10 ARALIK DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ’YMÜŞ…

Yaşadığımız yer kürede belirli ve günler var ki; bir çoğumuzun haberi olmuyor… Haberci olarak elbette bizim haberimiz var… 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’ymüş… Sosyal medyanın baş döndüren  tırmanışına rağmen haklarımızı ne kadar biliyoruz…? Eğer ekonomik ve sosyal olarak güçlüyseniz, haklarınıza sahip çıkabiliyorsunuz… Değilseniz günlerin önemi olmaz…

Denizli Valisi Hasan Karahan, “10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü” nedeniyle mesaj yayınladı.  Vali Karahan, “Tüm vatandaşlarımız, memleketimizin her köşesinde, bu ülkenin tüm nimetlerinden faydalanabilmektedirler. Bireysel farklılıklarımız zenginliğimiz; ortak kimliğimiz ise gücümüzdür. Bundan 69 yıl önce, 10 Aralık 1948 tarihinde insanlık tarihinin en önemli belgelerinden biri olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kabul edilmiştir.Birleşmiş Milletlerin kurucu üyesi ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ilk onaylayan ülkeler arasında yer alan ve tarihi boyunca farklı kültürlere, farklı dinlere kucak açarak dünyada barış kültürüne önemli katkılarda bulunan ülkemiz, bu konudaki duyarlılığını ortaya koymuş ve insan hakları konusundaki önemli sözleşmelere taraf olmuştur.Ülkemizde, kökenleri, inançları veya fikirleri ne olursa olsun tüm vatandaşlarımız milletimizin eşit ve saygın fertleridir. Çağdaş devlet anlayışında etnik, dini veya mezhep temelli hiçbir ayrıma yer yoktur. Tüm vatandaşlarımız, memleketimizin her köşesinde, bu ülkenin tüm nimetlerinden faydalanabilmektedirler..Bu vesile ile 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nün ve takip eden hafta içerisinde kutlanan İnsan Hakları Haftası’nın tüm insanlığa, milletimize; barış, huzur ve mutluluk getirmesini temenni ediyor, tüm vatandaşlarımızın bu özel gününü en içten dileklerimle kutluyorum.” Diyor…

“Dünya  İnsan Hakları Günü” nedeniyle sadece Vali Hasan Karahan’dan mesaj geldi, teşekkür ederiz.

İŞTE; DE-Tİ TARİHİ
Geçen hafta Çatalçeşme Oda Tiyatrosu’nun sahnesinin tozunu yutan Denizlilileri yazmıştım. Denizlililerin yakından tanıdığı Tiyatro Sanatçısı Murat Ergür’ün fotoğrafının yerine yanlışlıkla başka bir fotoğraf kullandığım için özür dilerim… Amacım bu sayfada DE-Tİ’nin tarihini kaleme almak değildi… Denizli Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu haberinden sonra Denizli Tiyatrosu sahnesinin tozunu yutanlar ve terlerini akıtanları hatırlatmaktı…

Ama; DE-Tİ’nin serüveni ve başarıları konusunda yazı kaleme alan Serap Cerezci’nin yazısını paylaştılar… Serap Çerezci’nin yazısından kısa bir bukle alıntı yapacağım.  Çerezci’nin  “DENİZLİ’DE TİYATRO VAR” başlıklı yazısında,  “Tiyatro… Binlerce yıl öncesinin ritüel ve şenliklerinden doğan ve hep var olacak bir sanat. Bu sanata aşkla bağlanmış Naif Heveskâr Çırak olarak, yaşadığımız coğrafyadan geçen tüm sanatçıları yad etmeyi kendimize görev edindik. Bizden öncekilerin neleri, nasıl, hangi şartlarda başardığını bilirsek bu bizlere itici bir güç oluşturur ve daha iyiyi yakalarız diye düşündük. Denizli adeta antik tiyatrolar cenneti diyebiliriz. Bugüne kadar yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmış olan Hierapolis Antik Kenti’nde bulunan büyük tiyatro, M.S. 2.yy. ortalarında yapıldığı belirtilen Yenicekent  Belediyesi sınırlarında yer alan Tripolis Tiyatrosu, Hellenistlik döneme ait olan yine  M.S. 2.yüzyıla ait olan Laodikeia’da bulunan Kuzey Tiyatrosu ve M.S. 79 yılına ait olan tiyatro yapıları; bu sanat dalının ne kadar saygın ve eski bir geçmişe sahip olduğunun göstergeleridir. Öyle ki Laodikeia kazılarını gerçekleştiren Prof. Dr. Celal Şimşek,  “kazılarda ele geçirilen bir yazıtta bir komedi sanatçısının rolünü çok güzel yapmasından dolayı, bronz heykelinin yapılmasında sadece Laodikeialıların değil, Bergamalılar’ın da katkı sağladığını bu bilgilerden yola çıkarak kentte sanata ve sanatçıya büyük önem verildiğinin” görüldüğünü belirtmektedir. Yine 20.Ra.1310 (Hicrî)  tarihini taşıyan “Denizli’den Serkiz  Gümüşyan’ın  muvâkkat olarak tesis edilecek yer için kendisinin musiki, temaşa ve tiyatroya kabiliyeti olduğundan imtiyaz talebinin vilayetçe uygun görülmesi” şeklindeki Osmanlı belgesinden de anlaşılacağı üzere yaşadığımız şehir  sekteye de uğrasa tiyatronun kalbinin attığı bir yerdir. Tiyatro bizlerden önce olduğu gibi bizlerden sonra da yaşamaya devam edecektir. Bu durum,“Tiyatro ölmez seyircisi ölür” sözünün gerçekliğini bir kez daha kanıtlanmaktadır.

