DENİZLİ KIZ ÖĞRETMEN OKULU’NDA ÇALIŞTIĞIM YILLAR

İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun olunca hemen atanmamı istemedim çünkü; evlenmeyi düşündüm. İlk kuraya girmediğimden 20/9/1971 de Diyarbakır Silvan Lisesi’ne gitmek zorunda kaldım. İstanbul Üniversitesi’nde görevli eşimden tayın isteyip Anadolu’ya geçmesini istedim. Ben yatılı okuduğum için Milli Eğitim’in görevlendirdiği yere gitmek zorundaydım. Eşimin öyle bir zorunluluğu yoktu. İstanbul’u ben istemiyordum. Olayların yarattığı psikolojik baskı beni İstanbul’dan soğuttu. Eşim asistanlığı bırakıp tayin istedi. Denizli Çal Lisesi’ne tayin oldu. Ne kadar uğraş verdimse de Denizli’ye tayin olamadım. Eş durumundan bir araya gelmemiz 29 /1 / 1973’de Adana Ceyhan Lisesi’ne tayin olarak gerçekleşti.1974 Haziran’ın 9’unda  eşimin Denizli de doğum yapması sonucu, onu annesi ile bırakıp ben Ceyhan’a gidip gelmek zorunda kalıyordum. Bu seyahatlerden birinde Ankara Kızılay’da hizmet içi eğitim öğretmenlerimden M.Öktem ile karşılaştım. Biraz sohbet ettik. Benim lisede oluşumu uygun bulmadı. Elimden tutup, Öğretmen Okulları Genel Müdürü’nün yanına götürdü. Beni epeyce övdü. Mezun olduğum kurumu, hizmet içi eğitim başarılarımı anlattı. Böyle arkadaşların Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüleri’nde olması gerektiği söyledi. Meğer öğretmenim Bakanlıkta danışmanlık görevi yapıyormuş.

Genel Müdür zile basıp boş olan okulların listesini istedi. Bana dönerek “Nereyi istesin” dedi. Allah bilir ben Trabzon Kemerkaya Öğretmen Okulunu istedim. Çünkü oradan Yüksek öğretmene seçilmiştim. “Orası zor ancak, Denizli Öğretmen Okulu şu an için boş” dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım. O kadar istek yaptık olmadı. Sevgili bir öğretmen isteğimi sağladı. Tamam dedik ve saygı sunarak çıktım. 

Öğretmenimi bekledim, eşimin Ceyhan’da olduğunu söyledim. Onun için ne yapabiliriz deyince, “Ona da çözüm bulunur” dedi ve Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’ne çıkıp eşimin Denizli İmam hatip Lisesi’ne tayinini gerçekleştirdik. 

 Ben sevinçle Denizli’ye geldim ancak bana inanmadılar. Ceyhan’a bütünlemelere gittik. Lise müdürümüz Cemal Bey çok değerli bir insandı, oda inanmadı. Kararnameler gelince Cemal Bey bizleri çağırdı. Çok üzüldü, “sizler benim için büyük kayıp sayılırsınız” dedi ve bana sarıldı. “Senin isteğin benimde isteğimdir” dedi. 12/9/1974 de Denizli Öğretmen Okulu’nda  göreve başladım. Rahatladım. Eşimin ailesinden büyük destek gördük. Kamyona eşyaları yükledik. Kamyon önün de ben, eşim ve karton kutu da (O zaman bebek sepetleri yoktu. eşim beceri ile böyle bir kutu oluşturdu) taşınan bir bebek “Ata” ile Torosları aşarak Denizli’ye geldik. 

12 Eylül 1974 ile 1 Ağustos 1980 arasında Denizli Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü’nde görev yaptım. Çok sevdiğim bu kurumdan  1 Ağustos 1980 de DMMA’ya geçerek ayrıldım.

O yıllar siyasetçiler bu kurumları oy adına sömürdüler. Eğitim Enstitüleri’ne öğrenci alımlarında bir seri yanlışlıklar yapıldı. I. MC  ve II. M.C (Milliyetçi Cephe)  ile  Ecevit hükümetlerinin öğretmen adayları üzerinde yarattığı yozlaşma ulusun geleceğini uzun süre olumsuz yönde etkilemiş ve etkiyecektir .Demirel’in Milliyetçi Cephe hükümetleri döneminde tek yönlü öğrenciler seçildi. Sol görüşlü öğrenciler okula alınmadı. Yanlışlıkla alınanlar okula sokulmadı. Ecevit hükümeti ise giremeyen ve okulda atılanların tümüne yeniden kayıt hakkı  tanıdı. M.C Dönemi’nde solcu öğrencilerin, Ecevit döneminde milliyetçi öğrencilerin okullara girişi engellendi.

Öğrenci profili incelendiğinde bu kurumlara gelen öğrencileri şu şekilde öbeklemek mümkün: Üniversite kazanamayan (yüzde 50), askerde er olmak istemeyen (yüzde 20), öğretmen olmak isteyen (yüzde 25), Siyasi öç almak isteyen (yüzde 5) Öğretmen okullarına girişte yapılan seçimlerle ilgisi yok.

Bu öğrencileri eğiten kadro incelenirse; bazıları şehir merkezin de görev almak, bazıları iyi bir kız bulup evlenmek, bazıları çok ücret almak, bazıları da statü kazanmak için orada görev almışlar. Siyaseten görev alanlarda vardı. Doktora ve mastırı olan arkadaşlar 2-3 kişiyi geçmezdi.

