KURUM KÜLTÜRÜ BİR HAZİNEDİR, DEĞERİNİ BİLİYOR MUYUZ?

Doktor kontrolü için Ankara yolundayız. ODTÜ Ankara şehir girişinin hemen sağ tarafındadır. Ankara’ya her gidişimde gözüm ODTÜ’nün girişkapısına takılır. Ee ne de olsa bu kapının içinde uzayıp giden kampusta bir yılım geçti. Bu defa kapının oralarda cüppeli öğrencileri görünce mezuniyet törenlerine denk geldiğini anladım. İçimden bir ses kapıda kontrol olmayacağını söyledi ve direksiyonu kapıya doğru kırdım nitekim nereye gidiyorsun diyen olmadı. Süzüldüm artık 38 yıl öncesi anılarıma…
Bulvar şeklinde planlanmış yolda ilerlerken sağa doğru ilk yol ayrımından Yabancı Diller Yüksek Okulu’na gidiliyordu sanırım. Evet yanılmamıştım. Daha dün gibi hafızamda tazeliğini koruduğunu hissettiğim okulun kapısına dayandım. Eskimiş bir kapıdan mozaik zemine adım atıyorum, boyanalı epey olmuş duvarlar, loş, kasvetli bir iç mekan; kısacası her halinden eskilik, yıpranmışlık ve hatta sınıfların arasındaki dar koridorları  ile fonksiyonel olmayan mimari görüntüsü veren bu binanın içinde Türkiye’nin en iyi mühendis adayları üniversite hayatına başlıyor. 
Birkaç resim aldıktan sonra binaları çevreleyen yoldan makine mühendisliği bölümünün olduğu tarafa doğru süzülüyorum. Binalara arabadan inmeden uzaktan bakıyorum;“burada öğretim üyesi olabilirdim” diye geçiriyorum içimden. Asıl merek ettiğim,günlerimin gecelerimin geçtiği ikinci yurt. Geçen süre zarfında ağaçlar o kadar sıklaşmış ve boy atmış ki kafeteryanın oradan rahatlıkla görünen ikinci yurdu aramak durumunda kalıyorum.
Yurdun kapısından girer girmez bizi karşılayan görevliye burada kalmıştım diyorum.Ne zaman diye soruyor; 1980 deyince daha ben doğmamışım diyor. Odalar kısmına geçmeme müsaade ediyor. Mozaik zemin, eski olması bir tarafa köhnemiş bir yapı ile karşı karşıyayım. İzmir Buca Lisesi’nde 14 kişilik koğuşlarda ve haftada bir akan sıcak sulu banyolardan sonra, altı kişilik odalarda 24 saat sıcak suyu ile ne lüks gelmişti bana. Odanda çalışma masası ve kitaplarını koyabileceğin bir dolap. Şimdi oğlumun bir süre kaldığı Özyeğin öğrenci yurtları ilekarşılatırınca nereden nereye diyorum. Ama bir kere daha şahit oluyorum ki çocukları eğiten öğreten binaların modern ve yeni olması değil…
Geçtiğimiz yıl bir vesile ile İstanbul Erkek Lisesi’ne düşmüştü yolum. Bu okuldada karşılaştığım manzara eskinin ötesinde köhnemiş bir okul yapısı idi. Dedim ya bu taş ve beton binalar eğitmiyor insanı. Eğitime öğrenmeye hazır öğrenciler, onların bu şevkine cevap verebilecek donanımda öğretmen ve öğretim üyeleri esas olan. Onları bu havaya sokan kuşkusuz o binaların içine, ruhunasinen tarihsel geçmiş ve bu geçmişin birikerek oluşturduğu kurum kültürü. 
Her kurumun bir kültürü vardır. Bu kültür zamanla oluşur ve olgunlaşır. Yeni kurumlar bu kültürü oluşturma aşamasındadır ve başarılı olabileceklerine dair bir garanti yoktur. Kendi kurum kültürünü oluşturmuş kurumlar imkansızlıklara, eskimeye ve hatta dış müdahalelere direniriler. Kalitelerini inatla korurlar. Benim okulum Cerrahpaşa da böyledir. Çağın gelişen teknolojilerine ve imkanlarına dayalı olarak, özel ve kamu onca fakülte ve hastane yapılmasına ve aynı şekilde donatılmasına rağmen, Cerrahpaşa eskimiş binaları, daralmış imkanlarına rağmen bir ekol olmayı sürdürmektedir. 
Az imkanla çok iş üreten bu ekollerin korunması gerekir.