BUNDAN SONRA SURİYE

Ortadoğu coğrafyasındaki çatışmaların nihai hedefi Türkiye’dir. Ortadoğu’nun aşiret kimlikli milletlerini ve hanedan kimlikli iktidarlarını sorunsuz, steril ve itaatkar hale getirmek basit bir manipülasyona bakar. Nitekim Irak’ın işgali için kimyasal silah ürettiği yalanını pazarlamanın yeterli olduğunu yaşayarak gördük. İran ve Türkiye için böylesi bir yalan yeterli olamıyor.

Türkiye bu coğrafyada sorunlu da olsa bir demokrasi ile yönetilen, istikrarlı, kalkınmaya aday bir ülkedir. Türkiye’nin bu hali Amerika’nın küresel hegamonik emelleri ve bölgesel hedefleri ile çelişmektedir. Batı bloğunda olmayı seçmiş, NATO üyesi, AB adayı Türkiye ile doğrudan uğraşılması dost düşman tanımlaması konusunda algı sorunu yaratabilir. Bunun yerine hedef coğrafyanın istikrarsızlaştırılması ve bu istikrarsızlığın perde arkasından desteklenmesi seçilir. İstikrarsızlık için terör kullanılır. Hiçbir terör örgütü dış ülkeden eleman, istihbarat ve lojistik destek almadan sür giden bir tehdit yaratamaz. Gerek Irak’ın işgali ve istikrarsızlaştırılması, gerek Suriye’de iç savaş çıkarılması ve gerekse DEAŞ diye bir terör örgütünün ortaya çıkarılması tamamiyle Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya yöneliktir.

Şimdi sorun şu ki biz bu oyunu göremedik. Orta ölçekli bir ülke olarak, istikrarsızlaştırılan coğrafyadan faydalanacağımızı sandık. Şimdilerde hedef ülkenin kendimiz olduğunu anladığımızı sanıyorum. Çatışmasızlık ortamının bizim lehimize olduğunu anlamış görünüyoruz.

Bu manada ilk tavrımızı Katar krizinde ortaya koymuş bulunuyoruz. Haziran başındaki köşe yazımda şöyle söylemişim. “Türkiye son beş yılda yaşadıklarından hareketle ezberine ve eski reflekslerine dönme eğiliminde. Çatışan taraflara sakin olun, durun diyerek diplomasi önermekte. Bunu çatışan her iki tarafa da önerebilecek durumda olmanın değeri büyük. Bu tavır Suriye’de, Mısır’da ve daha pek çok çatışma alanında tekrarlanabilir mi? bunun değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum.  Ne de olsa devletlerin dostları ve düşmanları yoktur, ulusal çıkarları vardır.”

Hükümete yakın Yeni şafak Gazetesinden İbrahim Karagül geçen haftaki yazısında Suriye politikasına değinerek, politikamızın gözden geçirilmesini ve bu bağlamda Esed ile uzlaşmanın yolunun aranmasını önermiş. Bu öneriye cevap gecikmedi. Suriye’de savaşan taraflardan Hizb-ut Tahrir’den bu yaklaşıma ağır bir eleştiri var. Türkmen savaşçılar ne düşünüyor bunu  henüz bilmiyoruz. Bakalım, resmin bütününe bakıp reel politiğe göre mi hareket edeceğiz, yoksa duygusal davranıp küçük grupların peşine mi takılacağız.