MENAJER SORUNU

Neden menajer?
Ne takımın içinde ne de dışında. Tam ortasında durumun. Biraz uzun olacak ama tek tek anlatacağım...

Bu takımda geçen sezon bazı sorunlar vardı. Bir şeyler olmuştu. Ortada herkesin gördüğü ne var ki, ifade edemediği durumlar vardı. Çözülmedi. Aksine sorunlara neden olanlar adeta ödüllendiriliyormuş gibi tekrar takımda bırakıldı ve düzenin değişmeyeceğine kani oldular.

Yönetim, taraftar, basın her ne kadar beyaz bir sayfa açıldığını, herşeyin yeniden başladığını filan düşünse de (şimdi rahatlıkla anlaşılıyor) var olan sorunlar yeni sezona taşınmış...

Bu kulübün iyi bir menajeri olsaydı, futboldan anlayan, camianın içinde olan, futbolcuları tanıyan, yeterli bir tek adam tüm bu kaderi değiştirebilirdi.

Fakat Denizlispor'da o görev Hikmet Olgun'a verildi. Biliyorsunuz daha önce de Mustafa Şavluk'un başkanlığı döneminin ikinci bölümünde aynı görevi üstlenmişti.

Süreci iyi hatırlayın. Asbaşkan Ali Fırat, Profesyonel Şubeden Sorumlu yönetici olarak görevlendirildi.

Fakat aşırı heyacanlı oluşu, bazı pozisyonlarda aşırı tepki göstermesi, nedeniyle kulüp zarara uğramasın diye kendi isteğiyle takımla sahada olmayı seçmedi, bıraktı…..!

Puan kaybedildiğinde, maç kaybedildiğinde hasta olan bir adamdan söz ediyoruz. Bunun adı Ali Fırat’tı, adam gibi adamdı. Verdiği kararda doğru bir karardı.

Görev Hikmet Olgun'a devredildi. Fakat bu süreçten sonra 'profesyonel şube' benim gözlemime göre sadece isim olarak vardı. Etki ve yetki olarak yoktu.

Oysa ki, profesyonel şubenin bir kişiden değil bir kaç yöneticiden oluşması gerekiyordu. Planlamada hata vardı. Asbaşkan olarak Ali Fırat'ın sadece bu şubenin başında olması, etkin ve yetkin diğer yöneticilerle birlikte ortak kararlar alması icap ederdi.

Nihayetinde kulüp başkanının da bu komitenin doğal başkanı olarak sürekli bu ekibi gözetiminde tutması normal yoldu. Koşullar nedeniyle muhtemelen böyle bir şey olmadı. İş yükünün büyük bölümü başkanın üzerinde kaldı. Buradan bir kez daha şunu söylemek istiyorum. Ali Fırat tekrar o yedek kulübesinde olmalı, oturmalı. Futbolculara ve teknik heyete abilik yapmalı….

Ali Fırat tekrar Şemikler Haluk Ulusoy Tesisleri’nde yatıp kalkmalı…

Ali Yalçın geçen sezon sonunda yönetime bir rapor sundu. Sanırım takımı sahaya çıkaracak kadar güvenilir olan bir kişinin, düşünce ve önerileri de önemlidir.

Rapor içeriğini tam olarak bilmiyorum. Ali hoca burada... Merak eden gidip sorsun. Bildiğim şey ise 'Ne olursa olsun. Küme de düşecek olsak bu Moritz ile anlaşma yapılmamalı" raporu veren oydu.

Muhtemelen takımı dinamitlediğini düşünüyor. Ben de aynı görüşteyim.

Biz Moritz ile anlaştık...

Anıl'ın transfer bandını 900 bin liradan açması, transfer yasağının bulunması filan etken olmuş olabilir. Ben sonuçla ilgileniyorum.

Sezon başında Başkan Mustafa Üstek ligi iyi bilen, deneyimli, güvenilir bir teknik adam istiyordu. Biraz pahalı olmasını göze de almıştı.

Açıkça ifade ettiği, 'Sezon içinde iki üç teknik adam değiştirmek yerine pahalı da olsa sağlam bir hoca ile anlaşalım. Zaten teknik adam değiştirirsek aynı miktara mal olur" diyordu.

Haklı da çıktı... Yusuf hoca gitti... Reha hoca bırakmayı düşünüyor. Üçüncü bir hoca ile sadece teknik ekibe harcanan para muhtemelen sezon başında Başkan Üstek'in öngördüğü miktarın da üstünde olacaktır.

Onun bu fikrine sahip çıkan yönetici olmadı. Maddiyat gözetildi. Başkan ikna edildi. Teknik adam arayışının yönü değişti. Nihayetinde bu kentte kimsenin itiraz edemeyeceği "Yusuf Şimşek' takımın başına getirildi.  

Yusuf Şimşek kötü bir teknik adam değil... Mutlaka gelişim gösterdi ve daha da gelişim gösterecektir.

Çok ciddi dezavantajlarla lige başladı. Umut beslediği tüm oyuncular onu yarı yolda bıraktı.  

En büyük yanılgısı, sakat ve cezalılar nedeniyle bir türlü tam kadro takım kuramadığı için 'Eksiklerimiz döndüğünde çok daha iyi olacağız' düşüncesiydi.

Şimdi görülüyor ki, tam kadro çıksa da durum değişmeyecekti. Çünkü sorun futbolun dışında bir şeydi...

Yasin Ozan'a 'o lisansı yırt' dediği söyleniyor. Demişse doğru demiş. Çünkü Yusuf Şimşek gibi top cambazının Yasin Ozan gibi bir adamı futbolcu olarak izlemek zorunda bırakılması, hayatta göreceği en büyük işkencedir.

