RASÜLÜLLAHA KOŞULSUZ BAĞLANMAK..

            Alemleri yaratan Yüce Allah, insanları imtihan etmek için yaratmıştır. Bu, kur’an’da bazı ayetlerde şu   şekilde dile getirilmiştir:”İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye, şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona zinet yaptık.” “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için, ölümü ve hayatı yaratandır. O mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”

        İnsanların, imtihanda başarılı olmaları için, bir eğitici ve öğreticiye, sorumluluklarını bildiren ve açıklayan rehbere ihtiyaçları vardır. Allah(c.c.) bu ihtiyacı ise, peygamberler vasıtasıyla gidermiştir. Tarihin akışı içersinde, insanlığın takındığı tutum ve davranışlara göre, sayısız peygamberler gönderilmiş, toplumları, doğru ve hak olana yöneltmek için tebliğ ve davette bulunmuşlardır. Kimi zaman peygamberlere karşı tavır alınmış ve buna bağlı olarak toplu helaklar yaşanmıştır. .

       Bundan 14 asır önce peygamberlerin getirdiği öğretilerin bir değer olarak algılanmaktan vazgeçilmesi sonucu, insanlık itikadi ve ahlaki bir çöküş içerisine girmiş, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmaya başlamış, zina ve kumar yaygınlaşmış, güçsüzlerin ve yetimlerin ezilmesi adeta normal bir davranış haline gelmişti.

          İşte tam bu sırada miladdan sonra 571 senesi, Fil yılında, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’de Hz. Muhammed dünyaya gelmiştir. Hz. Muhammed’in dünyaya gelişi insanlık tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır. Zira Hz. Muhammed, kendinden önceki peygamberlerin yaptığı gibi, Allah’ın emriyle insanlara, Allah’a, içinde yaşadıkları canlı ve cansız çevreye, kendi nefislerine karşı yerine getirmeleri gereken sorumlulukları tebliğ etmiş, anlatmış, öğretmiş ve uygulamalı olarak göstermiştir. Bu sayede, bunalım ve karanlık içersinde olan insanlık derin bir nefes almış, aydınlığa kavuşmuştur.

Kur’an-ı Kerim’de “büyük bir ahlak üzere” (el-Kalem, 68/4)  olduğu bildirilen Hz. Muhammed (s.a.s.), yine Kur’an’ın ifadesiyle “alemlere rahmet olarak” (el-Enbiyâ, 21/107)  gönderilmiş ve insanlığa, kıyamete kadar örnek alacakları prensipler vaz’etmiştir. O’nun vaz’ettiği prensipler sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlığın kurtuluşuna vesile nitelikte esaslardır. Çünkü O, insanları hidâyete ulaştırmak üzere gönderilmiş bir peygamberdir. Kendisinden düşmanlarına karşı beddua ve lanet, kin ve adaveti izhar talebinde bulunanlara onun verdiği cevap, kendisinin bunlar için değil, rahmet ve merhamet peygamberi olarak gönderildiği şeklinde olmuştur.  “Andolsun ki Resûlullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.” (el-Ahzâb, 33/21)   âyeti, Hz. Peygamber’in her konuda örnek alınacak bir model olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir. Yüce Allah,  “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neden sakındırdı ise ondan geri durun.” (el-Haşr, 59/7.)  buyurmak sureti ile de Resûlullah’a koşulsuz bağlanmanın  gereğini vurgulamıştır.  Kendisi de “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” ( İbn Hanbel, Müsned, II, 381)  buyurarak, gönderiliş gayesinin güzel ahlakı tamamlamak olduğunu ifade etmiştir. Hz. Aişe’ye O’nun ahlakından sorulduğunda, “Siz Kur’an’ı okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’andı.” (Riyazü’s-Sâlihîn, 1851 No’lu hadis ) diyerek , getirdiği en büyük mucize olan Kur’an’ı bizzat kendisinin yaşadığını vurgulamış ve O’nun Kur’an’ın et ve kemik haline bürünmüş şekli olduğuna işaret etmiştir.

            Bütün bunlar ahlakı erdemi, huzuru hedefleyen insanlığın amacına ulaşmada,  Hz. Peygambere bağlı kalmanın, onu iyi bir şekilde  anlamanın gereğine işaret etmektedir.

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de alemlere rahmet olarak gönderildiği ifade edilen Peygamber efendimizin hayatı, müminler hatta tüm insanlığın kurtuluşu ve  huzuru için örnek ilke ve mesajlar içermektedir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın  içinde yaşadığımız çağın, onun örnekliğine, manevî önderliğine ve ilâhî rehberliğine ihtiyacı olduğu görülür. Bizim de onun sevgisine, aşkına; onu okumaya, anlamaya ve yaşamaya ihtiyacımız vardır. Yüreklerimizin, onun kılavuzluğuna ihtiyacı vardır. Boş bırakılmış gönül tahtını gelişi güzel kimselere bırakmış insanların, onun rehberliğine, sevgisine ve aşkına ihtiyacı vardır. İnsanlığın en büyük sorunu sevgi açlığıdır, örnek insan mahrumiyetidir. Onu sevmeye, onu örnek almaya, onunla insanı ve kâinatı anlamaya her zamankinden daha fazla muhtacız. Yürekleri tükenmiş insanların dünyasında yaşıyoruz. Tükenen bütün yüreklerin Hz. Muhammed’in sevgi ve rahmet dolu soluğuna ihtiyacı vardır.

Yunus Emre’nin dilindeki aşk peygamberini, Mevlâna’nın dilindeki rahmet peygamberini, Ahmet Yesevî’nin dilindeki hikmet peygamberini, Hacı Bektaş Velî’nin dilindeki eşsiz baba ve insan peygamberini yeniden keşfetmeye ve bu keşfimizi toplumun bütün katmanlarına açmaya bizim ihtiyacımız vardır.

Onun örnekliğini, eş olarak eşi ile münasebetinde, baba olarak çocukları ve torunlarıyla ilişkisinde; idareci, dost, komşu ve arkadaş olarak bütün ilişkilerinde, onun ortaya koyduğu örnek ilişkilerinde aramalıyız  ve bu davranış biçimlerini teneffüs edip içimize çekmeye gayret göstermeliyiz.

Selam ve dua ile…