17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ SONRASINDA İNŞAAT MÜHENDİSİ GÖZÜYLE TÜRKİYE VE JAPONYA ÖRNEĞİ

Saygıdeğer okurlarım, öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

17 Ağustos 1999 Marmara depreminin 18.yıldönümündeyiz. Diliyorum ki Allah bizlere bir daha böyle anlar ve acılar yaşatmasın.17 Ağustos 1999 da yaşanan Marmara depremi ile ülkemizin deprem gerçeğinden ne kadar uzak ve çaresiz olduğunu maalesef deprem sonrasında hep birlikte üzülerek görmüş olduk. Deprem öncesinde, Deprem anında ve Deprem sonrasında yapılması gerekenleri adeta test etmiş ve ülke olarak sınıfta kalmıştık. Acı ama bir o kadar da düşündürücü bir tablo ile karşı karşıyaydık. Toplumun her kesiminde bir dizi sorumsuzluğun ortaya çıkardığı o acı tablo, adeta kendini göstere göstere gelmişti. Bir çok yasa ve yönetmeliklerin eylemde kendine yer bulmadığını, mış gibi uygulandığını gördük. Az da olsa Mühendislik hizmeti almış olan yapıların ayakta olduğuna, Mühendislik hizmetinden uzak yapılmış olan yapıların ise yerle bir olduğuna, adeta kibrit kutusu gibi yere yığıldığına şahit olduk. Hal böyle iken toplumun tüm fertleri olarak kendimize sormamız gereken tek bir soru vardı "Peki ben ne yapmalıyım, biz ne yapmalıyız."  İşte bu sorudan yola çıkarak, Mühendislik biliminin gerekliliğini ve önemini önce kendimize, hemen yanında ise yaşadığımız toplumun her kesitine anlatmak ve özümsetmek zorundaydık. İçinde bulunduğumuz tüm mekanlarda, Hava limanlarında, Demir ve karayollarında, köprülerde, barajlarda, kısacası yaşamın her anında ve alanında, İnşaat Mühendisinin önemi son derecede büyüktür. Bunu çok iyi anlatmamız gerekmekteydi. Ülkemizin farklı bölgelerinde her deprem sonrasında Mühendislik hizmeti almamış yapıların akıbeti hep hüsranla son bulmuş, acı ve felaket getirmiştir. Oysaki mühendislik biliminin tam manası ile uygulandığı alanlarda huzur vardı, sevinç ve mutluluk vardı.

“FEDAKARLIĞI GÖSTEREN TARAF MAALESEF HEP BİZ İNŞAAT MÜHENDİSLERİ OLMUŞ”