Ama hocanın takımında başka sorun vardı. Birileri sürekli takımı karıştırmaya çalışıyor ve bunu başarıyordu da... Hem Denizlispor'a  hem de hocaya ihanet ediliyordu adeta...

Hoca bunu fark etse de yapabileceği çok fazla bir şey yoktu. Biraz tedbir almakta geciktiğini kabul ediyorum. Tam ciddi kadro dışı bırakmaları planlarken, yönetim hocayı görevden aldı.

Ama başta başkan ve yönetim zaten olanı biteni görüyordu.  

Bir kısmını başkan ve yöneticilerin ifadelerinden bir kısmını da gözlemleyerek bildiğimiz bazı konular var...

Mesela takım sezon başından bu yana sürekli kart görüyor. Kartsız maçı yok. Hem sakat var cezalı var diyoruz hem de sürekli kart görüyoruz. Ligde 16'ncı hafta oynanırken Reha Erginer, "Aynı kadroyla üst üste iki maç yapamıyorum" dedi.

Yusuf Şimşek de yapamadı. Ama maçın skoru ne olursa olsun sorumluluğu üstlenerek, oyuncularına yüklenmemişti. Bu tarz meselesi. Reha Hoca da haksız değil elbette.  

Ömer sarı kart cezası çekti.

Taşkın da öyle...

Moritz sarı kart cezasını çekti üstüne kırmızı kart cezası aldı 3 maç. Bir de hakaret var 2 maç...

Ziya sarı kart cezası çekti.

Burak sınırda oynuyordu kırmızı kart gördü ve 3 maç aldı. Hem de ne kırmızı kart...

Barış son maçta adeta kart kovaladı. Ceza aldı.
Taha Can Velioğlu haftalar sonra formayı aldı, ikinci maçında kart cezalısı durumuna düştü.
Kerem Can Akyüz haksız bir kırmızı kartla üç maç ceza aldı. Bu konuda futbolcuya kimsenin bir şey söyleme hakkı yok. Ne var ki cezasını tamamlayıp geldi bu kez sarı kart cezalısı durumuna düştü. Ya maçın uzatma bölümünde sarı kart nedir?
Yasin Ozan kart cezası çekti.  

Devrenin son maçına çıkmadan tatile gidebilme durumu olan benim bildiğim en az 5 adam var...

Burada disiplin mi var şimdi?

Başkan kendi açıkladı...

Kappel' hava alanından çevirdik diye...

Hoca kendi açıkladı...

'Sankoh idmana çıkıyor bir şeyi yok, maç günü gelince sakatım oynamayacağım diyor'

Sizce bu nedir?

Moritz sezon başından beri disiplinsiz, başına buyruk... Üstelik maçlarda takıma verdiği hiçbir şey yok. Takımı 10 kişi oynatıyor. Bu sezon bir kırmızı kart aldı ama bence 4 tane alibilirdi.

Kimse bu adamı durduramadı.

Madem takımı karıştıran birileri var...

Neden tedbir alınmadı?

Sezon başında pazarlık yaparken mangalda kül bırakmayanlar neredeler?

Cihan nerede? Şevki nerede?

Ne zaman oynayacak bu arkadaşlar...

Reha hoca neden daha iki hafta önce yakın çevresine ayrılabileceğini söyledi. Hocayı Şemikler'de rahatsız eden şey nedir?

Yusuf Şimşek'e ihanet varken neredeydiniz?

Yasin ile hiç konuşulmuyor mu... Belli ki darmadağın olmuş. Destek olunamıyor mu? Gerekirse bir psikoloğa danışılamıyor mu?

Hoca takımına güvenmiyor. Dahası bazı oyuncuların bu ligin oyuncusu olmadığına inanıyor.

Üstelik takım da hocasına güvenmiyor. Artık sözleri bir şey ifade etmiyor. Gaziantep maçında net görülüyordu.

Neden bir şeyler yapılmadı...

Ne maçlarda hakemlere baskı...

Ne maçları utanmasa Çarşamba gecelerine verecek federasyonla iletişim...
Başkan Üstek, ara transfer döneminde sıkıntı yaratacak UÇK dosyaları ile ilgileniyor uzun süredir. İstanbul ziyaretinin nedeni de oydu.

Bu listede eski futbolcular hocalar var...

Kimse tanımıyor mu bu futbolcuları da alacaklarında indirime gitmelerini sağlayamıyor. Kimse araya giremiyor mu...

Ben söyleyeyim giremiyor... Çünkü bu işlerden anlayan, iyi takip edebilecek, federasyonla da, menajerlerle de futbolcularla da diyaloğu bulunan, kandırılamayacak, yetkin bir çalışan yok.

Onun yerine her şeye pozitif yaklaşmayı alışkanlık edinmiş, yumuşak yüzlü ve huylu Hikmet Olgun var.

O da sevdiğimiz bir siyasi abimizin referansı ile yönetimde yer aldı deniyor.

Bizim yırtıcı, deli bir adama ihtiyacımız var orada.

Yukarıda yazdığım sorunların hemen tamamının yaşanmasına böyle bir adam engel olabilirdi.
Bu konuda yetersiziz. Bunu görmek zorundayız...

Sonuçta kaybeden Denizlispor oluyor... Dahası tüm bu atmosferde, artık yaşadıklarından bıkkınlık duyan, milyonlarca lirasını kulübe veren Başkan Mustafa Üstek 'ben bırakıyorum' derse o zaman en büyük kaybeden oluruz.