Görüldüğü üzere, “Denizli Tiyatro Tarihi” başlı başına bir tez konusu olmaya aday görünmektedir. Bu yazının amacı; kibriti ateşleyerek araştırmacılara esin kaynağı olmak ve konunun araştırılmasını ummaktır. Bu bağlamda, girizgahın ardından biz asıl yazım konumuza, 1980 darbesinden hemen sonra taşrada yeşeren tiyatro hareketine kısaca De-Ti olan, Denizli Tiyatrosu tarihine geri dönelim.

De-Ti tarihini araştırmak istediğimizde ilk karşılaştığımız sorun, bize ilk elden sözlü tanıklık ve kaynak olabilecek kişilerin İstanbul’da yaşıyor olmasıydı. Denizli’de o döneme ışık tutacak kitap, dergi, broşür bulamadık. Günümüzün iletişim teknolojileri ile  kendileri bağlantı  sağladık. De-Ti’nin kurucusu olan şu anda Cumhuriyet Kitap Eki’nde ve Tiyatro Tiyatro dergisinde köşe yazarlığı yapan, yazar, yönetmen, dramaturg ve öykü eleştirmeni belgeselci ve sinemacı olan Sadık Aslankara, oyuncu, senarist ve yönetmen Serdar Bordonacı, tiyatro ve sinema oyuncusu Murat Ergür ile iletişim kurduk. Yine ekip oyuncularından Denizli’de kalan drama öğretmeni Mustafa İkizoğlu ile de yüzyüze bir röportaj gerçekleştirdik. Dönemin belediye başkanı Ziya Tıkıroğlu da döneme ilişkin hatıralarını bizimle paylaştı. Böylelikle tüm katılımcıların anlattığı anılar çerçevesinde aşağıdaki yazıyı kaleme aldık.

De-Ti’nin kuruluşun askeri darbenin hemen sonrasına 1982 yılına uzandığını görüyoruz.  İstanbul, Ankara, İzmir, gibi sanatın kalbinin attığı şehirlerin yanında taşra olarak nitelenen bir küçük şehirde bir avuç gönüllü insan bir araya gelir. Amaçları, samimi ve karşılıksız olarak yalnızca tiyatro yapmak, Denizli Halkı’nın, tiyatro sanatının farkına varmasını sağlamaktır. Kendi söylemleriyle “ekmeğini yedikleri, havasını teneffüs ettikleri kente tiyatro kültürü kazandırmak” istemektedirler. Denizli’deki tiyatro hareketi, M. Sadık Aslankara’nın ve Volkan Beşek’in, “Salonu olmayan bir kentte” “Denizli’de neden tiyatro yapmayalım ki?” cümlesiyle başlar.

Asker kökenli belediye başkanı (Ali Acar 1982-1984) ve yine asker kökenli milli eğitim müdürünün görev yaptığı bir dönemde, taşrada özel bir tiyatro kurma fikri başlangıçta çılgınca, hatta ütopik görünmektedir. Öyle ki, tiyatronun kurulmasından sonraki oyunlar sivil polisler tarafından izlenir. Milli eğitim müdürü olan emekli albay; okullarda gösteri yapmak istediklerini söyleyen tiyatroculara asker muamelesi yapar ve kıdem sırasına geçmeleri için tekmil verir. Sadık Aslankara ve öğrencileri biran şaşkınlıkla birbirlerinin yüzlerine bakarlar ve çaktırmadan hizaya giriyormuş gibi dalgalanırlar. Anlaşılacağı üzere trajikomik görünen bu olay sıkıyönetimin ne denli kendisini hissettirdiği yıllar olduğunu göstergesidir.

