EĞİTİMİ KONUŞALIM

Eğitim Reformu Girişimi, Cafer Sadık Abalıoğlu vakfının konuğu olarak öğretmen, öğrenci ve akademisyenlere yönelik seminer düzenlemiş. Bir taraftan akademisyen kimliğimizle, diğer taraftan bir özel okulun kurucu temsilcisi olma sıfatımıza toplantının akademik muhatabı Prof Süleyman İnan tarafından yapılan davete koşa koşa gittik.

Açılış konuşmasını yapan Prof Süleyman İnan, “Eğitim Politikası Semineri” başlığından hareketle, siyasetin hayatın her alanına nüfuz eden bir kavram olduğu ve eğitim üzerine konuşmaların siyasetten bağımsız olamayacağı yönünde bir giriş yaptı. Ardından ERG direktörü Batuhan Aydagül’den “Eğitim Reformu Girişimi” hakkında kısa bir bilgi aldık. Eğitimde bir şeyler yapılması gerektiğini düşünen bir sivil inisiyatifin, siyaset ve bürokrasi nezdinde bir ilerleme kaydedemeyince, saha çalışmaları ile, ilgilisine saha raporları sunmaya yöneldiğini anlıyoruz. Bu harekete gönüllü katılan saha çalışanı öğretmenlerin katılımı ile de bir “Öğretmen Ağı” oluşturulmuş. Bu iki sivil inisiyatifin hatırı sayılır bir sponsor desteği var.

ERG adına konuşanlar, her ne kadar eğitimin durumu ile ilgili bir özet veri paylaşımı yapmaya çalıştılarsa da, daha sonra akademisyen, öğretmen ve öğrencilerden oluşan tarafların sözcülerinin tespitlerinden daha orijinal bir katkıları olduğunu söyleyemem. Konuşmaların hemen tamamı eğitimde müfredat, eğitim teknikleri gibi kavramlar üzerinden eğitimde kalite konuşmaktan ziyade atamalar, imkanlar ve sınavlar başlıkları altında toplayabileceğimiz eğitim politikalarına yönelik oldu. Sanılmasın ki, bu toplantıda mevcut politikaların yada politikasızlığın eleştirisi yapıldı. Her birimizin bulunduğu yerden olguya bakışlarını ve tespitlerini topladığımızda ortaya çıkan sonucu “Bir Kaosun Tanımı” olarak alabiliriz.  

Toplantıda bana da söz verildi ve orada konuştuklarımı buradan da paylaşmak isterim. “ Eğitim kavramını iki şekilde ele alabiliriz. Birincisi süreç odaklı, ikincisi sonuç odaklı. Eğitimde başarılı olan ülkelerin bize gösterdiği; eğitimin süreç odaklı ele alınması gereken bir kavram olduğudur. Bu gerçeğin eğitim olgusunun içinde olan tüm kesimlerce bilindiği konusunda en ufak bir tereddüdüm yok. Bu bilgiye rağmen biz sonuç odaklı bir değerlendirme içindeyiz. Bizim en önemli eğitim değerlendirme ölçeğimiz lise ve üniversiteye giriş sınavlarında mezunların gösterdiği başarı üzerinden okulları ve öğretmenleri değerlendirmek. Bu tespitten hareketle son iki yıldır yazılarımda da savunduğum adrese dayalı kayıt sistemini olumlu bir gelişme olarak buluyorum. Sınavla öğrenci kabul eden okullar için belirlenen % 10 kontenjanı fazla buluyorum. Sadece fen lisesi, sosyal bilimler lisesi gibi özellikli okullara sınavla öğrenci alınmalıdır. Bu yöntem 15 yaş altı çocukların üzerinden sınav ve başarı kaygısını alması bakımından önemli. Bu yaş grubundaki çocukların performanslarının sınanması yerine yeteneklerinin desteklenmesi gerekir.”

Adrese dayalı okul sistemine en büyük eleştiri bazı okulların çevresindeki konutlara talebin aratacağı yönünde. Hala yanlış tespitler üzerinden yanlış çıkarımlar yapıyoruz. Denizlinin en başarılı okulu olan Erbakır Fen Lisesi bugün adrese dayalı öğrenci almaya başlasa dört yıl sonra ortada bugün ki başarıdan eser kalmaz. Biz zaten başarılı olan ve olacak olan öğrencileri bir araya topladığımızın, okulun onlara fazlaca bir katkısının olmadığının farkında mıyız değil miyiz?

Eve ne götürdüğüme gelince; bir gün bu ülke eğitim için ne yapılmalı, neden yapılmalı, nasıl yapılmalı gibi soruları; cevaplarını uygulamayı kabul etmiş bir şekilde sorulacak olur ise, işte o güne hazırlık yapan birileri var diyim ben size…