17 AĞUSTOS DEPREMİ

17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan Kocaeli İli Gölcük İlçesi merkezli Marmara Depremi; gerek büyüklüğü, gerek etkilediği alanın genişliği, sebep olduğu kayıplarla ülkemizin son yüzyılda yaşadığı en büyük felaketlerdendir. 

Ülkemizde Cumhuriyet tarihinde ilk kez, nüfusun çoğunluğu kırsal alanlar yerine kentlerde yaşamaktadır. 1927 yılında nüfusun %24’ü kentlerde yaşarken; 2009 yılı resmi verilerine göre nüfusun %75,5’i kentlerde, % 24,5’i ise kırsal alanda yaşamaktadır. Son derece yüksek olan kentleşme hızı, biyolojik çeşitliliğin tehdit altında olması, doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi yalnızca deprem değil; artık dünya için çok açık bir tehdit olan küresel iklim değişikliğinin sebep olduğu afetler karşısında da ülkemizi savunmasız bırakmaktadır.

Türkiye olarak deprem bölgesinde olmamız bizim açımızdan depremin önemini bir kat daha arttırıyor.Deprem konusunda Türk toplumu olarak oldukça yol katettik. Tabi bu yeterli değil; yakınlarımızın birçoğu deprem yönetmeliğine uymayan binalarda yaşamaktadır.Bu durumu hızla düzeltmemiz gerekmektedir.1995 Afyon depreminden sonra mimar ve mühendisler tedirgin olmuş ve 1998 Deprem yönetmeliği statik hesap yöntemleri revize edilmişti ki arkasından 1999 yılındaki İstanbul depremi bir kez daha yönetmelik ve uygulama gerçeğini bize hatırlattı.

O günkü hükümet 2000 yılında yapı denetim kurulması yönünde bir kanun çıkardı.Böylelikle binaların sağlıklı ve projelerinin uygun yapılabilmesi için denetleme mekanizmasını sağlamaya yönelik bir girişimde bulundu ve 2000 yılında pilot illerde uygulamaya başlandı; tabii her zaman olduğu gibi Denizli de pilot illerin başında geliyordu.

Açıkçası 2000 yılı binaların kalitesini arttırmamız açısından bir başlangıç oldu.Artık binalarda beton kalitesi artmış, beton sınıfı olarak önceden kullandığımız c-160 bugünkü adıyla c16 betonu tarih olmuştu. Hatta artık yapılarımızda, bahçe duvarlarımızda dahi c20 beton kullanmaya başladık.Bugün geldiğimiz noktada beton kalitesi olarak C30 c35 beton kullanmaya ve Çelik donatı olarak st3 tercih etmeye başladık. Böylelikle inşaat kalitemiz artmış, yapı denetim firmalarının beton ve donatı kontrolü sayesinde yapı sektörünün çizgisi ve kalitesi yükselmiştir.

2015 yılında hükümet aldığı kararla Kentsel Dönüşüm Yasası çıkartıp kentlerin yapısal değişimini hedeflemiştir ancak kentsel dönüşüm dendiğinde daha büyük ölçekte bir değişim söz konusu olmalı iken bugün yapılan kentsel dönüşüm parsel bazında olmuştur. Tabi bunda kamulaştırma ve mal sahiplerinin ikna edilmesi gibi sorunlar aşılamamıştır ve bu süreç parsel bazında değişime doğru gitmiştir.Her ne kadar kentsel dönüşüm adı altında yapısal, bütüncül bir değişim söz konusu olmadıysa da; parsel bazında yapılan değişiklikler yapıların yenilenmesi adına bir fayda sağlamıştır.

17 Ağustos depremi toplumumuzun kendini yapısal anlamda yenilemesinde hız kazandırmıştır.Proje ve uygulama anlamında kayda değer bir yol alınmıştır ama bu hareket yeterli değildir.İnşaat sektöründe yapının kalitesinin artması için kalifiye elemanların yetişmesi ve bunların piyasaya girmesi sağlanmalıdır.Eğitimli kişilerin bilinçli bir şekilde inşaat piyasasına girmesi tam anlamıyla oluşturulamamıştır.Öyle ki hala eğitimine bakılmaksızın müteahhitlere yetki verilmekte ve müteahhitlik yapmasına olanak tanınmaktadır.İnşaatlarımızda Müteahhit ve şantiye şefliği hizmetleri göstermelik yapılmaktadır.Ne zaman bu konuda işi ehli lerini bırakıp gerçek anlamda müteahhitlik ve şantiye hizmeti kontrol sistemi oluşturulduğunda o zaman daha güvenli ve daha yaşanılabilir yapılara sahip olacağız.

Acil gereksinim; "kentsel dönüşüm operasyonları" değil, yaşam çevrelerinin sağlıklı ve güvenli hale getirilmesi ve kentsel yapı stokunun iyileştirilmesidir. Kamu yönetimi afet olgusunu bütünsel olarak ele almalı, kentlerin afetlere hazırlanması ve olası zararların en aza indirilebilmesi amaçlı yeni bir yönetim anlayışı geliştirilmelidir.

Yapı sürecindeki denetim, yapı üretiminin her aşamasında; malzemesinden yüklenicisine kadar uzanan bütünsellikte ele alınmalıdır. Yapı denetim sistemi bu bütünsellikte ele alınarak, diğer kamu denetimleri, mali denetim (sigorta) ve planlama süreçleriyle ilgili yasal düzenlemelerle desteklenmeli, bütün etkenleri birlikte değerlendiren yapı norm ve standartlarına bağlı olarak "kalite güvence sistemi" oluşturulmalıdır.

Geçen süreçteki sorumluluk silsilesinin belirsizliği, adli sistemin ve bilirkişilik kurumunun yetersizliği, mesleki açıdan yasal olarak ihtisaslaşmanın olmayışı ile yaşanan karmaşanın yeniden yaşanmaması için yasal belirsizliklerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Afet öncesi ve aynı zamanda sonrasına hazır olabilmek için yeni afet yönetimi geliştirilmelidir.