Mesleğimizin ve meslektaşlarımızın gelişmesi için hepimize düşen görevler vardır. Başta Sivil Toplum Kuruluşları ve mensupları olarak bizlere önemli görevler düşmekteydi. Maalesef ülkemizin diğer bir eksiği olarak da konuyla ilgili Sivil Toplum Kuruluşlarımızın sorumluluktan uzak, gününü gün eden yönetim anlayışı ve toplumdan ve ülke yönetiminden kendini dışlamış, demokrasiyi özümseyememiş, katılımcılığı katılanlarla sınırlı görmüş ve bu hususta hiçbir gayret gösterme cesareti olmayan, katkı koymak isteyenleri de yok sayan bir zihniyet, topluma ve hitap ettiği kesime karşı, kapalı bir kutu olma taraftarı olarak dikkat çekmekteydi. Bunun yanı sıra, ne güzel bir gerçektir ki, etrafını gören ve gelişmek isteyen bir düşüncenin ürettiği eserler, her çiçekten bal almasını ve onu özümseyerek yoğurmasını bilen bir arının ürettiği bala benzeyen eserlerle dolup taşmaktadır. Bizde bu anlayış maalesef hala henüz yerleşmiş değildir. Sürekli gelişen ve değişen dünyaya ayak uydurabilmek, Mühendislik biliminin bilinen en son noktasına hızla ulaşabilmek için birlik-beraberlik, dayanışma ve bunun beraberinde getireceği ortak fikirler, bilimsel faaliyetler, bizlerin mesleki kariyerinde, toplum içindeki hak ettiğimiz saygınlığa ulaşmamızda en önemli faktör olacak ve ekonomik bağımsızlığımızın temelini teşkil edecektir. Son derecede önemli bir mesleği icra eden vatan ve millet sevgisiyle yoğrulmuş, gerek kamuda çalışan ve gerekse serbest çalışan inşaat mühendisleri olarak, özverili ve fedakar tutumlarımız sayesinde bu günlere ancak gelebilmiş bulunmaktayız. Fedakarlığı gösteren taraf maalesef hep biz İnşaat Mühendisleri olmuş, hala da fedakarlık göstermeye devam etmekteyiz. Bizler bu kadar ağır bir sorumluluğun altında ezilirken, var olan olumsuzluklarda, arz talep dengesini oluşturan unsurlar, emek-yaşam standardı hep göz ardı edilmiştir. Bu hususu hem serbest piyasada hem de devlet kurumlarında görmeye devam ediyoruz.1950'li yıllarda kurulan ve son derece hantal yasalarla yönetilen, maalesef etkili ve yetkili bir Sivil Toplum Kuruluşumuz olmadığı için hem kendi içinde, hem kamu kurumları nazarında, hem de toplumun gözünde değersiz ve sahipsiz konuma düşmüş bulunmaktayız. Halbuki yaşadığımız depremlerde ortaya çıkan tablo bu ihmaller zincirinin bir ürünüdür. Ortada altında son model arabalarla adeta fink atan mesleğimizle yakında ve uzaktan ilgisi bulunmayan daha nice Veli Göçer'ler göreceğiz kim bilir. Her alanda olduğu gibi emeğinin karşılığını alamayan ve mutlu olamayan bir inşaat mühendisi, sağlıklı bir proje üretemez, sağlıklı bir yapı inşa edemez. İşin püf noktası aslında burada yatıyor. Ülkemizde İnşaat mühendisi değil, parası olan inşaat yapabiliyor.

Ülkemiz genelindeki bu durum çok da farklı değildi. Nihayetinde o anki mevcut hükümet Marmara depreminin ardından Yapı Denetim Kanunu'nu çıkardı. Kanun çıktığında çok da sevinmiştik nihayet bizi anladılar diye. Kanunun çıkış şekli, sanki deprem onlara etki yapmaz dercesine, kamuya ait yapılar ve ruhsata tabi olmayan yapıların kapsam dışında tutulduğu gibi ülkemizin sadece 19 ilinde uygulanmak üzere çıkmış olması ayrı bir sorun idi, nihayet sonraki yıllarda yasa tüm ülkeye şamil oldu.

“DENİZLİ’DE PROJE DENETİMİ 1985!DE BAŞLADI”