1977 yılında bu kurumda yöneticilik görevi de üstlendim. Öğrenci dinlemez, öğretmenler profesör konumunda. Polis bölünmüş sıkıntılı görev yapmakta. Okul çevresinde jandarma var. Fakat öğrencilerde bıçak ve tabanca eksik değil. 24 sınıf var. 100 yakın da öğretmen. Bunları idare etmek çok zor. O olaylı yıllarda kurum müdürlüğü yapan Ahmet Taşer’e ve Nihat Kocamaz’a, okulun kuruluşundan olaylı yıllarına kadar müdür başyardımcılığını yapan, geçiş dönemlerinde kurumu yöneten Ertuğrul Yaylalı’ya teşekkür etmemiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü o olaylı yıllarda bu kurumda eğitim-öğretim aksatılmadı. Diğer bazı kurumlarda olduğu gibi diploma iptali yaşanmadı.

1974 yılında 3 yıllık Eğitim Enstitülerine öğretmen almak için sınav yapıldı. Sınava bende katıldım. Sınavda başarılı oldum. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’ne biyoloji öğretmeni olarak atanacağımı bana duyurdular. Ancak ben Denizli’ye yeni geldiğimden gitmek istemedim. Aile dostu, eğitimci Hüseyin Atmaca’ya (senatör) durumu bildirdim. O “bana bir dilekçe yaz, hakkını saklı kalmak koşulu ile gitme” dedi. Bende aynen öyle yaptım. Yıllar sonra öğretmen okulunda yeni yönetim kurulurken Hüseyin Bey benim kadroya alınmamı uygun buldu. Grup olarak gidenlerin hilafına bende yönetici oldum. Fakat yöneticiliği başarılı yapmama rağmen sevmedim. Benim eğitim anlayışıma ters. Orta Doğu Amme Enstitüsü  sınavına katıldım, başarılı oldum. Maaşlı izinli sayılarak iki yıl eğitim yönetimi mastırı yaptım. Dönüşte beni Sarayköy Lisesi’ne sürdüklerini öğrendim. Hemen araştırıp 1976 Yılı’nda Denizli depremini yaşadık. 

Çaybaşı’nda kayınpederin evinde birlikte oturuyoruz. Depremde evimiz hasar gördü. Evin tamir olması gerekir, ev veya iyi bir çadır bulamadık. Öğretmen okulun lojmanın zemin katında kimsenin tenezzül edip oturmadığı su baskınına uğrayan bir yer vardı. Okul fetret döneminde. Ben önce güzel bir temizledim. Sonra badana ve boyasını yaptırdım. Oğlum çok küçük; çadırda kalmamız çok zor. Herkes araba içinde yatıyor. Benim arabamda yok. Ebeveyinlerle oraya taşındık. Fikir birliğimiz olmayan arkadaşlar bizim sözde lojmandan çıkmamız için ellerinden geleni yaptılar. 2’inci Milliyetçi Cephe Hükümeti ülkeyi idare ediyor. Ahmet Taşer Bey müdür olarak atandı. Eğitim-öğretim başladı. Bir gün müdür bey beni çağırdı. Lojmandan çıkmamı istedi. Tepem attı. Kalktım masaya bir yumruk attım. “Ev tamir oluyor beni tamir bitene dek buradan çıkaracak bir babayiğit göremiyorum” dedim ve çıktım. Kış iyice bastırmadan ev tamir edildi. Lojmandan ayrıldım. Ahmet Taşer Beye iki laf daha ettim. “Siz fanatik arkadaşlara değil benim kişiliğime ve öğretim becerime bakın” dedim.

Öğretmen Okulu’nda iyi kötü günlerimiz oldu. İyi dostlar edindim, kin dolu arkadaşlarımız da oldu. Doğuda çalışmadıkları için iyi ve kaliteli öğrencilerin değerini bilmediler. Seçilmiş öğretmen okulu öğrencilerini iyi değerlendiremediler.

Nöbetçi olduğumuz günler okulda yatardık. Kız öğrencilerin yatakhanesinde bayan arkadaşlar kalırdı. Yatakhane İç İşlerini onlar denetlerdi. Eğitim-öğretim binasında biz kalırdık. Gündüz Eğitim öğretimin kontrolü, gece dış ilişkiler ve bekçi  denetimi bizim görevimizdi. Özellikle gece hastalanan öğrencileri okul arabası ile acile ulaştırma bizim sıklıkla görevlerimiz arasında idi. Sabah kalkınca kahvaltının dağıtımı ve denetimini yapardık. Elimize verilen yemek listeleri ve erzak miktarlarını tartarak, nöbetçi öğrenci gruplarının gözetiminde Aşçı Hüseyin Beye teslim ederdik. Yemeklerin yapım ve sunumu kontrol edilirdi. Nöbetçi öğrenci gruplarının yemek yapımında ve sunumunda büyük katkıları olurdu. Buzdolabı ve erzak depolarının anahtarları ambar memurundan alınırdı.

Öğretmen okullarının kapatılması öğrencileri boykota sürükledi. Okulun disiplini bozuldu. Okul yönetimde fetret devri başladı. Okula vekaleten verilen müdürler başarılı olamadılar. Öğrencilerin bir kısmı harcandı.

Biyoloji öğretimi benim zamanımda son derece başarı olduğunu söylemek isterim. Dersler laboratuarda yapılırdı.10 adet mikroskobum, deney malzemelerim, projeksiyon makinam vardı. Öğrencilerin yorum yeteneğini geliştirmek için deneyi onlar yapıyor ve  sonuçlarını onlar belirliyordu. Üniversite sınavı için ayrıca ücretsiz kurs veriyordum. Öğrenciler derslere severek gelirlerdi.