AÇIK ÖĞRETİM NE ÖĞRETİYOR

Hafta sonu açık öğretim sınavlarına girdim. Kamu Yönetimi okuyorum. Sadece sınavlarına girip çıktığım için kaçıncı sınıf olduğumu bilmiyorum. Galiba son sınıf olmalıyım.

Fen Edebiyat fakültesinde girdiğim sınav sonrası bina sorumlusu Prof Dr Nuri Kolsuz ile ayaküstü biraz sohbet ettik. Bana şimdiye kadar hiç sorulmayan soruyu sordu; “Neden bu bölümde okuyorsun?” Okuyorum diye, genellikle takdir almaya alışkın olan ben doğrusu biraz şaşırdım. O devam etti. “İş değişikliği yapmayacaksan, halihazırda uğraştığın sağlık ve eğitim işlerini yapmak için bir kamu yönetimi diplomasına ihtiyacın yok. Derslerdeki bilgi ise, yaptığın işler ile fazla ilintili değil. Bir kamu kuruluşunu yönetme düşüncesinde isen onu bilemem” Ona yaptığım izahatı sizlerle de paylaşmak isterim.

Benim kamu yönetiminde okumam sonuç odaklı olmaktan ziyade bir sürecin sonucu. Şöyle ki; üniversitenin işletme müdürlüğünü yaptığım dönemde yönetim olgusunun bir eğitim ve bilim yönü olduğundan hareketle “Yönetim Organizasyon” üzerine iki yıl süre ile yüksek lisans dersleri almıştım. Bu derslerden yönetim, işletme, işveren,  işgören, kısacası insanı tanımak adına çok şey öğrendim. Sonrasında Felsefe bölümünde aldığım yüksek lisans dersleri ile bunu pekiştirdim. Bu çabalarım bir diploma sahibi olmaktan ziyade, bilgi sahibi olmaya yönelik idi ve öyle de oldu.

Açık öğretimde okumak ve ikinci bir diploma sahibi olmak ise hayalimde vardı. Kamu yönetimini tercih etmemin nedeni almış olduğum yüksek lisans derlerinin tamamlayıcısı olarak görmemdendi. Nitekim ilk derslerin birebir örtüşmesi neticesi ne ders çalıştım, ne de soru çözdüm, sadece sınavlara girmekle yetindim ve yüksek notlarım nedeniyle teşekkür beratı bile gönderildi. Yalnız bu çalışmadan sınava girme bende bir yönteme dönüştü. Artık öğrenmekten ziyade çalışmadan ne kadar başarılı olacağımın merakını giderme derdinde idim. Hiç görmediğim ders konularında bile gösterdiğim başarı bende açık öğretim yöntemine karşı derin kuşkular oluşturdu. Daha düne kadar yanlış cevapların doğrulardan eksiltmediği ve çan eğrisinin geçerli olduğu bir eğitim yönteminden bahsediyoruz. Bu yöntemle bir şeylerin öğrenildiğine inanamaz oldum. Nitekim Pasvak’da, sosyal hizmetler alanında bir elemana ihtiyacımız olduğundan, birkaç defa açık öğretim ön lisans mezunu ile muhatap olmak durumunda kaldım. Onlardan bu alanda ön lisans programını okumakla ne kazandıklarını bir paragraf halinde izah etmelerini istedim. Hala merak içindeyim, ne istediğimi anlamamış gibi bakmaları, benden mi yoksa onlardan mı kaynaklı.

Benim kanaatim odur ki, bu açık öğretim yöntemi yeniden gözden geçirilmeli. En azından verilen diplomaların değeri sorgulanmalı. Özel sektör bunun farkındadır, ama kamuda yükselme ve atama bakımından açık veya örgün diplomalar arasında bir farkı yok.

Açık öğretim sosyoloji bölümünde okuyan Sınıf arkadaşım Dr Naz Yeni’nın tespiti ile mesele öğrenmek ve bilmek değil, bilgiyi içselleştirmek. Bu da ancak tartışmak ile mümkün. Hali hazırda bir lisans diploması ve bir işi olan okurlarıma buradan bir tavsiyem olsun. Eğitimlerine devam etmek isterlerse yüksek lisans derslerini tercih etsinler. İllaki Ales sınavına girmek, yüksek lisansa müracaat etmek ve tez hazırlamak gerekmiyor. Misafir öğrenci olarak ders almak mümkün. Örneğin sosyal bilimler enstitüsünün ders programı o kadar çok ve çeşitli ki, mutlaka merakınıza uyan bir ders bulursunuz. Bu ders için az miktarda bir harç yatırıyorsunuz, sınavlarına isterseniz girersiniz. Dersler mesai dışında, fakültenin ilgili bölümlerinde ve sohbet niteliğinde oluyor. Bildiklerinizi, öğrendiklerinizi içselleştirme imkanı veren bir sohbet ortamı. Size hocalık yapan akademisyen de, sizin saha tecrübenizden faydalanarak bir şeyler öğreniyor…