ÖLÇÜLÜ VE SEVİYELİ MİYİZ?

İnancımızda her şeyde ölçülü olmak mühimdir. Kitabımızda bildirilen ayetlerde her canlının ölçülü yaratıldığına vurgu yapılır.
Önce insan kendisine bakmalı. Üstünde bulunan azalarının, ne kadar ölçülü olduğunu görmeli. Bedende azalar arasında bir orantı vardır. Bacakların yerinde kollar, kolların yerinde bacaklar, kulakların yerinde gözler, gözlerin yerinde kulaklar veya ayak parmakları ellerimizin, el parmakları ayaklarımızın yerinde olsaydı ne hissederdik? Böyle olsaydı, vücudumuzda bir orandan söz edemezdik. Yeryüzünde sadece ova, deniz olsaydı, hayatımız için ne kadar olumsuzluklar yaşar olurduk. O zaman da oran ve ölçüden dem vuramazdık. Orandan söz edebilmemiz için denizlerin nehirlerin ve ırmakların, ova ve dağların olması gerekir.
***                                            ***                                               ***                                              ***
Göklerden yağmurun yere inişindeki ölçüyü düşünürsek, ölçünün önemini anlarız. Yağan kar ve yağmur ölçüsüz olsaydı, faydadan ziyade zararlı olurdu. Lokman hekime sormuşlar hastaya ne yedirelim. “acı söz yedirmeyin de ne yedirirseniz, yedirin” cevabını vermiştir.      Ölçülü olmak demek, söylenen lafın ağırlığını, sorumluluğunu ve nereye gideceğini bilmek demektir. Yaşadığımız, yurdumuz olan dünyada, dört yönümüze bakalım her şeyde bir oran, her şeyde bir ölçü görüyoruz.
Peygamber (S.A.V)de İslam askerlerine, düşmanları öldürdüklerinde bile ölçüyü kaçırmalarını söylemiş, yaşlı, çocuklar, ibadetlerle meşgul olanları ve yaş ağaçların kesilmemesi öğüdünü verilmiştir. Efendimiz, Müslümanlara yemeleri, içmeleri, giyinmeleri ve yolda yürümelerinde de ölçüye özen göstermelerini emretmiştir. Irmakta bile abdest alsanız, ölçülü olun denmiştir.
Bu gün insanların ölçüyü kaçırmalarından dolayı yer ve gökler fesada uğramıştır. Ayette” insanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden denizler ve karalar fesada uğradı” buyrulmuştur. Hâlbuki yer ve gökler sadece insanların değil, tüm canlıların da yaşam hakkı olduğu unutulmamalıydı. Unutulduğu günden itibaren her şeyde ölçü kaçırılmıştır.
***                                   ***                                       ***                                                       ***
Rabbimiz kuranda” Bir kavme olan kininiz, o kavme adaletsiz davranmanıza engel olmasın” buyurmuştur. Diğerinde ise” kendiniz ve akrabanız aleyhinde bile ola, doğru şahadet yapmanıza engel olunmasın” buyurmuştur. Efendimiz hayatta iken davalılardan biri haksız olduğu halde, kendisini savunması neticesinde, lehine karar verilmiştir. Sonunda gerçek ortaya çıktıktan son, efendimiz insanları toplayarak “sizden biri hakkı olmadığı halde verilen bir şeyi alırsa, ateş almış olur. Sizi dinleyenler dinledikleri deliller üzerinden karar verir. Bu nedenle doğru söz söyleyin” buyurmuştur.
Bilgisiz, ölçüsüz konuşmalar ve hareketler “ boşa taş atma, karanlığa bağırma, boşuna kürek çekmek” gibi olduğuna vurgu yapılmıştır. Yunus Emre, şeyhinin dergâhına bir eğri odunu layık görmezken, bizler nasıl oluyor da davranışlarımızda, eylemlerimizde, söylevlerimizde birbirimizi kırmaya, yıpratmaya bitirmeye yönelik hareketlerin yapılmasına ön ayak oluyoruz?
Sözümüzde, özümüzde, yaşayışımızda ölçülü ve seviyeli olabilme dileklerimle siz dostlarımı selamlıyor; Hayırlı Cumalar diliyorum..   Selam ve dua ile…