YEŞİL FİNANSMAN

Özellikle gelişmekte olan dünya ekonomilerinin en sık tartıştığı ve sıkıntığı yaşadığı makro kavramların başlarında “büyüme” gelir. Bunun yanısıra hem gelişmiş hem gelişmekte olan ekonomiler, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve istikrarı temin edebilmek için sürekli arayış içerisindedir. Yeni sektörler, yeni üretim modelleri, konjonktüre göre üretimi ve tüketimi kısma veya artırma politikaları, tasarruf modelleri hep konuşulagelir. Bu çabalar hep mikro/makro ekonomik aktivitenin gerçekleştirilerek milli gelirin milli gideri karşılayacak düzeyde olması ve elbette gelir fazlası verilerek büyüme denilen olgunun temini içindir.

Peki bu amaca ulaşılırken çevrede bir problem oluşur mu? Veya ekonomik enstrümanlar çevreyi hiç düşünür mü? Mesela Denizli bir tekstil şehridir. Tekstil sektörü sancılı bir dönemden geçmektedir. İç piyasaya yönelik üretim ve hasılatlar düşük düzeylerde seyretmektedir, karlılık dış piyasaya nazaran daha yüksektir. Dış piyasaya yönelik cirolar iç piyasaya nazaran daha yüksek olmakla birlikte karlılık oldukça düşük düzeylerdedir. Tekstil fabrikalarından baskı-boya birimlerine sahip olanlar bu birimlerinin performanslarına ayrı bir önem vermektedirler. Neden? Çünkü şu an tekstil fabrikalarının en karlı birimi baskı-boyadır. Peki, bu birimlerde kar hedefleri iştah kabartırken, örneğin bir ton boyama yaparken kaç ton temiz su kirletilmektedir? Bilinmektedir ki, atık  su  kapasitesi  günlük  boyanacak iplik, örgü veya kumaş  miktarının yaklaşık 100 misli civarındadır. 1 kg iplik  boyamak için 70 lt ile 130 lt arasında su kullanılmaktadır (bir ton boyama için 80 ton su gitmektedir)Kirlenen su kirli olarak doğaya mı bırakılmaktadır, yoksa arıtılarak mı bırakılmaktadır yada arıtılarak tekrar mı kullanılmaktadır? (fabrikalar atıf sıcak sudan geri faydalanmakta, diğer kirli su sanayi bölgelerindeki arıtmalara aktarılmaktadır).Bu bilgilerden çıkarılacak en özet sonuç, ekonomik bir değer elde edeyim derken aynı zamanda tonlarca su kirlettiğimiz gerçeğidir. Eskiden yeraltından su çıkınca “oh be suya bak” denirdi, şimdiler de yeraltından su içmeyi bırakın kullanmak bile cesaret ister hale geldi. Bunun yanısıra, eksiden 1 metreden su çıkarken, şimdi metrelerce inilmesine rağmen su bulunamamaktadır. Bulunan da kana kana içilebilecek bir su değildir.

Bu örnekle dikkat çekmek istediğimiz husus, üretimin çevreye duyarlılığı varmıdır? Yok diyorsak önlem alınmaktamıdır?

Tam bu noktada Çin önemli bir uygulamaya imza attı. Çin, yılda 440 Milyar Dolar maliyete sebep olan çevre kirliliği ile mücadele amacıyla beş pilotbölgede yeşil finansman (greenfinance) uygulaması başlatmıştır. Pilot bölgeler Guangdong, Guizhou, Jiangxi, Zhejiangve Sincan'ınbatısı. Uygulama ilebirlikte finansal kuruluşlara, çevre dostu endüstrileri desteklemeleri amacıylakredi ve özel fonlar sağlamak üzere çeşitli teşvikler verilmesi planlanmıştır.

Uygulama sayesinde bankaların, emisyon ticareti ve su kullanım izinleri dedahil olmak üzere yeni finansman mekanizmalarını kullanmaları teşvikedilecektir. Pilot programlarla ayrıca yeşil sigortanın gelişiminin hızlanmasıbeklenmektedir.

Çin, son otuz yıldır ekonomik büyüme uğruna çılgınca bir ekonomik performans sergilemeye çalışmaktadır. Tabi bu uğurda çevreye ciddi negatif etkiler bırakılmıştır. Şimdilerde ise, bu etkilerin telafisi ve önlenmesi adına temiz enerji kullanımı teşviki, yeşil tahvil uygulamaları ve bir dizi yeni finans politikaları devreye sokulmaktadır.Çin hükümeti, çevre kirliliğini önleyici bu politikaların 5 Trilyon Yuan’a yakın bir yatırım maliyeti gerektirdiği, bunun yaklaşık %15’ini devletin, kalanını ise üretken sektörlerin karşılayacağını planlamıştır. Ne diyelim, Yeşil Finansman bize de iyi gelebilir.