II. ULUSLARARASI TERMAL TEDAVİ TURİZM ZİRVESİ

Üniversitemizde yapılan toplantıların duyurusu mailimize düşer. Bu sistem seçici değildir. Yani jeotermal elektrik üretimi ile ilgili bir toplantının duyurusu bir tıp doktorunun mailine düşebilir. Benim gibi çevresinde ne olduğu ile ilgili olanlar da bu toplantılara katılma fırsatı elde eder. Geçen hafta içinde yapılan Uluslararası Termal Tedavi Turizm Zirvesi ile ilgili duyuru mailime ulaşmadı. Ama basında ve şehirdeki afişlerde yeterince duyurulmuş olmalı ki programa ulaşma ihtiyacı hissettim. Kongrenin web sayfasındaki programa göre zirve 21 Eylül sabahı bir açılış töreni ile başlıyor. Tahmin ettiğiniz gibi o sabah kongre kültür merkezindeyim. Muğla büyükşehir belediyesinden de bir ekip gelmiş ama ortalıkta beklemediğim bir tenhalık var. Bilgi sahibi olabileceğini düşündüğüm Dr Turgay Sehil’i aradım. Meğer kongre bazı protokolün katılımındaki aksaklık nedeniyle yarına ertelenmiş. 

Önceki valimiz Ahmet Altıparmak zamanında başlatılan ve yine Pamukkale’den sorumlu vali yardımcısı İsmail Soykan tarafından yürütülecek olan bu zirve, bu iki sahibi görevden ayrılmak durumunda kalınca sahipsiz kalmış gibiydi. Zira organizasyonla ilgili sitemlerin sonu gelmedi desek yeridir.

Bu kargaşanın içinde 52 ülkenin Sağlık Bakanlığı temsilcileri, doktorlar, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları, seyahat acenteleri ve sigorta firmalarından 300'e yakın yabancı katılımcının sağlandığı, paneller sonrası interaktif tartışmaların yapıldığı, çok verimli bir toplantının yapılması büyük başarı. Bunu yetişmiş insan gücümüzün çokluğu ile açıklamak lazım. Genel olarak bir organizasyon kabiliyetimizin geliştiği söylenebilir.

HER BAKIMDAN DENİZLİ’YE HAYRAN KALAN YABANCI KONUKLAR YETERLİ TANITIMIN YAPILMADIĞI TESPİTİNDE BULUNDULAR

Yabancı katılımcılar her fırsatta Denizli’de geçirdikleri üç güne dair memnuniyeti ve gördüklerine olan hayranlıklarını dile getirdiler. Hayranlıklarını ifade etmek için kullandıkları baş at konu şu ki; bir bölgenin turizm destinasyonu olması için tarih, doğa ve termal sudan biri yeterli olabilirken, Denizli’de üçünün bir arada oluşu harika. Firma temsilcileri bu güzellik üzerinden hastalarına rahatlıkla burayı tavsiye edebileceklerini belirttiler. Her zaman dile getirmeye çalıştığım gibi termal su oltanın ucundaki yem gibidir, kendi başına yeterli olmaz. Mutlaka tedavi ve rehabilite edici modern tıp ile birleştirilmesi gerekir. Bu manada tam donanımlı başta Tekden, Sağlık, Cerrahi ve Akademi Göz olmak üzere özel hastaneleri ve Üniversite hastanemizi ziyaret etme imkanı bulmuş olmaları ve şahit oldukları sağlık hizmetleri donanımı bir çokları için şaşırtıcı olmuştu. Hele sempozyumun konusu ile doğrudan ilgili olması bakımından, Nobel Tıp Merkezi’nin ulaştığı hizmet kalitesi ve seviyesi takdire şayan bulmuşlardı.

