde sofra tanzimi, turp ve salata tabaklarını düzenlemede görev alırlar, ben de onlara çıraklık eder ve bu arada da karnımı esaslı bir şekilde doyurur; böylece yıllarca devam eden bu Belediye ziyafetlerinde Denizli’ye gelen ünlüleri ve generalleri tanımış olurdum. O gün de, bir adamın telaşından, Gazi ve maiyetinin yiyeceği kuzu butu ve yumurtaları ve birçok eşyayı taşırken gördüğümde anladım.

         Vakıf hamamı yanındaki CHP binası (şimdiki Atatürk ve Etnoğrafya Müzesi Binası) ile hamam binası arasındaki boşluğa, bir ay kadar evvel, iki vardiya halinde çalışılarak Nafia Müdürlüğü nezaretinde üst kat için beton direkler üzerine lavabo ve bir tuvalet yapılmış, tuvalete emaye bir sürahi konmuştu. Böylelikle sofaya açılan bir pencere kapı haline getirilerek tuvalet ve lavaboya giriş sağlanmıştı. O zaman parti başkanı Avukat Sait Tokatlı’nın anlattığı üzere yatak odası, gardrop, karyola, yatak, yorgan, terlikler, salon ve diğer odaların mefruşatı İzmir'den satın alınmak suretiyle temin edilmişti. Ahşap ayna ve oymaların aralıklarına demetler dolusu kır menekşeleri koymakla, salon ve diğer odalar fark edilir bir menekşe kokusu ile dolmuştu. Yatak odasında, teşhis edemediğim bir erkek losyonu şişesi, dolu bir halde duruyordu. Karyoladaki yorgan yüzü, ağda rengi bir ipektendi. Bunları teker teker tetkik ettim. Binanın üst bekçisi, Hulusi Oral Bey’in sokağından tanıdığım Sovancıoğlu idi.

 

Atatürk’ün Denizli’de bir gece yattığı Cumhuriyet Halk Fırkası (CHP) binası

 

         Gazi'nin yattığı gece, hamamın kubbesinde, yanında bulunan o zaman daha yıkılmamış olan Kimon Pandazop'un un fabrikası (yıkılan Endüstri Meslek Lisesi binasının bulunduğu yer) iç avlusunda, o zaman daha henüz açılmamış olan şimdiki Kayalık Caddesi ağzı ile keza istasyon Caddesi Ulu Cami önündeki alanda silahlı askerler bekliyordu. Ziyafet, parti binasının girişten soldaki ilk odasında veriliyordu. İzmir'den alınan mobilyalarla birlikte, orijinal yağlı boya natürmort bir çiçek tablosu vardı. O zamanki Belediye, (Bayramyeri İkinci Ticari yol köşesinde şimdiki Ziraat bankası’nın bulunduğu yer) Rum Kosti’nin evine küçük bir tadilat yapılarak belediyeye çevrilmişti. İçi yeşil boyalı Riyaset odası, elektrikten başka iki adet daha lüks lambası ile aydınlatılmış olduğundan esas parti binasından bakılınca nur gibi parlıyordu.

 

Atatürk’ün ziyaret ettiği Denizli Belediye Binası

 

         Dayımın lokantası da Belediye’nin karşısında bulunduğundan, lüzum duyulan şiş kebaplarını, dayımın dükkan komşusu tütüncü Nihat Vereskala’nın odacısı Fahri ile parti binasına biz taşıyorduk. Parti binasının yemek odasında, kapıya dik gelen uzun yemek masasının sağ ve baş köşesinde Gazi Paşa, solunda, kırk yaşın üstünde, kumlu griye bakan ceketi ve kıvırcık sarı saçları kısa kesilmiş bir ingiliz misafir bulunuyordu. Servis yapan garson, rahmetli ağabeyim yakışıklı Sabri idi. Elinde iki kayık tabakla bu iki misafire fıstıklı, künarlı, kızıl üzümlü kuzu içi pilavı tevzi ediyordu. Ellerimizdeki böbrek ve kuzu şişlerini ağabeyime vermek üzere beklerken, Sabri ağabeyim telaşla yanıma geldi “Bizim oğlan, bizim oğlan, pilav dağıtırken ayağım kalın halıya takıldı, bereket hemen toparladım, pilavı dökmeden dirseklerimin üzerine kapaklandım. Çok mahcup oldum” dedi. Gazi de “Dikkat et çocuk!” demiş.

         Aradan yarım saat kadar bir zaman geçmişti ki, şöyle bir söz yayıldı: “Gazi hazretleri gitti, yalnız maiyeti kaldı”. Sonra, aynı çocukla tabakları boş dükkanlara taşıdık.”

 

6 Şubat 1931 tarihli Hakimiyeti Milliye Gazetesi

 

         Atatürk, kaldığı bir gün içinde büyük ilgi ve saygı sevgi gördüğü Denizli’den mutlu ayrıldı. İzmir, Aydın ve Denizli,’yi kapsayan Ege gezisi amacına ulaşmış, toplumun Cumhuriyet’e ve devrimlere bağlılığı kendisini ziyadesiyle tatmin etmişti.

         Denizli’den İzmir’e giden Atatürk, 7 Şubat günü Balıkesir’i ziyaret eder. Balıkesir’den tekrar İzmir’e dönen Gazi, 8 Şubat günü deniz yolu ile Antalya’ya doğru yola çıkar. Ege vapuru ile seyahat eden Atatürk, 10 Şubat günü Antalya’ya gelip bir gece kalır ve ertesi gün aynı vapur ile Silifke’ye gitmek üzere ayrılır. 11 Şubat günü Silifke, 12 Şubat günü Mersin ziyaret edilir. Mersin’den trenle Adana’ya geçen Gazi, 16 Şubat günü buradan Konya’ya gider. Konya’da uzun bir süre kalıp dinlenen Atatürk, 18 Şubat günü geldiği Konya’dan 3 Mart günü ayrılır ve Ankara’ya döner.

 

         Gazi Paşa’nın, Menemen’deki, gerici ayaklanmadan sonra, yaklaşık 40 gün süren bu gezisi, Ege Bölgesi’ni, Akdeniz Bölgesi’ni ve İç Anadolu’nun merkezi Konya’yı kapsayan önemli bir gezidir. Mustafa Kemal Paşa, bu gezisinde Cumhuriyet devrimlerinin yıkılmaz bir kale olduğunu tüm vatandaşlara bizzat duyurmak istemiştir.