Denizli ölçeğinde de konuyu ele alacak olursak, bizler yapı denetim yasası çıkmadan önce 1985 yılından itibaren ilimizde proje denetimi ve kısmi de olsa yapı denetimini belediye ile protokol yaparak gönüllü olarak denetlemekteydik. Denizli bu açıdan Türkiye'de iyi bir örnektir. Yapı denetim Kanunu çıktıktan sonra inşaatlarda çalışan kalıpçı, demirci ve betoncu ustalarımızın da belgeli olmaları için gönüllü olarak eğitimler ve sonrasında sertifikalar vermeye başladık, ben oda başkanı olarak göreve geldiğimde 200 usta mertebesine ulaşmış olan eğitimleri dönemimde 2500 usta sayısına taşıdığımızı hatırlıyorum. Ustalarımızın eğitimi, proje denetimi ve yapı denetimi bir bütün olarak uygulandığı için Denizli de yapı kalitesinde ciddi bir iyileşme hissedilmeye başladı ve son derece sağlıklı yapılar ortaya çıktı. Biz bu düzenin bozulmaması için kuralları ihlal eden meslektaşlarımızı işin dışında tutmak maksadıyla oda bünyesi dışında bir havuz sistemi oluşturduk ve kanunlar ve kuralları bozmadan uygulayan meslektaşlarımız proje yapmasa bile masraflarını karşılayabilir hale geldi ve kurallara uygun detaylı projeler uygulama hayatına yansıdı. Dolayısıyla hatalar ve eksikler minimuma indi. Bundan hem vatandaşımız, hem de meslektaşlarımız memnun oldular.Taaki bu durumdan memnun olmayan kural tanımayan ucuz ama eksiklerle ve yanlışlarla dolu kötü proje üreten bazı meslektaşlarımızın ve emlak tacirlerinin şikayeti ile iyi niyetli ve gönüllülük esası ile yürüyen sistem önce baltalandı, sonrasında da uygulamadan kalktı. Maalesef şu anda işini gayri ciddi yapan proje büroları ile, işini ciddi yapan proje bürolarının elinden çıkan projeler ile, yine işini gayriciddi denetleyen yapı denetim bürolarının denetlediği proje ve yapılar ile denetim işini ciddi yapan yapı denetim bürolarının farkı, Allah göstermesin olası bir deprem anında ancak kendisini göstereceğinden dolayı, maalesef yanlış proje ve eksik denetim sonrası ortaya çıkan yapılar olası bir deprem anında Marmara depremindeki görüntüleri bize hatırlatmaya devam edecektir. Buna meydan vermemek için, öncelikle bir vatandaş olarak her birimiz nasıl ki bir giysi aldığımızda bile kaliteye daha yüksek para verip alabiliyorsak, yapılarımızın giysimizden daha önemli olduğunu hiç bir zaman unutmamamız en az o titizlikle yapılarımızı yapacak kişileri araştırmamız ve yapımızı konusunda uzman isimlere yaptırmamız gerekmezmi?

“MÜHENDİSLER, DEPREM BÖLGESİ JAPONYA GÖKDELENLER YAPABİLİYOR”

Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) tarafından düzenlenen “ afet zararlarını azaltma eğitim projesi ” kapsamında 24 şubat-15 mart 2008 tarihleri arasında ileri aşamalı "Afet zararlarını azaltma eğitimi " için Türkiye'de ön eğitimlerde seçilen, farklı şehirlerden 10 kişilik bir ekiple, ekip başı olarak Japonya'ya gittiğimde 100 katlı gökdelenlerin teknolojinin son geldiği noktaya göre inşa edildiğini gördük.1995 yılında bizden 4 yıl önce büyük ve yıkıcı bir deprem yaşayan Japonya'nın Kobe şehrinde 100 katlı bir gökdelen inşaatında incelemelerde bulunma şansımız oldu. Bizde Marmara depreminin yaraları bile uzun süre sarılamazken,1995 Kobe depreminde büyük can ve mal kayıpları olmuş, sonrasında büyük ölçüde yeni yapılar yapılmasının yanında, tüm hasarlı binaların ve hasarsız ama yönetmeliğe göre yapılmış eski yapıların,Yaşanan deprem sonrasında deprem yönetmeliklerinde değişikliğe gitmelerinden dolayı, eski yönetmelik şartlarına göre yapılan eski yapıların güçlendirilmesi için belli bir süre tanımışlar 2008’e kadar %70’i tamamlanmış olması, 2010 yılında tamamının bitmesini hedeflemiş olmaları, şehrin o anki görüntüsü sanki deprem yaşamamış gibiydi adeta . Ayrıca güçlendirme’yi teşvik etmek için  güçlendirme maliyetinin % 25 ’ini hükümet ve belediyenin ortaklaşa karşıladığını söylediler. Buna sebep olarak ise vatandaşın kurallara uyarak yapı yapması ancak yaşanan depremler sonrasında yönetmelik şartlarında değişikliğe gidildiğinden burada vatandaşın kaderine terk edilmediğini, devletin de vatandaşına katkı sağlama gereğini ortaya koyduğu sonucu ortaya çıkıyor. Doğrusu yapılan uygulama ve ortaya koydukları hedefleri hepimizi hayrete düşürdü. Başarmışlardı çünkü, inanmışlardı.

