HAYATIN İÇİNDEN

Aslında bugün bir danışanımın hikayesinden yola çıkarak farklı bir yazı kaleme alacaktım. Şartlar farklılaştı ben de yazmaktan vazgeçtim. O konunun biraz daha olgunlaşması gerekiyor.

Aşağıda okuyacak olduklarınızı facebook’taki  sayfamda (https://www.facebook.com/drhalukalan)  yazdıklarımdan derledim.

Yaşama dair yazılanların bir bölümü zaman içerisinde kitaba dönüşecek.  Tadımlık niyetine kabul buyurun efendim…

Sokrates'ten iki inci:
"İnsanın, nasıl yaşaması gerektiği sorusu üzerinde düşünmemesi, onun değersiz ve dolayısıyla mutsuz bir hayat sürmesiyle eş anlamlıdır."
Buradan iki çıkarımda bulunabiliriz;1- Farkındalık hayatımızda önemli bir unsurdur.2- Olumsuz Otomatik Düşüncelerimizi hemen ve mutlak doğru olduklarını kabul etmek yerine incelemeye alabilir ya da analize tabi tutarak inceleyebilir ve sonra kendi adımıza daha güzel, iyi ya da doğru kararlara ulaşabiliriz. Bu şekilde belki de huzur ve mutluluğun bir ucundan tutabilmeye imkan tanımış oluruz...

...Ve yine Sokrates; " Sorgulanmamış bir hayat süren insanların hayatı kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir; onların denetimi dışarıdan gelmektedir." 
"Yaşadığım hayat benim hayatımdır!" diyebilmek hayatı artı ve eksileriyle bir bütün olarak kabul etmekten geçer. Onu her şeyiyle yaşayabilme becerisi göstermek ona sahip olabilmektir. Sorgulanmamış yaşamda farkındalık yoktur. Farkındalığın olmadığı yaşamda da mutluluk...

Korkaklar arkanızdan konuşur

Falanca kişi senin aleyhine konuşuyor diyenlere Sokrates şu cevabı vermiş: "O zaten iyi konuşmasını hiçbir zaman öğrenememiştir".
Yüzünüze karşı konuşma cesareti gösteremeyen zavallılara aldırmayın, korkak ve dedikoduculardan dost olmaz...

Samimi İlişkiler

Sağlıklı, uzun süreli ve yakın ilişkinin bazı özellikleri olmalıdır;
Her iki taraf kendini ifade etme özgürlüğüne sahip olmalıdır,
Kişi bu ilişki için kendini feda etmediği gibi kendine karşı bir ihanet içinde de olmamalıdır, (elbette karşıdan da beklememeli...)
Olaylar ve yaşanılanlar karşısında güç ve kırılganlık, zayıflık ve rekabet bir denge içinde olmalı, kişileri rahatsız edici boyutta yaşanmamalıdır,
İlişkide her iki taraf değerlilik, yeterlilik ve sevilebilir olmaklıklarını hissediyor ve yaşıyor olmalıdırlar...
...Ve İletişimin her unsuru ilişkide kullanılıyor olmalıdır.

Olumsuz Otomatik Düşünceler

Uyumsuz varsayımları (eğer başarısızsan değersizsindir) ve temel inançları (ben değersizim, ben başarısızım) değiştirmeyi öğrenmek, gün içerisinde beliren olumsuz ve çarpık otomatik düşüncelerin sayısını azaltmaya yardımcı olur. 
Yeni varsayımlar ve temel inançlar geliştirmek sıkıntınızı azaltabilir ve davranışlarınızı yeni inançlarınızla tutarlı bir şekilde değiştirmenize yardımcı olabilir.. 
Varsayımlar ve temel inançlar çocukluktan gelir. Onlar yaşama uyum süreçlerimizdir, doğruluk ve yanlışlıkları tartışılmaz. Üstelik o zamanlarda işimize de yaramışlardır. O zamanlardaki yaşamımızın anlamlandırılmasında hiç de yabana atılacak gibi değildirler...
Ne var ki belli bir dönemden sonra artık yeni bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdırlar. Tıpkı eski günler gibi hiç bir denetime tabi tutmadan kabul ettiğimizde sorun yaratırlar...

Mutluluk

Tolstoy'a "Nasıl mutlu olursunuz?" diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
"Sahip olduğum şeylere sevinerek, sahip olamadıklarıma ise hiç üzülmeyerek."

Materyalist algıya ya da doyumsuzluk hazımsızlığı çekenlere ve hatta elindekilerle yetinmeyip, farklı mecralara yelken açanlara “mutedil” bir cevap!