“ROBİNSON CRUSOE TERAPİSİ”

Bugünlerde Farkındalık terapisinin ülkemizdeki önemli isimlerinden biri olan Doç. Dr. Zümra ÖZYEŞİL’den oldukça doyurucu bilgilenmeler ediniyorum.  Kimi zaman uygulamalara da yer verildiğinden keyifli oluyor doğrusu… Meğer bir üzüm nelere kadirmiş (üzüm farkındalığı seansından)… Buradan bakarsak farkında olmadığımız her an boşuna gidiyor. Yaşadığımız her anın farkında olmaksa fark yaratıyor. İlerleyen zamanlarda edindiklerimi sizlerle paylaşacağım. Ancak bugün geçmişe dair farkında olmadığım bir duruma değineceğim; yazmakta olduğum bir kitaba kaynakça olur ümidiyle aldığım bir kitapta “Bilişsel Davranışçı Terapilerin” çıkış öyküsünü beklediğimden çok farklı bir temayla okuduğumda doğrusu pek şaşırdım. Stefan Klein (Mutluluğun Formülü. Arkadaş Yayınları) buna “Robinson Crusoe Terapisi” diyor. Bunu sizlerle de paylaşmak istedim.

“Beyni yeniden harekete geçirmek üzüntüye karşı alınacak bir tedbirse, olumsuz düşünce ve duygulara karşı silahlanmak bir başka yöntemdir.

Bunun nasıl gerçekleştirileceğini İngiltereli bir roman kahramanı olan Robinson Crusoe göstermiştir bize. Yanında ne bir yoldaş ne de kurtuluşa dair herhangi bir umut olmaksızın bir adaya düştüğünde o da bunalımın pençesine düşmüştü. Ama hayatta hiçbir durum insanı çaresizliğe itecek denli çıkışsız olamaz, dedi kendine Robinson. Bu nedenle batan gemiden karaya vuran bir kalemi aldı ve elindeki artı ve eksileri bir kağıda yazdı (danışanlarım bu uygulamayı yaptığımızı hatırlayacaklardır.)

Kötü: Bir daha kurtulma ümidimin olmadığı ıssız bir adaya düştüm

İyi: Ama gemideki diğer arkadaşlarım gibi boğulmadım ve hayattayım.

Kötü: Bunca insan arasından, böylesine bir mutsuzluğu yaşamak için seçildim.

İyi: Ama tüm gemi mürettebatı arasından ölümden kaçmak için seçildim.

Kötü: Örtünebileceğim herhangi bir giysim yok.

İyi: Ama giysilerim olsa da onları giyemeyeceğim kadar sıcak bir bölgedeyim.

Crusoe buradan yola çıkarak şu sonuca vardı: ‘şu andan itibaren burada, dünyanın herhangi bir yerinde olabileceğimden daha mutlu olduğuma dair akıl yürütmelerinde bulunacağım…’ Bu mutluluktu (ve bence farkındalık!) onun yaşamını kurtaran. Çünkü anlaşılabilir çaresizliğine teslim olsaydı (öğrenilmiş çaresizlik), yalnızlık içinde kısa sürede çabucak ölürdü. Bu durumda, yoldaşı olacak Cuma ile karşılaşamaz ve nihayetinde bir İngiliz gemisi tarafından kurtarılamazdı.

Durumunu olduğundan güzel göstererek kendini mi kandırmıştı? Hayır, çünkü madalyonun her iki tarafındakiler de doğru. Burada önemli olan, insanın hangi tarafta yer aldığı.  Genellikle olan bitene iyimser bir bakış açısıyla bakmak daha faydalıdır. Yılgınlığa karşı en etkili ilaçlardan biri, bardağın boş yanındansa dolu tarafını görmektir.

Tüm bunlar şaşırtıcı biçimde basit görünür –neredeyse gerçek olmayacak kadar güzel. Amerikan National Institute Of Mental Health, tüm zamanların en büyük terapi başarısı araştırmasında Robinson yöntemini sınava tabi tutmak için 10 milyon dolar harcadı. Elbette bilim adamları yaratıcısının adıyla anmaları gereken Robinson yöntemine farklı bir isim verdiler. Bunun yerine psikologlar mağrur “kavrayışsal (Bilişsel) davranış terapisi” adını uygun gördü. Araştırma 6 yıl sürdü ve orta ve ağır ölçekli bunalımdan (depresyon) şikayetçi yüzlerce denek  üzerinde gerçekleştirildi. Katılımcıların %60’ı Bilişsel Davranışçı Terapi sayesinde ağır bunalımlarını (depresyonlarını) atlattı. Böylece terapinin başarı oranı, ilaçla tedavi gören hastalar kadar yüksek oldu (R. Comer). İlaçlar ve Bilişsel Davranışçı Terapi birlikte uygulandıklarında bu oran daha da yükseliyor ve hastalığın yeniden nüksetme olasılığı düşüyordu (S. Berk, J. Efran)”

Meğer yılların “Bilişsel Davranışçı Terapisi”,  “Robinson Crusoe Terapisi” imiş! Ya da Farkındalık sen nelere kadirsin!