2018 YILINDA KARAYOLU TRAFİĞİMİZ

Karayolu trafiği bizi "normal vatandaş" olarak doğrudan ilgilendiren bir trafiktir. Evimizin sokak kapısından dışarı çıktığımızda işte bu trafikle karşı karşıyayız. Araç sürücüsü veya yolcusu olmasak da bu trafikle yaya olarak da iç içeyiz. Gemi ve uçak gibi diğer trafik araçları ilgimizin dışında olmasa da uzağımızdadır.

Ülkemizde karayolu araçları olarak 22,5 Milyon civarında kayıtlı araç var. Türkiye İstatistik Kurumunun Kasım 2017 sonu verilerine göre o tarihteki araçların yüzde 54,1'ini otomobil, yüzde 16,4'ünü kamyonet, yüzde 14'ünü motosiklet, yüzde 8,3'ünü traktör, yüzde 3,8'ini kamyon, yüzde 2,2'sini minibüs, yüzde 1'ini otobüs, yüzde 0,2'sini ise özel amaçlı taşıtlar oluşturuyor.

Yani tüm araçların yarıdan fazlası kısmen bizim de sahibi olduğumuz binek otomobilleridir ve bunların da çoğu ithal araçlardır.

Türkiye'nin ihracatına bakıyoruz; orada da çok önemli bir kalem yerli üretilen otomobiller var. Almanya'da bulunduğum 60'lı ve 70'li yıllarda evimizin yakınından geçen demiryolundan uçsuz bucaksız tren katarlarıyla liman kentlerine Volkswagen otomobiller taşınırdı. Onların çoğu oradan da ABD'ye giderdi.

ABD'de geçtiğimiz yıllarda gözlediğim otomobillerin dörtte üçü Alman, Japon ve Kore kökenliydi. Demek ki o trent artan bir rakamla hala devam ediyor.

Her ülkede karayolu trafiği altyapı ve araçların getirdiği sorunlar nedeniyle artan sıklıkla sorun olmaya devam ediyor.

Yakın bir zamana kadar kabul edilen sayılarla saat başına bir insanımızı kurban verdiğimiz bu trafik ve getirdiği bütün sorunlarıyla başarılı bir şekilde baş ettiğimiz söylenemez. Sorunları gün be gün artan bu canavarı yenmede gereken idari politikaları yürütebilmekten bir hayli uzak olunduğunu bilmem anlayabilecek miyiz.

Trafik sorununu ele almak -ne yazık ki- önceliğimiz değil. Acizlikten olacak ki her yıl binlerce kişinin ve milyonlar değerindeki malın telef olmasını kabullenmiş görünüyoruz. Polis ve jandarmada da trafiğin önceliği var sayılamaz. Anlaşılan ölen ve sakat kalan binlerce vatandaş devleti henüz fazla heyecanlandırmıyor, basın için bu ölü ve sakatlar yeterli değil, valilerin günlük asayiş toplantılarında trafik ilk gündem noktası hala olamıyor.

Karayollarının yapımının devam ettiğini kimse inkar edemez. Altyapı kadar yasal düzenlemelere yani denetimlere hız veremiyoruz. Neden?

Şahsen ben bu denetim perişanlığının varlığını "hukuk devleti" sorunlarımızın büyüklüğüne bağlıyorum. Yasaların üstünlüğünü, yürütmede keyfiliğe yer olmadığını, dışarıdan yürütmeye ve yargıya müdahale edilemeyeceğini anlamış ve kavramış sayılmayız.

Denetimlerin etkisinin artırılması için 1996 yılında getirilen Fahri Trafik Müfettişliği (FTM) de yine aynı nedenlerden dolayı beklenen neticeyi veremedi.

Ta başından beri FTM'leri trafik polisi bir nevi rakip olarak gördü, onları pek istemedi. FTM'lerin bu işi ücret karşılığı yaptıklarını zannettiler. Onların işlevsel olabilmeleri de polise bağlıydı. Sonunda gönüllü görev alan ve hiç bir maddi çıkarı olmayan bu FTM'ler bıktırıldı. Onlara polis gereken yardımı yapmaktan uzak durdu.

Ülke genelinde devlete hizmet etmek isteyen 21 Bin 780 FTM'den ancak 17 Bin 870 FTM görevde kalmıştır.

Denizli ilinde halen 502 Fahri Trafik Müfettişi var. Denizli İl Emniyet Müdürlüğü tespitlerine göre 2015-17 yılları arasında 228 FTM hiç görev yapmamıştır ve polisçe de onların görevlendirmelerinin iptali istenmiştir. Korkarım bu sayı ileriki yıllarda benzer bir şekilde devam edecektir.

Ülkemiz yeni bir "büyükşehir" yönetimiyle tanıştı. Henüz 30 olan sayının diğer illere nasıl uzanacağı hala kapalı kapılar ardından çıkmadı. Yeni ve cesur politikaların beklentisindeyiz. Sözünü etsek de devletin insanlarımız için var olması gerektiğinin yeterince uygulama bulduğu söylenemez.