SOSYAL SORUMLULUK BİR YAŞAM TARZI OLMALIDIR.

Sanal ortamda dolaşan ve yabancı petrol şirketlerinden akaryakıt alınmaması yolu ile fiyat indirimini zorlayalım diyen bir metin var. On yıl kadar önce ortama sürülen bu metin, zaman zaman çeşitli kanallardan yeniden sanal ortamıma düşüyor. Bir arkadaş tavsiyesi şeklinde geldiği için onlara cevap vermek durumunda kalıyorum. Kısaca diyorum ki;

Ben zaten kendimi bildim bileli yerli firmalardan alıyorum. Dahası Amerika Irak’a gireli beri kola içmiyorum. Oğlum diyor ki; “Baba ne fark edecek, herkes içiyor.” Ona cevabım şöyle; “Bu benim yaşam tarzım.”

Bu vesile ile yerli malı tüketmek üzerine biraz durmak isterim. Bizim neslin nasıl yerli malı haftası kutladığını tekrarlamaya gerek yok sanırım. Şimdilerde eğitimde ve bilimde stratejik bir planımız ve hedefimiz yok diye başlayan serzenişleri gördükçe, bir zamanlar varmış diyesi geliyor insanın

Yine bir yaşam tarzı ile devam etmek isterim. Birisine bir hediye, örneğin bir ev hediyesi almak gerektiği zaman ben soluğu Paşabahçe de alırım. Zira Paşabahçe benim için iki kere yerlidir. Birincisi Türk malıdır, ikincisi Denizli’de üretilmektedir. Asla Çin malı almam. Yok hayır Çin’e karşı olduğumdan değil, hatta şu sıralar Çin bana batıdan daha sempatik geliyor. “Yabancı malı almam” manasında söylüyorum. Çin malı ucuzluk ile özdeş olduğu için bu konu üzerinde durmak istiyorum. Bir Çin malı ile Türk malı arasındaki fiyat farkı kişinin yaşadığı ülkesine karşı duyduğu sosyal sorumluluk kadardır. Bu fiyat farkı ile bir fabrika çalışır, bir işçi evine ekmek götürür. Üstelik ülke içinde dönen bu para gün gelir, muayene ettiğim bir hasta vasıtası ile bana geri bile dönebilir. Tüketim üretimi, üretim teknolojiyi geliştirebilmenin zeminini hazırlar.

Uluslar arası ticaret anlaşmaları ithalat ile ilgili kısıtlamalara imkan vermiyor. Yani serbest ticaretin bir gereği olarak bu mallar mecburen ithal edilecek. Diğer taraftan dar gelirli kesim için ucuz ithal mallar bir ihtiyaç. Benim sözüm imkanı olan kişilerin ülke menfaatleri açısından bilinçli bir tüketim politikasına yönelmesi üzerine.

Bugün örneklerden gittik devam edelim. Ne zaman et fiyatları artsa iktidar çareyi ithalatta buluyor. Bu kısa sürede sonuç alınabilen ve kolay bir çözüm, ancak gerçekte sorunu öteleyen bir durum. Et 25 TL ola evime giren et bir kilo artmaz, 75 lira olsa bir kilo azalmaz. Et pahalı ise bu benim üreticiye desteğimdir. Dar gelirlilere aylık et ihtiyacını karşılayacak fiş verilebilir. Bu yöntem tüketim vasıtası ile üreticiye destektir.   

Bir kongre vesilesi ile on gün kadar Kore’ye gitmiştim. Bu süre içersinde başkent Seul sokaklarında gördüğüm yabancı araba sayısı iki elin parmaklarını geçmedi ve bunların tamamı yeşil plakalı yabancı misyon arabaları idi. Milli gelirleri bizden katlamalı fazla olan bu milletin gönlü hiç mi Mersedes, BMV çekmez hayret etim doğrusu. Milliyetçilik bu olsa gerek. 

Hoş, bizim yerli malı diyebileceğimiz ürünümüz o kadar az ki, biz nasıl bu hale geldik hayıflanıyorum doğrusu. Bi yerden başlamak lazım. Mesela fabrika ayarlarımıza dönerek başlayabiliriz. Bunun yolu eğitimden geçer. Gelsin yerli malı haftası…