Peki Japonya ile bizim farkımız neydi? Başta ekonomik koşullar olmak üzere, bunu bir çok maddede sıralamamız mümkün tabiiki ama en önemlisi yasalara ve kurallara herkesin saygılı ve destekliyor olmaları diye düşünüyorum. Bizde ise çıkarılan yeni bir yasanın neresinden deleriz, neresinden esnetiriz, nasıl işlersiz hale getiririz hemen bu çabalar baş göstermeye başlıyor. iste tek fark burada kurallara uyma, insana saygı ve sevgi bütün işin özeti burada yatıyor. 2008 yılı verilerine göre Dünya genelinde 1 yıl içerisinde yaşanan Afetlerin %20 si Japonya'da olurken, alınan önlemler sayesinde Afetlerdeki ölü sayısının %3 oranına kadar düşürüldüğünü anlattılar. Burada toplum bilinci çok ciddi seviyelere ulaşmış, kobe’de nagata semtinde gönüllülerin oluşturduğu dernek çalışmaları hakkında sunum yaptılar, ardından mahallede incelemelerde bulunduk. Sunumlarında özellikle kobe depreminden sonra" afet öncesi, afet anı ve afet sonrası alınması gerekli tedbirler" hususunda mahallelerinde yaşayan insanlara sürekli eğitimler vermişler, mahallelerinin dışından gelen taleplere göre de eğitim programları düzenlediklerini söylediler. Bu eğitimlerin ve yapılan tatbikatların sürekli tekrarlanıyor olması sayesinde toplum bilincinin oluşmasına önemli katkılar sağlamış. Yeni nesiller de bu bilinçle yetiştiği için devamında bu eğitimler ve tatbikatlarda zorlanmamışlar.

“AFETLERE DUYARLILIĞI ARTIRMALIYIZ”

Japon fizikci, bilim adamı  Dr. Torahiko Terada (1878 – 1935 ) “ doğal afetler bizi , biz onları unuttuğumuz zaman vuracaktır.” sözü ile afete hazırlığın ne kadar önemli olduğunu dile getirmiştir. Japonya’nın afete hazırlığa verdiği önemin

diğer bir göstergesi ise afet yönetimi bütçesi olarak ülke bütçesinin % 50 ‘si oranındaki bir bütçeyi her an hazır tutmasıdır. ülke genelinde o tarihte 807 adet itfaiye genel müdürlüğü ve 150.000 çalışanı varken, Ayrıca 890.000 kişilik halkın içinden gönüllü itfaiyecileri  bulunmaktaydı. Bu da  Japonya’da sivil toplumun afetlere karşı gösterdiği  duyarlılığı ve toplum bilincinin ne denli geliştiğinin diğer bir göstergesidir. Bir binada oturan her ferdin gönüllü olarak mutlaka bir sorumluluk üstlendiğini ve üstlendiği bu sorumluluğun gereğini yerine getirip getirmediğinin de sürekli denetlendiğini söylediler.

Kobe ’de mikage istasyonu civarında, "oynar zeminli ve retrofitli binalarda  inceleme" çerçevesinde, yapım aşamasında olan bir rezidans binası inşaatında incelemelerde bulunduk sismik izolatörler hususundaki dört ayrı uygulamayı yerinde inceleme imkanımız oldu. Binanın tabanında iki katlı temel sistemi arasında bu sismik izolatörleri uyguladıklarını gördük.  Bu izolatörler sayesinde zeminden temele gelen deprem kuvvetini sönümleyerek üst temele aktarıyor. Dolayısıyla deprem kuvveti binaya çok daha az etki ediyor ve zarar görme ihtimali neredeyse ortadan kalkıyor. Tabiiki bu söylem tam olarak kuralına uygun bir bina yapılması halinde geçerli. 

