YERLİ ÜRETİM BİR BÜTÜNDÜR PARÇALANAMAZ

Denizli Platformu Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekçi’yi konuk etti. Bakanımız bakanlıktaki genel müdürleri ve hatta Maliye Bakanlığı’nın ilgili müdürlerini de ekibine dahil ederek gelmişti. Basına da yansıdığı gibi bakanlığın kurmay heyeti Denizli’de idi. Denizli’den bir bakanımız olmasının keyfini doyasıya yaşadık. Ekonomik faaliyetlere ilişkin sorunlar birinci elden iletildi, sadece iletilmekle kalınmadı hemen oracıkta not alındı, notu alan kişinin adı ve iletişim adresi paylaşıldı, yani fikri takip bakımından tüm altyapı oluşturuldu ki bu takdire şayandı. Ekonomik faaliyetlere dair hemen her alandan soru ve sorun iletildi. Bir tekstil kenti olarak bilinen Denizli’nin turizmden mermere, kuruyemişten seracılığa ve hatta yazılıma kadar uzanan faaliyet çeşitliliğine bir kere daha şahit olduk.

Sağlık sektöründe bir imalatçının yaşadığı Çin malı sorunu nedeni ile söz alması ile Denizli’de tıbbi cihaz üretiliyor olduğunu öğrenmenin şaşkınlığını yaşadım. Çin malı sorunu bakanımızın kendi açıklaması ile kanserojen madde, standartlar uygunluk vb işlemler altında kontrol altında tutmaya çalışılan bir sorun. Ancak, bizim tıbbi cihaz üreticiler açısından tek sorunumuz ucuzluk ve Çin değil. Bugün hastanelerimizde kullanılan pek çok cihaz Avrupa menşeyli. Bu Avrupa menşeyli markalar imalatlarını Çin’de yaptırsalar bile, kendi markaları ile istedikleri fiyata mal satabiliyorlar. Bu konuda idarecilerden ve kullanıcılardan kaynaklanan bir uygulama sorunumuz var.  

Yıllarca yerli malına fiyat avantajı sağlanmasına rağmen, idarecilerin çoğu bu yönetmelikten haberi yokmuş gibi davranıyor. Çeşitli nedenlerle hep Avrupa malı derdinde olduk. İthalatçılar da bunun farkında oldukları için ufak tefek teknolojik farklılıkları teknik şartnamelere yazdırtıp adrese teslim ihalelerin çıkmasını sağlıyorlar. Bu teknolojik farklılıklar, o cihazın vazgeçilmez özeliği olsa amenna, sadece diğer firmaları, özellikle de yerli firmaları elemek için kullanılan bir ayrıntı olarak kullanılıyor.

Bir satın alma işleminde kullanıcı, idare ve satıcı olmak üzere üçlü bir ayak vardır. Pahalı veya adrese teslim bir malı alabilmek için bu üçünün aynı yerde buluşması gerekir. Bunun için ya rüşvet çarkının dönmesi yada bu üçlü saç ayağının aynı kafa yapısındaki insanlardan oluşması gerekir. Kimseyi suçlamış olmayayım da, çok yakından tanıdığım bir yerli malzeme üreticisi yarı fiyatına teklif ettiği halde bir Alman firması ile baş edemiyor. Halbuki, Malı bir yerine iki tane alıp birini arıza durumları için yedek tutsan bile karlısın.

Üniversitenin işletme müdürlüğü’nü yaptığım yıllarda bu firmanın cihazlarında aldım. Referansları olmadığı halde bunu yerli üretime destek olsun diye yaptım. Satış sonrası çıkan sorunları anında müdahale edip düzelttiler. Öyle ki eskisini alıp yeni versiyonunu bila bedel verdiler. Üretip satabildikçe geliştirdiler. Piyasada hakim olan Alman markasının yarı fiyatına verdiler. Buna rağmen bir çok ihaleye giremediler, girdilerse de elendiler. İdareler ve kullanıcı hekimler adrese teslim teknik şartnameler hazırladılar. Onları doğrudan suçlayamam. Referanslı ve garantili işin peşinden koştular denilebilir.

Hükümetin tıbbi cihaz üretimi alanındaki yatırımları stratejik bulduğunu ve desteklediğini biliyoruz. Ancak bu yaklaşımın tek başına yeterli olması mümkün değil. Diyeceğim o ki yerli sanayi üretimi üzerine kalkınma modeli, bakanlığın ve üç beş sanayicin ne kişisel sorunudur, ne de kendi başlarına başarabilecekleri bir vizyondur. Başta ve öncelikle tüketiciler olmak üzere, tüm ülkenin bu bilinçte olması gerekir.