Batman: Kara Şövalye, Türkiye ve Gotham City…

“Bazı insanlar para gibi mantıklı şeyler aramazlar.Onları satın almak, korkutmak, onlarla anlaşmak ya da pazarlık etmek mümkün değildir. Bazı insanlar dünyanın yanıp kül olduğunu görmek isterler sadece…”

2008 yılında Christopher Nolan tarafından yazılıp yönetilen Kara Şövalye (The Dark Knight) filmini neredeyse çoğumuz izlemişizdir. Yukarıdaki söz de, filmden Joker karakterinin bir repliği… Amacı; kaos ve güvensiz bir ortam oluşturmak. Zeki bir karakter Joker... Kaos ortamını da plan yapmayarak oluşturuyor. Film, ana temasıyla da âdeta bir başyapıttır. Nolan, işin ahlâki boyutunu, hukuksal ve toplumsal yapısını, suç ve cezayı, güven ve hakikati betimlemekle kalmıyor, derinlemesine bir tahlil yaparak olayların orijinine kadar iniyor.  

“Plan yapan birine benziyor muyum? Ne olduğumu biliyor musun? Arabaları kovalayan bir köpeğim. Arabayı yakalasam ne yapacağımı bilemem. Anladın mı? Sadece yaparım. Mafyanın planları olur. Polisin planları olur. Gordon'ın planı olur. Hepsi de komplocudur. Küçük dünyalarını kontrole çalışırlar. Ben komplocu değilim. Komploculara bir şeyleri kontrol etmeye çalışmanın zavallılığını gösteriyorum…”

Umarım anlatabilmişimdir. Joker böyle bir karakter işte… Film çözümlemesi yapmayacağım. Filmi anlatmayacağım. Sadece yazıya dair bir fikir oluşması açısından bunları paylaştım. Ama önemli paylaşımlar. Not ediniz…

Şimdi gelelim asıl meseleye…

Güvensizlik+Ciddiyetsizlik=Kaos

Bir Hollywood filmi ile Türkiye’de yaşanan süreçleri anlatmak hiç aklıma gelmemişti. Ancak insanlığın ortak bahçesinden besleniyor veya en azından o bahçede yeşeren çiçeklerin kokusunu uzaktan da olsa alabiliyorsanız bu bağlantıyı kurmak pek de zor olmuyor.

Evrensel boyutta düşünmek de buradan geçiyor. Yaşanan her vakayı ya da durumu, eşleyebileceğimiz karşı bir mefhum bulabiliyorsak işin güzelliği de ortaya çıkıyor. Ben de nâçizâne bunu yapmaya çalıştım. Ve ortaya ilginç bir resim çıktı.

Hep birlikte bakalım…

Birkaç gündür Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı’nın 2’inci Ordu Komutanlığı’na atanması ile başlayan ve süregelen tartışmalar gündemin baş sıralarında… Sulandırma (kaos) servisleri de bu işe ağzının suyu akarak atladılar. Komplolar komploları izledi. Sosyal medyada dönen muhabbetleri okurken ben yoruldum. Ama okumalıydım. Neler neler yazılmadı ki…

Sulandır tencereyi, dibi tutmasın!
Zekai Aksakallı terfi mi ettirildi, kızağa mı çekildi? Aksakallı istifa etti. Bu haftaya dikkat, bu hafta çok önemli. İstifa etmedi ama edecek. 10 general daha Aksakallı paşa ile birlikte istifa etti. Aksakallı bunu beklemiyordu. Aksakallı kırgın…

Operasyonel bir komutanın Gelibolu’da ne işi olur? Aslında Aksakallı'nın Batı'ya tayini ABD'ye doğrudan bir mesajdır. Suriye ile birlikte Bulgaristan ve Romanya'ya yaptığın yığınağı izliyoruz, tedbirliyiz denilmektedir.

Zekai Aksakallı, 2. Ordu Komutanı'nın ifadesi sebebiyle gözden uzaklaştırılmak istendi.

Zekai Aksakallı aslında darbe planlarının içindeydi. Darbe olacağını biliyordu. Darbeci diye bilinen ve o gece Özel Kuvvetler Komutanlığı’na gelen Tuğgeneral Semih Terzi, darbeyi bastırmaya geliyordu ama öldürüldü. Mete Yarar, 15 Temmuz’dan Zekai Aksakallı’yı bir kahraman olarak lanse etti. ÖKK’nın algıcısı Mete Yarar’dır…

Zekai Aksakallı, Ömer Halisdemir’i aramadı. Halisdemir ile irtibata geçen Aksakallı'nın Emir astsubayı Makbul Uluğ idi… Kimse onu aramayı bile düşünmedi…

Ara not: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ordudaki atamalardan rahatsız olduğu iddia edilen Zekai Aksakallı ile ilgili hafta başı yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: "Askerlikte kırgınlık kavramı gibi bir kavram olmaz. Nerede görev verilirse asker gider görevini orada yapar.  Özel kuvvetlerdeki görev süresi de doldu. Bu yaklaşan YAŞ toplantılarında da değerlendirmeler neticesinde 2. Kolordu'ya atamasıyla alakalı ilgili birimler bu teklifi getirmiş vaziyetteler. Bundan sonraki süreçte görevini devam edecek..."

