STRES VE STRESLE BAŞ EDEBİLMEK

Stres son yılların en popüler konuları arasında yer alıyor. Yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre, stresi yeterince tanımadığımızı söyleyebiliriz. Bilinenin aksine strese neden olan şey olaylar değil, o olaylara bizim yüklediğimiz anlamlardır. Bu yüzden bir kişi için stres olarak algılanan bir olay, bir diğeri için tam tersi bir durum olarak değerlendirilebilir.

Stresle baş etmede çeşitli yolların kullanıldığını biliyoruz. Bunlardan bazıları doğru ve uzun vadede işe yarayan çabalarken bazıları da kişileri farkında olmadan daha derinlere çeken sözde çözümlerden ibarettir. Başta bilişsel davranışçı ekolün yaratıcıları A.Ellis ve A.T.Beck olmak üzere konu üzerinde çalışmalarda bulunan bir çok bilim adamı, olaylar karşısında takınılan olumsuz tavır ve negatif düşünce sisteminin, gerginliğin artmasına ve sorunun karmaşık bir hal almasına neden olduğunu bildirmektedir. Olumsuz düşünce yapısı olumsuz duygu ve davranışlara yol açabilir. Bunun tam tersi de geçerlidir. Olumlu bir tavır ve pozitif düşünce biçimi gerginliğin azalmasına ve sorunun çözülmesine yardımcı olmaktadır.

Olumsuz düşünce biçimi enerji soğuran bir mekanizmaya sahiptir. Kapsayıcı ve bulaşıcı özellikler içerir. Bu yüzden olumlu, iyi ve güzel şeylere olan ilginin azalmasına kişinin kendisini olduğundan daha beter bir durumda hissetmesine yol açar. Olumsuz düşünce sisteminin tanınması stresle baş etmede önemli bir adımdır. Olumsuz düşünceler, olumlularla kolayca yer değiştiremediklerinden kendilerinden kurtulmak pek o kadar kolay olmaz.

Peki öyleyse sözünü ettiğimiz olumsuz düşünce kalıpları nelerdir, bunları nasıl tanırız?

  • “Ya hep ya hiç” türü düşünce modeli: bir şey ya doğrudur ya da yanlış demek. Hayatı sadece iki renkte algılamak; siyah ve beyaz. Ortası yok. Başka renklere yer verilmeyen garip ve kısır bir dünya.
  • Aşırı genelleme: her hangi bir olay karşısında olumsuz bir sonuç elde edildiğinde bundan sonra gelecek her olay için aynı olumsuz sonucun beklentisi içinde olmak.
  • Zihinsel süzgeç: seçici algılamada bulunarak sadece olumsuza yönelme ona konsantre olma hali…
  • Olumluyu küçümsemek ya da görmezden gelmek: bu bazen öylesine abartılır ki, olumlu olayların içinden bile olumsuz bir sonuca ulaşılabilir. Oysa olumsuz giden bir süreçte olumlu gelişmeleri de görebilmek gerekir.
  • Beyin okuma: yapılan çalışmalarda beyin okumanın büyük oranda yanlış sonuçlar doğurduğu görülmüştür. Geleceğe yönelik olumsuz tahminlerde bulunmak ya da başkası adına yargıda bulunmak beyin okumanın nüansları arasında yer alır.
  • Abartılı düşünme modeli: olaylara hak ettiğinden daha fazla önem vermek. Bu da yine bir zihinsel çarpıtma örneğidir. Kendilerine ait iyi ve güzel şeyleri aşırı küçümserken, başkalarına ait en ufak iyilik ve güzellikleri abartan kişileri tanımlamak için kullanılan bir modeldir.
  • Duygusal yaklaşım modeli: olaylara mantık süzgecinden daha çok duygusal boyutta yaklaşım göstermektir. Gerçeği duygulardan hareketle tanımlamaya çalışmak. “Bu adamla yıldızım hiç barışmadı…” derken bu modeli kullanmış oluyoruz.
  • “me” li  “ma” lı cümlelerle kurulan düşünce ağı: bu cümlelerin eşlik ettiği düşünce modelinde insanın kendine sınırlar çizmesi söz konusudur ki, ortaya çıkan sonuç; esaslı bir strestir.
  • Etiketlemede bulunma: kendiniz hakkındaki olumsuz düşünceyi içselleştirmektir. Bir çeşit aşırı genellemedir. “Ben zaten bunu yapamam, çünkü tembelin tekiyim.”
  • Üzerine alınma: “havadan nem kapmak”. Sorumluluk alanınızın dışında olsa dahi yaşanan bir olay karşısında neden olarak kendinizi görmek. Gökte yoğunlaşan kara bulutların bile nedeni olarak kendini gören bir düşünsel çarpıtma modelidir.

Bir dahaki yazıda olumlu yaklaşımın ne olacağına ve nasıl baş edileceğine değinmeye çalışacağım.