M. Kemal ve Bağımsızlık

20. yüzyıl başları imparatorlukların yıkılması ve ulus devletlerin doğuş sürecine denk düşer.

1. Dünya Savaşı sonrası Avusturya ve Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı. Osmanlı'yı batı emperyalizmi yıktı. Yıkılan Osmanlı'nın Anadolu ‘ da külleri arasında kalan korun (ateşin) tutuşmasından  Türkiye Cumhuriyeti Ulus Devleti doğdu. Batı ve içerideki işbirlikçi, Padişahcı güçler Cumhuriyetin kurulmasını bir türlü hazmedemediler  (benimsemediler).   O nedenledir ki; bu ikisi M. Kemal düşmanlığında birleştiler. Padişahlık kalsa, M. Kemal sadrazam olsaydı bu zihniyet yerden göğe sığdıramazdı M. Kemal' i.  Onların derdi saltanatın yıkılması ve Şer'i Hükümet Sisteminin değiştirilmesidir.

M. Kemal' in düşünce olarak beslendiği iki ana damar vardır. Birincisi bağımsızlık,  ikincisi aydınlanma.  Bağımsızlık emperyalizme ve fiili işgale karşı başkaldırmakla başladı. Aydınlanma ise akıl ve bilim yoluydu. Genç Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluş felsefesi bu değerler üzerine oturdu.

‘’Keşke Yunan gelseydi,  Cumhuriyet kurulmasaydı, bizim gâvur, elin gâvurundan daha kötü’’  diyenler, 20. yüzyılı ve ülkenin geleceğin, ‘’Bağımsızlık,  Bayrak, Vatan, Cumhuriyet ‘’ değerleri üzerinden değil;  salt -Saltanat Sistemi-üzerinden bakıyorlar. Psikoterapiye muhtaç bu tarihsel miyopluk, bağımsız olmadan Yunan işgali altında bayrağımızın dalgalanmayacağını göremez. Bu körlüğün kaynağı çok eskilere dayanır.  ‘’Bizim gâvur’’ dediği, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ nı başlatan Kuvay-i Milliyeci, Bağımsızlıkçı, Yurtsever Cumhuriyet kurucularıdır. Tabii ki, bunların başında 19 Mayıs 1919 günü bağımsızlık ateşini yakarak Samsun'a çıkan M. Kemal vardır. Yurtsever olmak hamaset nutku çekerek değil,  gereğini yapmakla başlar. M. Kemal gereğini yapmak üzere 19 Mayıs 1919'da ey leme geçmiştir.

Osmanlı da Cumhuriyet de bizimdir, bizim tarihimizdir. Emperyalizmin şemsiyesi altında durarak bu ikisini çatıştırmakla gelecek kurulamaz. Gelecek dünün ve bugünün artı ve eksilerinden çıkarımlar yaparak kurulur. Kendi tarihini ve ulusunu bu denli aşağılayanlar ulus bilincinden yoksun olanlardır. Türkiye'nin bağımsızlık savaşı mazlum halkların kurtuluş mücadelesine örnek olmuştur. Onlar için M. Kemal bir simgedir. ‘’Bağımsızlık karakterimdir.’’  diyen bir insan için yaşam, bağımsızlıkla özdeştir. M. Kemal ‘’ ya bağımsızlık, ya ölüm’’  emrini verirken bağımsızlığı yaşam biçimi olarak benimsemiş, çağımızın en büyük devrimcisi olmuştur.

M. Kemal'in düşüncesini yenebilmenin tek yolu içerde işbirlikçiler yaratmaktı.  Emperyalizm ve günümüzün küresel güçleri işbirlikçi yaratmanın yolunu gayet iyi biliyorlar. Siyasetin inanç, mezhep ve etnik yapı zemininde çizimlenmesi bu nedenledir. Ülkemiz ve Ortadoğu halklarının yaşadığı terör ve savaşın temel ayağı burada. Bu ayağın altında petrol savaşı yatıyor.  Küresel güçler:   ‘’Ortadoğu'nun geleceğini biz belirleyeceğiz.’’  ,  ‘’ Sınırları biz çizeceğiz.’’ diyorlar. Biz küresel güçlerin oyununa düşmeden, içerde birbirimizi ve M. Kemal'i iyi anlamalıyız.  Belirttiğimiz bu işbirlikçiliğin dayanağı din <<İslam>> değil,  siyasallaşmış dinciliktir. Vurgulamaya çalıştığımız kutsal inançlar değil, inançların siyasette kullanılmasıdır.

Yurtsever insanlar işbirlikçilerin tuzağına düşmez.  Ülkemiz yurtseverlik temelinde, Cumhuriyet'in temel ilkelerinde özgürlük ve barış içinde bir arada kardeşçe yaşayabilmenin yolunu bulacaktır. Mümin, mütedeyyin, laik olabilirsiniz. İnancınız, etnik kökeniniz, siyasal tercihiniz farklı olabilir. Liberal, sağ ya da sol olabilir, hiç önemli değil. İçinde bulunduğumuz nesnel koşullar 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmanın tarihsel anlamını, Cumhuriyet ve demokrasinin temel değerlerini doğru anlamamızı zorunlu kılıyor. Gün o gündür. Cumhuriyetimizi daha demokratik, siyasi, demokratik kurum ve kuruluşlarımızı daha iyi işler hale getirmeliyiz. Kimseyi dışlamadan Cumhuriyet'in, demokrasinin değerlerinde buluşmalıyız. Yurtseverliğin, sosyolojik ve ulusal ahlâkın, birlikte yaşamanın gereği budur.