Hep takdir söylenmedi tabii ki, örneğin benim de yazılarımda ifade etmeye çalıştığım gibi Denizli’ye ulaşmak gibi bir sorunun olduğunu misafirler de ifade ettiler. Termalin başkenti olma iddiamızın gerek ve yeter şartı Denizli’ye aktarmasız uçulabilmesi ve hızlı tren ile ulaşılabilmesi olacaktır. Bu kadar güzel bir destinasyonun yeterince tanıtılmamış olmasından da bahsettiler. Konu tanıtımdan açılmışken bu organizasyonun tam da bu eksikliği gidermek amacına hizmet ettiğini belirtmek gerekir. Bu organizasyonda en büyük teşekkürü 52 ülkenin ilgili resmi kurumlarına yapılan davetler sonucu sağlanan bu geniş katılımın sponsoru ve destekçisi Ekonomi Bakanımız Nİhat Zeybekçi’ye yapmak gerekir. Dört yıl önce 25 ülke katılımı ile Afyon’da yapılan ve sönük geçtiğini öğrendiğimiz bu toplantı için bakanımız ve Denizli farkı diyeyim ben size. Diğer teşekkür sempozyuma ev sahipliği yapan ve alanında yetkin öğretim üyeleri ile panellere bilimsel katkılar sağlayan Pamukkale Üniversitesi’ne  ve Rektörü Hüseyin Bağ’a. Toplantının adeta genel sekreteri gibi çalışan Dr Turgay Sehil özel bir teşekkürü hak ediyor. Misafirlerin Pamukkale Belediye Başkanı Hüseyin Gürlesin’in ev sahipliğinden son derece memnun olduklarından ayrıca belirtelim.

DENİZLİ’NİN TERMAL SU POTANSİYELİ BAŞKA ÜLKELERLE VE İLLERLE KIYASLANAMAYACAK ZENGİNLİKTE

Panellerin sonunda yapılan tartışmalarda sorulardan biri, termal su içeriklerindeki magnezyum değerleri ile ilgili olarak iki farklı rakamın verildiğini ifade ederek çelişkiye dikkat çekti. Halbuki, panelistlerin birkaç defa vurguladıkları gibi Denizli çanağında en az üç farklı termal su söz konusu. Bu su kaynakları bir birine sadece 15 dk mesafede olduğu halde içerikleri ve ısıları bakımında tamamiyle farklı. Pamukkale kalsiyumdan, Karahayıt demirden, Gölemezli kükürtten zengin suları ile dikkat çekiyorlar. Bu durum termal kaynaklar açısından dünyada eşi benzeri olmayan bir durum. Avusturya, Almanya, İtalya, Avusturya gibi termalden oldukça iyi rant elde eden ülkeleri gezdim. Böylesi bir kaynak çeşitliliğine rastlamadım. Hatta Balçova, Gönen, Afyon’daki termallerde de böyle bir özelliğe rastlamadım. Denizli’deki termal kaynakların bu zenginliği de vurgulanması gerektiğini kapanıştaki değerlendirme toplantısında ifade ettim.

Termal sağlık turizminden ne anladığımız karışık. Medikal tedavi, termal tedavi, termal wellness ve normal turistin sağlığı gibi dört kategoride değerlendirilebilecek bu turizm hareketliliğinin hangi alanı ile ilgili isek pazarlama faaliyeti de ona göre yapılması ve ona göre yoğunlaşılması gerekiyor. Değişik ülkelerden gelen misafirlerin sordukları sorulara bakınca farklı ülkelerin farklı beklentileri olduğu ortaya çıkıyor.

HALA İŞİN BAŞINDAYIZ

Birkaç cümle ile mevcut halimizden de bahsedelim. Termal tedavinin fiziksel tıp ve rehabilitasyon olanakları ile desteklenmesi ile tariflenen modern tıbbi uygulamalar açısından baktığımızda yerimizde sayıyoruz. Pamukkale Üniversitesi’nin Umut termal ile yaptığı Türkiye’ye örnek olabilecek işbirliği sonlandırıldı. Yerine Nobel tıp merkezinin girişimciliği ikame oldu. Birini kaybettik, birini kazandık; yerimizde marş marş saymaya devam ediyoruz. Şimdi üniversitenin yapacağı fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesine bağladık umutlarımızı. Bu hastane sayesinde Karahayıt bir rehabilitasyon destinasyonu olacaktır. Pamukkale Belediyesi’nin Karahayıt sırtlarındaki ormanlık alan için planladığı rekreatif proje, hastaların ve refakatçılarının tedavi hizmetleri dışında kalan zamanlarını hoşça geçirmelerini sağlayan tamamlayıcı ve cezbedici bir unsur olacaktır.

Üniversitemiz 1992 yılında kuruldu. O gün teması termal olarak belirlenmiş bir yürüyüşümüz olsaydı; olmadı 2002 yılında uyanıp temamız termal diyebilseydik; ve hatta 2012 de bile gecikmiş de olsa bu yürüyüşe başlamış olsaydık, bugün farklı bir yerde olacaktık, ama neyse Karahayıt’a yapılacak üniversite hastanesi hızlı bir telafi sağlar inşallah…