HAYATIMIZ ROMAN OLUR BİZİM AMA!

‘“Hayatım roman olur” deriz söze başladık mı. Elbette her birimizin hayatı birer roman, ama yazanımız yok. Okuma alışkanlığımızın olmadığından şikayet ederiz bir de. Ben yazma ile okuma alışkanlığının birbirini tamamlayan eylemler olduğunu düşünürüm. Yazmıyorsanız okumazsınız, okumuyorsanız yazmazsınız. Matbaanın 250 sene geç gelmesini yönetimsel bir sorun olarak görmem. İhtiyaç hissedilmemiş ki, neden gelsin . İhtiyaç olaydı, gelmesinin önünde kim durabilirdi ki.

İnsanı okumaya iten meraktır. İnsanın öncelikle dokunabildiği kadar yakın olan insanların hikayelerini merak ettiğini düşünürüm. Yakın çevrenizi gözünüzün önüne getirin. Hayatlarını kaleme dökselerdi, okumaz mıydınız?

Konuyu  çocukluk ve mahalle ve hatta sokak arkadaşım Raşit Öztürk’ün yaşadıkları üzerinden yazdığı roman denemesine getireceğim. Basılmamış halini okudum.  Yaşadıklarını makale şeklinde yazma alışkanlığı zaten vardı. Çal Akkent Ortaokulu mezunlarından oluşan whatsapp grubumuzda zaman zaman bunları paylaşır. Büyük bir zevkle okuruz. Hatta bir tanesini “Bir Velespit Hikayesi” başlığı ile köşeme taşımıştım. Kalemi oldukça  akıcı. Anlattıkları ortak özgeçmişimiz ve kahramanları da tanıdık olunca, yeniden yaşıyor insan geçmişi, kasabayı ve olayları.

Romanda yaşadıklarından esinlenmekle birlikte neticede bir otobiyografi değil, bir roman. Yani kurgusuz olmaz. Terside mümkün değil. yani sırf kurgudan oluşan bir roman yazmak istese insan yaşadıklarından bağımsız  olmaz herhalde.

Bir sunuş yazmak üzere romanın ham halini bana gönderdi. Okurken çocukluğumun geçtiği  taşlı, topraklı sokaklarda bir kere daha dolaştım; Menderes’te yüzdüm; Almanya’dan bir aylığına izne gelen annemi ve babamı karşıladım; kocaman çift kanatlı kapıların ardındaki evlerin avlusunda dolaştım; Bisikletime bindim, çamur oynadım goca gölün kenarında; arkadaşlarımı gözümün önüne getirdim, o gün ki halleri ile…

Arkadaşıma teşekkür, tebrik ve takdir hislerimle…