KÖY ENSTİTÜLERİ’NDEN YAYILAN IŞIK

Her 17 Nisan’da, Köy Enstitüleri'nin kuruluş yıldönümü anılır; bu anmada değerlendirmeler yapılır, günümüzdeki eğitim anlayışı ile karşılaştırılır. Özellikle bu anmayı, eğitimin önemini, anlamını kavrayan öğretmenler ve bilim insanları hazırlayıp düzenler. Bu kurumların nasıl bir eğitimi hedefledikleri, ne amaçla kuruldukları, yetişen çocukların niteliği üzerinde durulur. Aradan onlarca yıl geçmesine karşın, bilenlerin ve bu eğitim kurumlarının içinden yetişenlerin anlatımlarından dersler çıkarmaya çalışırız.
Köy Enstitüleri Cumhuriyet’in en iyi, kendine özgü eğitim kurumlarıydı. Köy gerçeklerinden yola çıkan, köyü ve köylüyü anlayan, köylülerin gözünü açacak, çıkarlarının farkına varmasını sağlayacak, yüzde yüz yerli bir düşüncenin ürünüydü. Yüzyıllarca karanlıkta kalan köye ve köylüye ışık götürmeyi ve aydınlatmayı amaçlayan kurumlardı bunlar. Okuma yazma oranının çok düşük olduğu bir dönemde açılan bu eğitim kurumları, yoksul köylüye bir can simidi olmuştur. Köylüler hâlâ anlatır durur; bu kurumların köyü ve köylüyü aydınlatmadaki önemini.
O dönemi yaşayanlar, Köy Enstitüleri'nin dışında, birde Halk Evleri'nden söz ederler. Bu kurumların da ne kadar yararlı olduklarını, insanların uyanışındaki katkılarını unutmazlar. Bizim köyde de (Burdur- Güney) varmış Halk Evi; binası hâlâ ayaktadır. Çocukluğumda yıllarca kahvehane olarak kullanıldı. İki katlı bir yapıdır; orada kırklı yıllarda temsiller de verilirmiş. Kitaplığının da çok zengin olduğu, okuma tutkunlarının epeyce yararlandığı, bir yer olduğu söyleniyor.
Halk Evi binasının çatısına yerleştirilen bir pervaneyle elde edilen güçle aydınlatmasının sağlandığı, radyosunun bile buradan üretilen elektrik akımıyla çalıştırıldığı söyleniyor. O zamana göre, bizim köy için teknik bir başarı. Köy Enstitüsü ve Halk Evleri'nden yararlananlar, bu kurumları anlata anlata bitiremez.Ancak bu kurumlar onların gözünü açmış, gelişmelerini sağlamıştır.
İlkokuldan sonra eğitimini sürdüremeyenler de unutulmamış; onlar için demirci ve marangoz atölyeleri açılmış. O atölyelerden bizim köyde de vardı; gençler oralardan demircilik ve marangozluk mesleği öğrenmiş. Benim ağabeyim de marangozluk mesleğini, bu atölyelerden öğrenenler arasında. Geçimini bir süre buradan öğrendiği meslekle sağladı. Mesleği olan bir insanın yaşamla olan bağı, olmayana göre daha güçlüdür. Bu nedenle insanların iş becerilerinin olması son derece önemlidir.
Köy Enstitüleri'nin mimarı İsmail Hakkı Tonguç’tur. Tonguç’un bu girişimi, zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in güçlü desteğini alır. Yücel'in desteği bu kurumların başarısını daha da artırır. Yanılmıyorsam bu enstitüler, yurdun on sekiz değişik yerinde öğretime başlamıştır. Üretim esasına dayalı, köy şartlarına uygun bir şekilde açılmıştır. Geniş bir arazi içine yapılan bu okullar, tüm ihtiyaçlarını kendileri karşılar; bu arada eğitimlerini de aksatmadan sürdürürler.
Köy Enstitüleri’nde sadece eğitim, üretim değil, sanatsal uğraşlara da önem verilir. Ders dışındaki okuma etkinliği çok önemsenir, okunan eserler tartışılır, yorumlanır. Bu okumalar arasında hem Türk Edebiyatı verimleri, hem de dünya edebiyatı verimleri vardır. Okumaların sonunda ortaya çıkan kültürel birikim, hem toplumu hem de dünyayı tanımalarını sağlar çocukların. Giderek eleştirel okuma anlayışı öğrenciler arasında yaşam bulur.
Sanata eğilimi olan gençlerin gelişmesi için olanaklar hazırlanır, yaşamla sanat birlikte yürümeye başlar. Resim, müzik, spor, tiyatro, şiir... gibi sanat dallarına olan ilgi artar. Yaşamla iç içe geçmiş bu eğitim kurumlarından birçok değerli sanatçı yetişmiştir. Artık köy çocukları da bu alanlara girmiştir. Mesleği olan bu gençler, doğayla nasıl baş edeceklerini öğrenirler. Bu kavruk köy çocukları içinden tanınmış romancılar, şairler, müzik insanları, tiyatrocular...çıkmıştır. O zamana kadar sanatçılar hep İstanbul’dan çıkar, oradan yetişirdi.
Mahmut Makal, “Bizim Köy” ile bir ilki başlatır. Arkasından Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Dursun Akçam, Mehmet Başaran... gibi sanatçılar yetişmiştir. Fakir Baykurt ise aynı zamanda unutulmaz bir öğretmen önderidir. Öğretmenlerin ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki çıkarlarını koruma mücadelesine önderlik etmiştir. Bu mücadelenin sonunda TÖS gibi etkili bir öğretmen sendikası ortaya çıkar.
Bu eğitim kurumlarını bilirsek, ülkemizde yaşanan eğitim çıkmazını da daha iyi anlayabiliriz. Eğitim sorunlarının çözümü, bu kurumları bilmek ve anlamaktan geçiyor. O zamanlar yetişen insanların niteliğine baktığımızda, nasıl bir insan yetiştirilmesi gerektiği sorusuna daha bilimsel ve akılcı bir yanıt verebiliriz. Genç Cumhuriyet’in en önemli kurumlarından olan Köy Enstitüleri ve Halk Evleri’nin gerçekleştirmek istediği toplumsal hedefler unutulmamalıdır. Dönemin koşullarına uygun olarak hazırlanmış bu kurumlar lâik, bilimsel, demokratik düşünceli insanın yetişmesine katkı sunmuştur.