NEDEN ATATÜRK

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin Atatürk yönelimleri üzerinden spekülasyonlar yapılıyor. Bu spekülasyonların merkezine 2019 cumhurbaşkanlığı seçimleri oturuyor. Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi ile ilgili referandum bıçak sırtında sonuçlanınca, her bir kesimin ve her oyun öneminin oldukça arttığı üzerinden yapılan yorumlara göre; Atatürkçülerin oyu da önemli. Şimdi bu yorumların varmak istediği sonuç üzerine bir analiz yapalım. Türk seçmeninin oy tabanını AK parti, CHP, MHP , HADEP ve hatta Saadet,, Vatan vb uzatıp gittiğimizde, bu partilerin tabanını oluşturan seçmenlerin Atatürk sevgisi ve saygısı üzerinden oyunu AK partiye verme ihtimali olan hangisi. Bana göre, hiç biri olmadığı gibi, AK Parti tabanından Atatürk’ü seven Müslüman olamaz gibi söylemler duyar gibiyiz. O halde nereden çıktı bu Atatürk sevgisi ve saygısı diye soralım ve analize devam edelim.

Bundan 15 sene öncesine kadar bu ülkeyi, en azından söylem bazında Atatürkçüler yönetti. Atatürkçülük öyle bir ele alındı ki, hem her derde deva idi, hem de ötekileştirmenin bir aracı idi. Yani Atatürk bu toplumun bir asgari müştereki olmaktan ziyade, bir kesimin bayraklaştırdığı bir kavramdı. Nitekim bu yaklaşım bir taraftan kavramın kendisine ve sembolüne karşı bir söylem geliştirilmesine neden olurken, diğer taraftan yerine ikame edilecek bir kavramın ileri sürülmesine yol açtı. İslam bir taraftan bu toplumun en temel ve en önemli asgari müştereki gibi görülürken, diğer taraftan Atatürkçülüğün karşısına İslamcılık konumlandırıldı. Geçtiğimiz 15 yıllık iktidar döneminde gördük ve görüldü ki, İslam tek başına asgari müşterek olmak için yeterli değil. Bir taraftan toplum içinde İslam dışı unsurların varlığı, diğer taraftan ve daha önemlisi İslam anlayışımızdaki farklılıklar bu konuda sorun çıkarıyor.

Biz, yani tüm kesimler, biraz geç ve maliyetli bir şekilde tek bir asgari müşterekin yeterli olmadığı ve olmayacağı gerçeğini yaşayarak öğreniyoruz. Bunun iktidardaki yansıması, önce Türk milliyetçiliğine doğru yaklaşmak oldu. Biraz nazlı davranılsa da şu gerçeğin görüldüğünü düşünüyorum. Bu coğrafyada var olacaksak, bir başka deyişle; bu coğrafyada bulunmaktan kaynaklanan bir beka sorunumuz var ise, bunu ancak Türk milliyetçiliği ile aşabileceğiz. Şimdi düşünelim bakalım, hangi Türk milliyetçiliği? Elbette ki ırkçı, soya dayalı, kafatasçı bir milliyetçilik değil. İşte tam bu noktada Atatürk’ün ifadesinde belirtilen Türk milliyetçiliği ortaya çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesi Türk kabul eden, tasada ve kıvanç birlik olan bir millet.

Gelinen bu noktada herhangi bir kavramın tek başına çimento olması yeterli değildir. İslam, Türklük, Atatürk gibi asgari müştereklerimizin farklı kesimler tarafından sahiplenilmesi ve bayraklaştırılması yerine herkesin bu değerleri ortak kabul edip en azından saygı duyması gerekir. Bu gerekliliği anlamışsanız, anladığınızı göstermenin tek bir yolu vardır. Saygı duyduğunu fiilen göstermek. Geçtiğimiz 29 Ekim’e ve 10 Kasım’a farklı yaklaşımı bu çerçevede görüyorum.