Yukarıda verdiğim bu örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat yazıyı gri puntolu sözlerle gölgelemek istemem. Yukarıda yazdıklarımın doğruluk payı vardır veya yoktur. Bunu da bilemem. Ancak o anlara tanıklık eden kişiler ve adli makamlara verdikleri/verecekleri beyanlar ile bu mesele aydınlığa kavuşabilir. Ben sadece ortaya çıkan bu tablodan bir çözümleme yapar ve mefhumlar arası bir kıyasa giderim.

Kıyasımıza gelecek olursak…

Gotham City Bölge Savcısı Harvey Dent, Joker ve Güven…
Gri ve kara propagandalar içerisinde yaşar olduk. Bunları ne vakit yaşamaya başladık, güven mefhumu da sarsıldı; kime güveneceğimizi bilemez olduk. İşte tam da burada devreye Kara Şövalye filmi giriyor. Alâkasız demeyin. Çok alâkası var.

Filmi tekrar hatırlayalım ve Joker karakterine geri dönelim.

Sizce Joker, Gotham City’de onca kişi arasında –Batman bile dururken- neden Bölge Savcısı Harvey Dent’i kurban seçmiş olabilir?

Gotham City’nin en temiz, en ilkeli, en cesur ve en dürüst adamı Savcı Dent idi de o yüzden… Savcı Dent, tam bir görev adamı… Hırslı… Tutkulu… Görebileceğiniz en ilkeli, en idealist karakter…

Joker de zeki bir karakter. Hedefini doğru seçiyor. Toplumun tamamına ulaşmayı, bir kişi üzerinden, özelden genele tercihiyle devreye sokuyor.

Dolayısıyla, bir topluma travma yaşatmanın, dönüştürmenin en kısa yolu; o toplumdaki en ilkeli, en dürüst, en namuslu adamı zıvanadan çıkarmaktır. Sonrasında o kişiyi; kötü, ilkesiz, namussuz, karaktersiz yapabilirseniz o toplum travma yaşar. İnsanların birbirlerine olan güvenini tek bir hamlede bitirirsiniz. İnsana olan güven ortadan kalkar. Joker de Savcı Dent’i zıvanadan çıkarıp istediğini elde ediyor. Filmin başından sonuna kadar da “güven” mefhumu, her sahnede, üzerine basa basa işleniyor.

İşte, güven müessesesini ortadan kaldırmayı başardığınız zaman, o toplumda hakikat diye, doğru diye bir şey kalmaz. Bu kavramlar eriyip gitmiştir çünkü. Sonuçta kaos hâkim olur. Gotham City’de olduğu gibi… Joker bunu hedeflemiş ve başarmıştı. Gotham şehri, savcılarını o halde görünce, psikolojik olarak bitti. Koca şehirde güven diye bir şey kalmadı. Bu arada, savcının yanan yüzünü merak ediyorsanız: bir yüzü iyiliği, diğer yüzü kötülüğü temsil ediyor. Yani; kaos öncesi ve kaos sonrası…

Güven, adalet, doğruluk, hakikat…
Gelelim Psikososyal çıktımızı temaşa etmeye… Maalesef Türkiye’de, özellikle 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası toplumsal olarak yaşadığımız Gotham şehri ile paralellik göstermektedir.

Her olayı Fetö’ye bağlayanlar gibi yapmayacağım fakat, meselenin ucunu oraya dokundurmak zorundayım. Fetö ile bağlantılı her odak, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde kaostan beslenip toplumsal güveni yok etmeyi hedefleme yolunda ilerliyor. Toplumun kılcal damarlarına kadar, hemen her safhasında sıfır güven hâkim. Küçük esnafından ev sahibine, öğrencisinden işçisine/memuruna, siyasetçisinden işadamına, askerinden savcısına kadar –maalesef- kimse kimseye güvenmiyor, güvenemiyor…

Misâl; Korgeneral Zekai Aksakallı paşa bugün kahraman. Ama yarın öbür gün çıkıp birileri “bu adam hain” dese… Veya tam tersi; “Semih Terzi bir kahramandır, darbeyi bastırmak için Özel Kuvvetler Komutanlığı’na gelmiştir” deyiverse, kimse şaşırmaz ve tepki vermez… Şaşıramama ve tepki verememe… Veya her söyleneni kabulleniverme durumu… Sorgulamadan sormadan, soruşturup araştırmadan… Geldiğimiz yer tam olarak buralarda bir yerlerde volta atıyor.

Ortaya çıkan bu durum da bilinçli bir beynin ürünü olarak devreye sokulmuşa benziyor… Bir fikir yatıyor bu “güven/güvensizlik” mefhumunun altında… Hem de büyük bir fikir… Joker’in fikri neyse o…

Netice olarak, gecikmeden; güven, adalet, doğruluk, hakikat ve bağlantılı zeminlerde çatlakları giderecek, onaracak ve yeniden bu kavramların içeriğini doldurup toplumun kuvvetlenmesine dönük adımlar atılmalıdır. Psikososyal durumumuz hiç iyi değil. Hem de hiç… Bunlara çözüm üretip, karşı “büyük fikir” sunmak da devletimizin her kademesinin bir görevi olmalıdır. Büyük devlet olmak ve büyük devlet refleksi de bunu gerektirmektedir.