DÜNYANIN AĞIRLIK MERKEZİ DEĞİŞİYOR

Dünya coğrafi olarak kabaca doğu ve batı diye iki büyük gruba ayrılabilir. Bu ayrım sadece coğrafi açıdan değil üretim ilişkileri, rekabet ve müttefiklik, tarihsel özgeçmiş, insan hakları ve demokrasi anlayışı bakımından da güncel bazı anlayış farklılıklarını beraberinde getirir.

 

Bu ayrımda doğuyu Çin, Hindistan, Japonya ve Rusya temsil ederken; batıyı Almanya, İtalya, ispanya, İngiltere, Fransa ve ABD temsil edecektir.

 

Şimdi doğu ve batıya üretim büyüklükleri açısından bir bakalım. Başlangıç olarak miladı esas alırsak doğu dünyadaki üretimin yaklaşık % 85’ini sağlarken batı sadece % 15’ini sağlıyordu. Bunun anlamı şu ki; üretenlerin aynı zamanda tüketenler olması bakımından doğunun refahı batının çok ötesinde idi. tam 18 yüz yıl boyunca bu tablo böyle seyretti.

 

1800’lü yılların başından itibaren batı üretimdeki payını artırmaya başladı. 1900’e gelindiğinde yani bir yüz yıl içinde, doğu ve batının üretimi eşitlendi. 1950 yılına gelindiğinde ise % 65 ile batı zirve yaptı. Bu zirveden sonra batının düşüşü doğunun yükselişi başladı. 2000’li yılların başında yeniden eşitlendi. Günümüzde ise dünyadaki üretimin % 65’ini doğu sağlıyor. Kabaca 1850 yılında dönülmüş oldu.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Batının yükselişi iki yüz yıl önce başladı, yüz yıl önce tescillendi ve sadece yüz yıl sürebildi. 2000’li yılların başından itibaren doğunun yükselişine tanığız ve bu yükselişin tescillenmesinin bir yüz yıl süreceğini sanmıyorum. Dünyanın ağırlık merkezi, dolayısı ile karar alam ve dayatma merkezi doğuya kayacaktır. Batı bunun farkındadır ve tedbir almaya çalışmaktadır. Uzakdoğu ve genişletilmiş Ortadoğu’daki çatışmaların arkasında bu sürecin olduğunu düşünüyorum.  

 

Türkiye bu coğrafyada yerini belirlerken bu üretim rakamlarını ve çatışan tarafları dikkate almalıdır.