Uygulanmış Sismik İzolatör Örnekleri;

Denizli Belediyesinde Başkan yardımcısı olarak görev yaptığım süre içerisinde sorumluluğum altında olan ve 2006-2007 yıllarında tüm şehir merkezinde İçme suyu ve Kanalizasyon şebekesi projesi hazırlanırken yaptığım araştırmalarımda da görmüştüm, Kobe'de bunun bire bir uygulamasını da yerinde görmüş oldum. Deprem güvenliği açısından içme suyu şebekesinde;  boru cinsi düktil boru, sismik contalı (üç contalı) ve kayar başlıklı ekleri kullanmamız gerektiği sonucunu hep savundum ve projede özellikle şartnamelere bu detayı ön şart olarak yazdık ihaleye de bu şekilde çıkıldı ve Denizli'nin alt yapısında da bu sistem uygulandı. Japonya'da da aynı sistemin uygulandığına şahit olmak ısrarcı olduğum konuda haklılığımın bir ispatı gibiydi adeta. Eski şebekenin %9 ’unda  bu ekleri kullanmışlar depremde zarar görmemiş, deprem sonrasında  şebekenin % 100 ’ünde  kullanmışlar. Eski şebekeye göre maliyetleri işin bütününde ( alt yapı ve üst yapının toplamında ) %5 - %10 oranında artmış ama faydasını düşündüğünüzde buna değer doğrusu.

Uygulanmış Sismik Contalı Kayar başlıklı Düktil Boru Ekleri; 

Kobe depreminden sonra eylem planlarında top yekun  restorasyon ’a gitmişler buna göre; su temini ve tüm içme suyu şebekesinin ve tüm kanalizasyon şebekesinin depreme dayanıklı hale getirilmesi, daha önceden suyun depolanması için 100.000 ton ve 200.000 ton ’luk depolar öngörmüşler ve parkların altına su depoları yerleştirmişler 1995 ’de  33 adet depo yapımını hedeflemişler 21 adedini yapmışlar, 2007 ’de ise, 47 ayrı noktada hedeflemişler 37 noktada uygulamışlar, depremden sonra sivil toplum kuruluşları ile irtibatlarını arttırmışlar su ile ilgili yaptıkları tüm çalışmalar hakkında bilgilendirmeler yapmışlar. Ayrıca yeni nesillerine ulaşma ve anlatma yollarını faaliyete geçirmişler, deprem anı ve sonrası için sürekli tatbikatlar yaptıklarını söylediler.

SONUÇ OLARAK;

Yukarıdaki tespitlerden de anlaşılacağı gibi ülkemizde afetler ve alınan önlemler konusunda hele hele japonya gerçeğini gördükten sonra daha çok yol kat etmemiz gerektiğini gördük. Bu gün olduğu gibi bunu o günden bu yana  her fırsatta dile getirmeye çalıştım. Bilgi ve beceri anlamında eksikliğimiz yok belki ancak; organizasyon ve bireylerin önlemler konusundaki duyarlılığı, yapılan tatbikatlar ve sürekliliği konusundaki çalışmaları, en ince detaya kadar her şeyin düşünülmüş olması ve tam olarak uygulanması başarının anahtarı olarak beliriyor. Yani yaptıkları işi dostlar alışverişte görsün diye değil, gerekli olduğuna inandıkları için yapıyorlar.

Ülkemizde kurumlar arasındaki çok başlılık ve herkesin bir şeyler yapma çabası fakat  pek üretim yapamaması, birlikte yapılması gereken işlerin sahiplenme mantığı ve paylaşımdan uzak tutulma çabalarından dolayı, bilgi ve belgelerin çürümeye terk edilmesi,  toplum bilincinin bizde henüz gelişmemiş olması, fertlerin duyarlılığı ve katılımcılığı v.b. konularda japonya ile farklılıklarımız bariz olarak göze çarpmaktadır. Dileğim odur ki ülke olarak  en kısa zamanda halkın devlete, devletin de halka güveni tam olarak tesis edilir, afet planlarımızı gözden geçirip, her ferdin katılımını sağlayacak şekilde, aksayan yanlarımızı da bertaraf ederek, uygulama alanlarına taşır ve sürekliliğini sağlarız. Aksi halde bu konuda başarıdan bahsetmemiz mümkün olmayacaktır.

Afetsiz, tüm problemlerini çözmüş, mutlu bir toplum seviyesine en kısa zamanda erişmemiz temennisi ile, hoşçakalın.  

Saygılarımla.

Şamil ÇINAR

İnşaat Mühendisi

İnşaat Mühendisleri Odası

Denizli Şubesi

VI. ve VII. Dönem

Şube Başkanı