FİLİSTİN, AH FİLİSTİN

Yaşadığım şehirde, ülkemde, bölgemde ve dünyada olup bitenlerle eskiden beri ilgiliyimdir. Dünyaya barış gelsin isterim. Bunun için şahsımın veya ülkemin bir fedakarlık yapması gerekiyorsa benim peşin kabulümdür. Ancak barış tek taraflı talep edilen ve elde edilen veya verilen bir kavram değildir. Adı üstünde taraflar vardır ve tarafların barışması vardır. 
Ülkemizin sınırları içindeki barışı bile kendi aramızda halledemediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Dünyanın neresinde bir çatışama var ise, bırakın komşu ülkeleri uzak diyarların ülkeleri bile çatışan tarafları bir tarafından tutuyor, destekliyor, çatışmayı körüklüyor ve sür gitmesini sağlıyorlar. Bu nedenle barışın dar bölgelerin bölgesel sorunu olmadığını, bilakis dünyanın genel bir sorunu olduğuna inanırım. 
Barışın hep bir yerden başlayacağını ve dalga dalga dünyanın kalanına yayılacağını düşünmüşümdür. Bu yerin Filistin olduğunu düşünürdüm. Filistin sorunu benim gözümde yıllarca bir turnusol kağıdı görevi görmüştür. Bu sorun çözülürse dünyadaki bütün sorunların çözüleceğine inanırdım. Çözülürse şartı çözülemez manasında değildi, bilakis bu sorun çözülecek ve ardından bütün sorunlar bu çözümü takip edecekti. İnsanlığın ve medeniyetin sürekli olgunluk yönünde gelişeceği beklentisi, umudu ve hatta gözlemi bana bunu düşündürtüyor ve söyletiyordu. 
Ancak son on yıllık dünya tarihi bize gösterdi ki, dünyada insanlık ve medeniyetin gelişimi diye bir şey yok. Yerimizde sayaydık iyiydi ama daha da geriye gittiğimiz bir gerçek. İsrail barışcıl gösteri yapan silahsız Filistinlilerin üzerine, kullanılması yasak olan, vücuda girdikten sonra patlayan mermilerle ateş ediyor ve altmıştan fazla göstericiyi öldürüyor. Yahudilerin ikinci dünya savaşında yaşadıklarını Filistinlilere yaşatmaları psikolojik, sosyolojik ve felsefi bakımdan nasıl izah edilebilir. En gaddar olanın en mağdurdan çıkması nasıl bir tezattır.
Günümüzün liderlerini dünyanın hızla yol aldığı karanlığın birer  sebebi değil, neticesi olarak görüyorum. insan denilen varlık bencillik ve benmerkezcilikte sınır tanımıyor. Kendinden olmayana bakışını tarif etmek için ötekileştirme tanımı cılız kalır.   
Dileyelim bu karanlık şafak vaktinden önceki zifiri karanlık olsun…