OTUZ YIL KONUŞULACAK BİR BULUŞMA

Cerrahpaşa 87 mezunları buluşmalarının benim hayatımda ayrı bir yeri vardır. İlk defa yirmibeşinci yıl vesilesi ile bir araya geldiğimizde fark ettim ki, bazı arkadaşlar ayrıldığımız yerde duruyorlar. Ve hatta olgunlaşmış olmanın verdiği bir vakurluk içinde olabildiğince mütevazi, candan, samimi, hatırnaz gibi iyi anlamda sayılabilecek her türlü karakter tanımlamalarını donanmış olarak karşınıza çıkıyorlar. Bu nedenle bu kadar değerli arkadaşlarla muhabbeti sık tutmak lazım.

Birkaç mezun toplantısı, yemek ve gezi organizasyonlarına katılmış biri olarak yaşadıklarımı paylaşmak isterim. Bu paylaşımın özellikle hiç katılmayan veya katılamayan arkadaşlar için teşvik edici olacağını düşünüyorum.

Her şeyden evvel şunu belirtmem gerekir ki, on yıllar sonra karşılaşıldığında birbirini tanımamak gayet normal bir insan davranışı. Yani tanıyamadım, ayıp ettim diye hayıflanmanın anlamı yok. Tanımadılar diye üzülmenin de anlamı yok.

Yakından tanıdıklarınızın gözleri, sesi, gülüşü, mimikleri, yani tavırları hiç değişmediğinden onların fiziki olarak da değişmedikleri hissine kapılırsınız. Uzaktan tanıdıklarınızın ise saçına, başına, göbeğine bakıp değiştiklerini düşünürsünüz.

Bu toplantılardan en çok sevdiklerim, kalmalı ve gezi şeklinde olanları. Kimisiyle yol arkadaşlığında, kimisiyle yemek masasında, kimisiyle de uzatılmış gecelerde sohbet imkanı buluyorsunuz. Akşam yemeği şeklinde organize edilenlerde kısa sürede, karanlıkta ve gürültülü bir ortamda üçbeş kişi ile muhatap olunuyor.

Örneğin son katıldığım 30 yıl organizasyonunda öğle üzeri 14 00 den itibaren toplanmaya başladık. Akşam 19 30 yemek masalarına geçinceye kadar olan sürede tanışıklar hal hatır sordu. Otuz yıl sonra ilk defa karşılaşan yakın arkadaşlar bıraktıkları yerden devam ettiler. Aklımızda tavrından ziyade fiziki görünümü ile kalmış olanları yerinde bulamadık tabii ki. Kızlar biraz daha şanslı olsalar da, erkeklerin hem saçlar gitmiş hem göbekler salınmıştı. Ama yeniden tanıştırılınca hızlı bir hatırlama sürecine giriyor insan.

Yemekli müzikli ortama geçtiğimizde geleneksel olan ile yüzleştik. Müzikli ortam illa ki gürültülü ortam olmak zorunda mı? Orkestra zannediyor ki müziğin şiddeti insanları havaya sokar. Hiçte öyle değil, oradaki ikiyüzü aşkın CTF87’li yemek masasında çatal kaşıkla ritim tutsan sahneye fırlama heyecanında. Bakın burası önemli; başka hangi ortam çekintisiz ve kesintisiz bir şekilde bizi sahneye atabilir ki? Biz o gece sahnede tıp fakültesindeki yıllarda olduğu gibi yirmili yaşlarda birer delikanlı ve deli kızlardık.  

Biz eğlenmeye geldik gürültü bizi yıldıramadı. Merdiven, toplu resim çektirmeye yetmedi, olsun biz birbirimizi görmeye geldik, resim olmasa da olur. Artık dana eti yemiyorum, ama olsun ben yemeğe değil, arkadaşları görmeye geldim dedim ya.

Yıllar sonra arkadaşları buluşturan bu ortamları tohumun toprağa değmesine benzetiyorum. Hani kuru bir ortamda kaldığı sürece kendini saklayan tohum toprağa değince varlığının tüm özellikleri ile yeniden ve taptaze ortaya çıkar ya, onun gibi. Mezuniyet toplantıları çimlenme ortamlarıdır. Yeniden dal budak salmak isterseniz bu ortamları kaçırmayın dilerim.