YORK - 1

Bizim "İngiltere" diye bildiğimiz ülkenin esas adı: "Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda" olarak görülmektedir. Son günlerde başka bir nedenden dolayı o bölgedeki "Man" adasının da gündemimize girmesinden dolayı da biraz karmaşık gibi görünen şu Birleşik Krallığa biraz ışık tutmak istiyorum:

  • Büyük Britanya: Birleşik Krallığın bir ada şeklinde bütünlük oluşturan kısmı. Bu kısımda İngiltere, Galler ve İskoçya var.
  • Birleşik Krallık: Birleşik Krallıkta Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda var; yani Birleşik Krallıktaki eyaletler: İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda.
  • Ayrıca: Resmen Birleşik Krallığın parçası olmayan ve sadece şimdiki kraliçenin mülkü sayılan başka adalar da var: Bunlar Kuzey İrlanda ile İngiltere arasındaki İrlanda Denizindeki Man Adası (572 km2 yüz ölçüm ve 2016 yılı verilerine göre 84 Bin nüfus); Kuzey Fransa kıyısındaki Manş Adaları (irili ufaklı, bazıları sadece kayalık olan, en büyüğü Jersey adası olan 14 ada) ve diğer 14 denizaşırı bölge (Cebelitarık, Arjantin'e yakın Falkland Adaları, Bermuda vs.)

York kenti, Büyük Britanya'nın İngiltere eyaletinin kuzey bölgelerinin ortasında yakl. 150 Bin nüfuslu eski bir şehir, Yorkshire vilayetinin başkenti. Amerika'daki Yeni York yani "New York" eskisinden çok daha meşhurdur.

Eski ama bakımlı evleri, tarihi surları ve Kuzey Avrupa'nın en büyük kilisesi (York Minster) ile bizim de örnek alabileceğimiz bir kent. Bu büyük katedralin önünde bizi gezdiren rehber aniden durdu ve kızımı yanına çağırarak dedi ki: "Tam şu anda durduğumuz yerde İstanbul'a daha önceki adını veren Konstantin'e babası burada öldüğü için taç giydirildi."

York'un bulunduğu ova uçsuz bucaksız dümdüz bir saha. Kentin içinden geçen nehrin de akıp akmadığı pek belli değil.

Sur kenarındaki bazı ağaçlar -doğaldır ki- yılbaşı zamanında yapraklarından mahrum haldeler. Yenilerinin gelmesi için bizim bu kuzey yarıkürede Nisan-Mayıs aylarını beklemeleri gerekiyor.

Yapraksız olunca da geçen seneden kalma kuş yuvaları ağacın içinde görünür oluyorlar. Yuvanın şeklinden o yuvanın hangi kuş türüne ait olduğu belli olur. Orada gördüğüm yuvalar tahtalı güvercinlerinindi. Bizim yörelere tahtalılar ancak Avrupa'daki ağır kış şartlarında inerler. Avrupa'nın en büyük güvercinleridir bunlar. Öyle olduğu için de avcıların gözdeleri arasındadırlar.

Benim bildiğim tahtalıları ülkemizde ancak çok uzaktan görmek mümkündür, kendilerini insanlardan uzak tutarlar.

Oysa York'taki tahtalı güvercinler bizden pek kaçmadı. Aynı tecrübeyi Almanya'da da yapmıştım. Tavşanlar, karatavuklar, sığırcıklar, tahtalılar, sarıasmalar oralarda sanki evcil hayvanlar. Amerika'da yabani hindilerden insanların çekindiğini gördüm. Sürüyle geldiklerinde bahçede oynayan çocuklar acele içeri alınıyorlar.

York, denizden yakl. 60 km uzakta olmasına rağmen martılar dolanıp durdu üzerimizde. Hem kanada kazları ve hem de bizdeki gri kazlar serbestçe yaban hayatlarını yaşayabiliyorlar orada kentin ortasında.

Batı Avrupa'yı gezerken çevrenin bu taraflarına da bakarım biraz. Bizden bu taraflarıyla da çok farklılar. Oysa bizim insanlarımızın onların davranışlarına gıptayla baktıklarını da biliyorum. Ama nedense doğayı dost olarak görmeyi ve öyle davranmayı hiç beceremiyoruz.

Bizim doğa yabancısı davranışlarımızı ölesiye eleştiren Denizlili öğretmen hanımın bir Antalya gezisinde ilk fırsatta yolun kenarındaki bahçeden çiçekleri kopartıp eline aldığını görünce benim de ileriye iyimser bakma tarafım pek kalmadı.