Doğayla başbaşa

Geçenlerde yakın çevrede bir gezinti yapalım istedik. Akyaka’nın sahilinden sonra yakınlardaki köylere uzandık. Bir ara yamaçta en yukarıdaki mahallelere kadar çıktık.  Gezi esnasında hamlaşmış bedenimizin istirahat isteğini kırmamız mümkün değildi.  Yorulmuştuk. Oturup dinlenmek istedik. Sahilde bir çay bahçesine geçtik. Sivrisineklerin izin verdiği ölçüde bir taraftan çayımızı yudumlarken bir taraftan da sohbet edelim istedik. İçinde kendisini sessizce demlenmeye bırakan bergamot aromalı (olmazsa olmazımdır…) çayımızın nostaljik semaveri hafif bir ıslık sesiyle sohbetimize eşlik etti.

İnsan gerçekten modern kent yaşamından sıkılıyor. Denizli’nin her ne kadar İstanbul, Ankara, İzmir  kadar karmaşık, stresli ve yoğun günlük yaşantısı olmasa da hafta sonu insan yine de biraz ferahlamak adına değişiklik istiyor. Günümüz insanının en çok ıstırap çektiği durumlardan biri de tükenmişlik sendromudur. Sıkıldığında kendini kent dışına atarak biraz rahatlamak iyi gelecek diye düşünüyor, insan. Malum Denizli’nin yarısı yazın il dışında oluyor. Hele hafta sonları bir hayli sakinleşiyor ilimiz. İnsanlar modern kent yaşamının getirdiği sıkıntılardan kurtulmak için sessiz sahil kentlerini, kasabaları ve köylerin nispeten daha sakin güvenli dünyalarını tercih ediyorlar.  Akyaka bunlardan biri. Çevresindeki daha bakir yerleşim alanları ve muhteşem doğasıyla cezbedici bir görünüm sergiliyor. 

Yaz aylarını Çeşme’de geçiren bir dostum buraya yerleşmenin hayatında verdiği en iyi kararlardan biri olduğunu söylediğinde aslında şaşırmamıştım. Gerçi son zamanlarda artan nüfustan bir miktar muzdarip olduğunu söylese de verdiği karardan vazgeçmeyeceğini söylüyor. Bence iyi de ediyor.

Yaylacılık da Denizli’de oldukça yaygın olarak  kullanılıyor. Hafta sonları ya da günübirlik doğayla baş başa kalabilmenin en güzel yollarından biri yaylacılık. Doğayla, toprakla haşır neşir olmak, ekip biçmek bir derin nefes almak insanı rahatlatır, dinçlik ve dinamizm verir. Bu yüzden imkânlar ölçüsünde bu tür fırsatların değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bir tarafta deniz bir tarafta yeşille birlikte doğal güzelliklerin cömertçe sergilendiği nadir yerleşim yerlerinden birinde yaşadığımızın farkında mıyız bilmiyorum. Boşa gitmesin bunca güzellik. Alın başınızı usulca dalın bu güzelliklerin sakin dünyasına…

Sadece Akyaka evleri ve Babadağ’ın yaylalarına baktığımızda bile bir hayli yatırım yapıldığından söz edebiliriz. Belki hafta sonları kalmak, stresli şehir yaşamından bir miktar da olsa uzaklaşabilmek adına yapılan bu yatırımların sadece maddesel bazda; inşaat, taş, toprakla sınırlı kalmaması gerekir. Bu işin de bir ruhu olduğunu unutmamak icap eder. Ruh dediğim, mimari yapıdan komşuluk ilişkilerine kadar birçok alanı alakadar ediyor. İçinde hoş sohbetlerin demlendiği, samimiyetin daim, güvenin kaim olduğu bir farklı dünya sunabilmeli insana o mekânlar…

Akyaka’da olsun diğer sahil şeridindeki yerleşim birimlerinde olsun bu yıl biraz daha fazla satılık tabelası gördüm. Belki de sadece bir hafta sonu hoşça vakit geçirmek amacıyla onca paraya mal olan o güzelim mekânların, bir süre sonra devre dışı kalmasının elbette bir takım gerekçeleri vardır.  Bazılarının artık o hafta sonu tatil anlayışından uzaklaşılması nedeni ile elden çıkartılmaya çalışıldığını biliyorum. Oysa doğayla baş başa olmak gerçekten depresif ruh halinden, genel sağlığa kadar birçok alanda insana iyi gelen bir imkân sunar. Bir furyaya kapılıp sahiplenme duygusu içinde değil de gerçekten bilinçli bir şekilde, ihtiyacın farkında olarak yapılan yatırımlar insanlara bu konuda hizmet vermeye devam edecektir.

Doğayla baş başa kalmak elbette iyi bir soluklanma yöntemidir. Ancak yeterli değildir. İnsanın kendinden vazgeçtiği, ruhunu dışarıda bıraktığı her durumda olduğu gibi, kendinden vazgeçerek doğaya dönmesi de uygun değildir. Doğanın içinde olmak ama, kendisiyle ve sevdikleriyle birlikte…

Biz insanlar birlikte bir yaşam üzerine yaratılmışızdır. Yalnız kalmak ve yalnız yaşamak doğamıza aykırı bir durumdur. Doğaya ne kadar yakın yaşarsanız yaşayın bu sevdiklerinizden arındırılmış ise size getireceği yarar son derece sınırlı olacaktır. İnsan insanla yaşar. Doğa elbette bu yaşamı zenginleştirecek değerlerden biridir.

Evcil hayvanlarla kurduğumuz ortak yaşam da zenginliklerimizden biri olarak sayılabilir. Doğa, hayvanlar ve insanlar, biri diğerinin alternatifi olamaz. Evinde kedi, köpek besleyenler; “hayvanlar insanlardan daha insan” diyerek aslında sadece bir savunma geliştirmektedirler. İnsanlıktan nasibini almamış kimi varlıkların olduğundan elbette haberdarım. Ne var ki bu durum insan olan insanların kıymetini anlamamıza yarayan bir unsur olarak değerlendirilmelidir. Bu tiplerin varlığı insanların yüceliği gerçeğini değiştirmez.

İnsan, hayvan ve doğa birini diğerinin yerine ikame ettiğinizde sağlıklı bir şey yapmış olamazsınız. Bu muhteşem üçlüyü bir bütünlük içinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Yaşam pazılımızdaki eksiklikleri kabul edip bir bütünlük içinde yaşamak her şeye rağmen mümkündür. Yoksa sağlıklı iletişim ve sevgiyle örülen birlikte yaşamın tadını hiçbir şey veremeyecektir.