BİR KERE ÖĞRETİMCİ HEP ÖĞRETİMCİ

Kendimi hiç "eğitimci" olarak görmedim. Lise mezunu, yani 18 yaş üstü gençleri nasıl eğitirsin ki? Onlar artık eğitim tarafını tamamlamış olmalılar.

Durum öyle kabul edildiği zaman bana işin "diğer" tarafı kalıyor, yani "öğretim".

Bu demek değildir ki benim eğitim konularında fikrim olmasın. Var tabii...

Kars'ta milli eğitim müdürü olan bir yakınımla yaptığım sohbette öğrendiğim lise 2. sınıftaki bazı okuma-yazma sıkıntısı çeken öğrencilerin varlığı uzun zaman uykumu kaçırmıştı. Zaten yaklaşık 30 sene önce Çukurova yöresinde bir bayan öğretmen hakkında gazetede okuduğum haber beni hiç rahat bırakmadı: 25 senelik öğretmenin okuma-yazma bilmediğini öğrenci velileri ortaya çıkarmış ve "devlet" de o öğretmeni aceleden emekli etmişti. Birinci sınıf öğrencilerinin aylar geçmesine rağmen hala okuyamadıkları velileri rahatsız etmiş ve hatanın öğretmende olduğunu anlamışlardı.

Üniversite giriş sınavlarında binlerce öğrencinin "sıfır" ve altı, yani eksi puanlar alması demek boşuna değilmiş. Okuma-yazmayı dahi sökemeyen lise mezunlarımız ÖSYM sınavına da başvurabiliyorlarmış. Soruları dahi okuyamayan gençler rastgele işaretleme yaptıklarına göre sonuç da öyle oluyor işte.

Şimdi bir ilkokul öğretmeniyle konuşuyor ve soruyorum: "Böyle başarısız öğrenciler sadece doğu illerimizde mi oluyor? Örneğin Ayvacık'ta veya Denizli'de de olabilir mi?"

Cevabını keşke hiç duymamış olsaydım! Duyduğumda utandım, yerin dibine girdim.

"Elbette" diyordu bu ilkokul müdürü; "bazı öğrenciler her devirde ve her yerde okumakta zorluk çeker ve hatta hiç öğrenemez. Bizde sınıfta kalma olmadığı için bu öğrencileri de bir üst sınıfa geçirmek zorundayız. Bu durum Kars'ta da öyle, Denizli'de de, Çanakkale'de de..."

Buyurun buradan yakın!

Sohbetimiz devam ediyor. "İlkokula başladığım yıllarda yaş haddi önce 16 idi, sonra bu 14'e indirildi. 14 yaşını dolduran okulu bırakabiliyordu. Şimdi 2018 yılında bu yaş haddi nedir?"

12 senelik zorunlu okula rağmen yaş haddinin 14 yaşta kaldığını duymak beni hayrete düşürüyor. 6 yaşında okula başlayan bir çocuk 14 yaşına geldiğinde daha 8. sınıfta oluyor. Oysa mecburen daha dört sene zorunlu öğretim icabı okuması gerekiyor.

Bu çelişkiye işaret ediyorum.

"İsteyen 14 yaşını doldurduğunda okulu bırakabilir" diyor öğretmenim. "Jandarma veya polis takibine uğramaz. Yalnız lise diploması alamaz ve dolayısıyla üniversite sınavlarına da giremez."

Neler döndüğünü fazla irdelememe gerek yok. Anlaşılan, durum henüz hallolmuş değil. Düşünülüp olgunlaştırılmış değil.

İnsanın feryat edesi geliyor. Milli eğitimde "eğitim" konusunu bilen hiç mi kimse yok?

Yazık değil mi bu gençlerimize?

"Devlet" dediğimiz bu büyük yapı böyle aciz durumlara nasıl getirilir? Bu yapılanlarda bir eksikliklerin olduğu oralarda fark edilmiyor mu?

Özel okullarda da devletin kuralları geçerli olduğuna göre onlar da mı böyle okuması-yazması olmayan lise mezunları üretiyor?

Aklım çok karışık, çok mutsuzum.