Tiyatro kurma çabaları; ilerleyen dönemlerde, Kemal Gürcan, Mehmet Acar, Sami Sönmez, Ziya Tıkıroğlu, Necati Bilican, Özden Toker, Kemal Tahtalacı (Tartılacı), Sedat Acar ve Hüsnü Okumuş gibi dönemin pek çok mülki amiri, gazetecisi ve aydınının desteğini arkasına alacaktır. Tiyatro hareketinin başlatıcısı olan M. Sadık Aslankara’yı, öğrencisi Serdar Bordanacı (Bordonacı), inatçı, üretken bir o kadar da cesur bir insan olarak tanımlıyor. Yapılan faaliyetlerin anlatıldığı basın bültenlerine “İstanbul, İzmir, Ankara’da tiyatro vardır, Denizli de de vardır” yazarak büyük şehirlere adeta meydan okuyan bir insandı. “Bizlere, buradan İstanbul’a kafa tutacağız” diyen bir hocaydı sözleriyle tanıttı.. Aslına bakacak olursak, bu meydan okumasında pek de haksız sayılmazmış. Çünkü; 1980’lerin sonu 90’ların başlarında, İstanbul’da elli altmış tane özel tiyatro varken, Anadolu’da yalnızca Denizli’de özel tiyatro mevcutmuş. Ekibin felsefesi de “iddian yoksa sanat yapma”ymış.

Tiyatronun ortalama yirmi kişilik ekibi, dönemin Denizli Eğitim Enstitülü öğrencileri ile tiyatroya gönül veren lise, ortaokul ve ilkokul talebelerinden oluşmaktadır. De-Ti’nin ilk üç yılında tek kadrolu oyuncusu Serdar Bordanacı’dır (Bordonacı).  1983- 1984 yıllarında kadro yetersizliğinden, Ankara’dan devlet yardımıyla dört oyuncu getirilir ve geçici olarak görev yaparlar. O dönemde yetişmiş olan Serdar Bordanacı (Bordonacı)ileriki yıllarda, Dostlar Tiyatrosu’nda Genco Erkal’ın, yönettiği oyunlarda rol alır. 90’ların kült dizisi olan “Bizimkiler”’de, Umur Bugay’in asistanlığını ve aynı dizide oyunculuğunu yapar. “Büyük Umutlar” dizisinin senarist ekibinde yer alır. Sayısız dizide farklı rollerle karşımıza çıkar. Derya EREK (Herek); yine DE-Ti kuşağında yetişmiş bir sanatçı olarak 1993 tarihli “Bir Düğün Masalı” isimli sinema filminde karşımıza çıkar. De-Ti döneminde Denizli, aynı zamanda tiyatro sahne sanatları bölümlerine çok sayıda öğrenci yerleştiren örnek bir kent konumuna gelmiştir. Örneğin en son- “Tiyatro Alkış” “Pijamalı Adamlar” oyununda karşımıza çıkan İzmir Devlet Tiyatrosu’nda ve Sadri Alışık Tiyatrosu’nda görev yapmış, pek çok dizide ve sinema filminde rol almış olan Murat ERGÜR, De-Ti ile tiyatro sahnesine “Merhaba” der. 1987 yılında,  ondört yaşındayken Denizli Belediyesi’nin açmış olduğu konservatuar sınavında, dönemin ünlü hocası olan Mahir Canova tarafından seçilerek tiyatro bölümünü kazanan  Dinçer Sümer ve Şener Gökkaya’dan (Kökkaya) dersler alan Murat Ergür; liseye devam etmek adına iki ay sonra istemeyerek de olsa konservatuarı bırakacaktı. Çocuk kalbinde yaşadığı hayal kırıklığına dayanamayan babası; oğlunu, arkadaşı Sadık Aslankara’ya emanet edecekti. (Kendilerini gerek tiyatroda gerekse sinemada tüm Türkiye’ye tanıtmış olan Serdar Bordonacı, Derya Herek, Murat Ergür gibi yine DE-Tİ kökeninden gelen Tekin Temel, Emin Gürsoy, Zafer Oruç, Tahsin Önal adlarını da unutmamak gerekiyor.)”  diyor Serap Cerezci…

Yazı çok uzun olduğu için hepsini paylaşmadım…
Denizli’ye tiyatro izleme zevkini tattıranlara sanatçılara selam olsun…  

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1009’UNCU GÜNÜDÜR…Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor. Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Loadikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor… Denizlililerin “Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK