AB, TRAFİK ve KOPENHAG KRİTERLERİ

(Daha önce 30 Aralık 2002 tarihinde de yayınlanmıştır)

AB’nin, adaylık için başvuruda bulunan ülkelere, tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılamaları gereken koşullar var. Kriter veya ilke denen bu koşullardan veya şartlardan Türkiye’nin çok, ama çok zorlanacağı ilkenin ne olduğunu biliyor muyuz? Hemen bir kez daha yazalım:

Her tür yaşam alanında hukuk devleti olma ve her koşulda hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olması” koşulu...

Diğer koşulları –kabul edilebilir- ölçülerde yerine getirebileceğimize inananlardanım. Fakat hukuk devleti olma ve yaşam alanlarımızda hukukun üstünlüğünü yerleştirme konusunda hiç mi hiç umudum yok.

Yılın bu son köşe yazısında güzel şeyler yazmayı ben de çok isterdim. “Güzel şeyler” yazmama engel olan bir şey mi var? Hayır. Esasen hayır, demek daha doğru olur. Güzel şeyler yazmasını ben de çok severim, ben de çok isterim. Ama bizim sorunumuz yurdumuzda güzel şeylerin olmayışı değil, güzel olmayan şeylerin çokluğudur. Ve bu güzel olmayan şeylerin tüm dünyanın gözleri önüne döküldüğü “trafik konusu başta olmak üzere düzeltilmesi, üstlerinin örtülmemesi, adlarının konması ve -en önemlisi de- alışkanlık vasfından çıkarılıp ret edilmesi yolunun açılmasının gerekliliğidir.

Hukukun üstünlüğünün sağlanması, ülkeyi –her alanda- bir düzene sokmak, topluma huzur ve güven getirmektir. İnsanlarını sürekli korku içinde yaşatması, haklarını gerektiğinde alamama telaşı içinde bırakması iyi bir devlet yönetimi değildir. Devletimizin de zaten iyi yönetildiğini iddia eden kişilerin sayısının pek fazla olmadığını düşünüyorum.

Gazete yazarlarının hepsinin kendine göre bir ifade tarzı olması doğaldır. Gözlemlerimizi ve düşüncelerimizi bilgilerimizle birleştirip toplumla paylaşmak isteriz. Birileri, eriştiğimiz noktanın ne muhteşem bir aşama olduğunu ve ülkeyi bu refah seviyesine yücelten insanlara ne kadar büyük minnet borcumuz olduğunu yazar; diğerleri ise, pencereden dışarı da bakarak, diğer ülkelere göre ne kadar gerilerde kaldığımızı, bütün işimizin esasen nal toplamak olduğunu görerek kaygılarını belirtir. Her iki grubun da okuyucusu olacaktır elbet.

Yeni yılda trafik konusunun düzeleceğini kim iddia edebilir? “Trafik”, tabii ki kendi başına her derdin ilacı değildir. Fakat trafik bir göstergedir. Nasıl ki bir insan yüzüne bakıldığında, benzinin solukluğundan, gözlerinin donukluğundan hasta olduğunu gösterir; işte “trafik” konusu da aynen öyledir ve bir ülkenin hukuk düzeninin göstergesidir. Trafiğin kuralları işletiliyor ise, orada milli eğitim, polis, belediye ve onlara hükmedenler görevlerini yapıyorlar demektir.

Trafik yasasının bir çok maddesi uygulanmıyor ise, diğer tüm yasaların (Anayasa dahil) aynen uygulandığını kimse iddia edemez. Her yasanın tüm maddeleri uygulanmaları için yapılmıştır ve uygulanmalıdır da. Yasa yapıcısına olması gereken saygımız bunu gerektirir. Yasaların –istisnasız- uygulanmasını sağlayacak kurum hangisidir? Ortaokul mezunu polis mi? İlkokul mezunu jandarma mı? Yoksa daha gelişmiş bir kurumumuz var da, onlar her mevsim uykusundan henüz uyanmadılar mı?

Hukuk düzeni” ve “hukukun üstünlüğü” nasıl sağlanacak? Yüzyıllar boyu bunları Osmanlı sağlayabilmiş mi? Osmanlı düzenini hala üstünden atıp çağdaş bir konuma gelememiş Cumhuriyet dönemi 80 yılda bu hususta kaç metre yol aldı? Varlığımızın temelini teşkil eden “adalet” Türk insanında bir yabancı kavram olmaktan çıkarılmalıdır. Almanların bir atasözü veya deyişi, “Berlin’de hakimler var”dır. Bizim hakimlerimiz ve de savcılarımız acep hangi diyarda otururlar. Onlarsız hukuk düzeni kurulamıyor, işte.

Benim de yeni yıldan isteklerim var: Ülkeme bir hukuk düzeni ve ülkemde hukukun üstünlüğü!! Lütfen.