Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler işe yarıyor.

Bugün Bilişsel Davranışçı Psikoterapilerin duayenlerinden David BURNS’ten (İyi Hissetmek. Psikonet yayınları.) alıntılarla psikoterapilerin depresyon gibi duygu durum bozukluklarında ne denli etkili olduğuna ilişkin bilgiler sunmaya çalışacağım.

Bilişsel davranışçı psikoterapiler üç temel sav üzerine kuruludur. Bunlardan biri duygularımızın bilişlerimiz ya da düşüncelerimizle şekillendiği gerçeğidir. Buradan hareketle BDT, özellikle bilişsel çarpıtmalara özel bir önem verir. Eğer bilişlerde bir çarpıtma varsa bu çarpıtmanın sonuç olarak duygular ve davranışlar üzerinde de benzer olumsuz etkileri olacağını kabul eder.

“Biliş olaylara bakışınız, algılarınız, zihinsel tutumlarınız ve inançlarınız demektir. Bilişler, (çoğu zaman sorgulanmayan ve olduğu haliyle mutlak doğru kabul edilen…) düşünce ya da algılardır. Diğer bir değişle, bilişleriniz herhangi bir zamanda olaylar hakkında ne düşündüğünüzdür.

Duygularınız kendinize verdiğiniz mesajlardan doğar. Aslında duygularınız genellikle hayatınızda olanlardan çok,  nasıl düşündüğünüzle ilgilidir. Bu yeni bir fikir değildir. Yaklaşık iki bin yıl önce Yunan filozof Epiktetus, kişilerin “ olaylardan değil, onlar hakkındaki görüşlerinden” rahatsız olduklarını söylemiştir.

Genlerimiz, hormonlarımız ve çocukluk anılarımız nasıl düşündüğümüz ve hissettiğimiz konusunda etkili olabilirler. (Ancak) olaylar hakkında düşünme şeklinizi ve hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz. Ve bunu yaptığınızda duygu durumunuzda, görüşünüzde ve üretkenliğinizde derin ve sürekli değişiklikler yaşayacaksınız. İşte Bilişsel Terapi kısaca bu demektir!”

İkinci sav az önce ifade edildiği şekliyle çarpıtmalardır. Eğer olumsuz bir bakış açısına sahipseniz, bu duygu ve davranışlarınızda da olumsuzluğa yol açacaktır.

Üçüncüsü bu çarpıtmaların değişimlenmesinin mümkün olduğudur. Çeşitli Bilişsel terapi yöntemleri bunu kolaylıkla sağlayabilmektedir. Bilişsel çarpıtmalar değiştiğinde bunların sonuçları olan, duygular ve davranışlar ve hatta beden tepkileri de değişecek ve kişi kendisini daha iyi hissedecektir.

“Depresyona Karşı Psikoterapi mi İlaç mı? Geleneksel İlim Verilere Karşı” adlı dönüm noktası olabilecek bir makalede (Nevada Üniversitesinden araştırmacılar) depresyon çalışmalarını yeniden incelemişlerdir. İncelenen çalışmalarda depresyon ve kaygı tedavisinde antidepresanlar psikoterapi ile karşılaştırmışlardır. (İşte o çalışmadan ortaya çıkan bazı çarpıcı sonuçlar):

  • Araştırma çalışmaları genetik etkilerin depresyonun %16’ında etkili olduğunu göstermiştir. Bir çok birey için hayat şartları en önemli etkenler gibi görünmektedir.
  • …yeni psikoterapi yöntemlerinin, özellikle bilişsel terapinin en az ilaçlar kadar, bir çok hasta için de daha etkili olduğunu göstermiştir.
  • Depresyondan kurtulmanın ardından psikoterapi ile tedavi gören hastalar büyük oranda tekrar depresyona girmiyor ve yalnızca antidepresan ilaçlarla tedavi edilen hastalara göre tekrarlama ihtimali belirgin oranda daha az.

Dr. Antonuccio ve diğer yazarlar psikoterapinin depresyon için uygulanacak ilk tedavi yöntemi olduğu kanısına vardılar. Bilişsel terapinin depresyon için en etkili psikoterapilerden biri olduğunu vurguladılar.

Tabiî ki ilaç bazı kişiler için yararlı hatta hayat kurtarıcı olabilir. İlaçlar, depresyon ağır olduğunda en yüksek etkiyi sağlamak için psikoterapi ile birleştirilebilir.

Son çalışmalar psikoterapinin yalnızca hafif depresyonlar için değil, ağır depresyonlar için de faydalı olabileceğini göstermiştir.

Hiçbir tedavi bir sihirli değnek olmamakla birlikte birçok çalışmada panik atak hastaları bilişsel terapiye ilaçsız olarak o kadar iyi yanıt vermişlerdir ki, uzmanlar şimdi tek başına bilişsel terapinin bu rahatsızlık için en iyi yöntem olduğunu düşünüyorlar.

Bilişsel terapi aynı zamanda bir çok kaygı (anksiyete) bozukluğu türünde ( kronik kaygı, fobiler, obsesif- kompulsif bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu…) yardımcı olabilir. Sınır Kişilik Bozukluğu (Border Line) gibi bazı kişilik bozukluklarında bir miktar başarı ile uygulanmaktadır.

Bazı çalışmalar bilişsel terapinin yeme bozuklukları (Şişmanlık) için bilinen birçok ilaçtan ve diğer psikoterapi yöntemlerinden daha fazla, hatta en etkili tedavi yöntemi olduğunu göstermiştir.

Kısacası; sizi altüst eden zihinsel çarpıtmaları teşhis edip yok edebilecek yöntemlerde ustalaşırsanız, duygularınızla daha kolay başa çıkmayı öğrenebilirsiniz.”

Son söz; Bilişsel davranışçı terapiler işe yarıyor!