ORUÇ

Lise mezunu olarak bundan 60 sene önce Almanya'ya devlet burslusu olarak gittiğimde bazı konularda sudan çıkmış balık gibi oluyor ve şaşkına dönüyordum. O dönemin Almanya-Türkiye farkı şimdikinden de büyüktü. Bizler o zamanlar özellikle kırsal yörelerde hala ortaçağı yaşamaktaydık.
Bu dediğim 50'li yılların sonlarıydı, Almanlar henüz ikinci cihan harbinin yaralarını sarmayı tamamlamamışlardı. Buna rağmen farklı geleneklerinden dolayı bizden çok farklıydılar.
Bizde bilhassa Adnan Menderes'in Demokrat Parti döneminde korkulan komünizm kadar kötü bir şey yoktu dünyada. Birisinin birini komünist olarak nitelemesi çok büyük hakaret sayılırdı. Ama o tarihlerde bir Alman "ben komünistim" diyebiliyordu. Şaşkına dönüyordum.
Neredeyse herkes Hıristiyan'dı ve hiç kimse buna itiraz etmiyordu.
Devrin DP hükümeti -hele- 1958-59 dönemlerinde hiç bir eleştiriye açık değildi. Görsel basın yani TV yoktu ve radyo da zaten onun emrindeydi. Yazılı basına da kuvvetli bir sansür sistemi konmuş ve istenmeyen haberler gazete sütunlarından baskıdan önce çıkarılır olmuştu. Yandaş basın da çok azdı. Okur kitlesi büyük olan gazeteler sürekli sansür görmekteydi ve onlar da sansür sütunlarını beyaz ve yazısız basıyorlardı. Halkı galeyana getiren de bu boş sütunlardı zaten.
Ufkumuzun çok dar tutulduğu, ailemiz ve yöneticilerimiz tarafından bilmemizin istenmediği politik, dini, sosyal, tarihi ve hatta ekonomik konulardan mahrum bir genç olarak Almanya'ya gidiyorsunuz ve karşınıza değişik gerçekler çıkıyor. Elbet de şaşırıyorsunuz.
Bu tür bilgi sınırlamaları şimdilerde artık o derece etkin değil. Bizde olmayan bilgileri de edinme imkanları çok arttı.
Bazı gazetecilerin bugün zaman zaman casuslukla ve ihanetle suçlanmalarını çok yadırgıyorum. Zira günün imkanlarıyla bir yabancı devletin bizim hakkımızda veya tersi olarak bizim bir diğer devlet hakkında bilgi edinmemiz o kadar kolaylaştı ki kitaplardaki o "casus" hikayelerinin pabucu çoktan dama atıldı diyebiliriz.
Gizli olmayan bilgilerin de önemli bir kısmını zaten bildiğimiz de söylenemez. Özellikle çok yakından ilgilendiğimizi zannettiğimiz dinimiz hakkında bile bildiklerimiz bilmediklerimizden fazla değil. Zannedersem bunda din bilgilerimizin Arapçadan nakledilme durumu ve dinin sorgulanamaz oluşu etkili oluyor.
Türkçe kaynaklardan öğrendiklerimiz bile bazı sürprizleri ortaya koyuyor: <https://islamingercekleri.wordpress.com/2013/07/11/2-islam-arap-putperesligi-mi/>
Öğreniyoruz ki Araplarda İslamiyet öncesi de "namaz", "oruç", "haç" gibi İslam'ın şartı gelenekler varmış. Arapların Ramazan ayında İslam'dan önce de bir ay boyunca oruç tuttuklarını ve hatta namaz da kıldıklarını ben şahsen bilmiyordum. Bu konuların imam hatip liselerinde ve ilahiyat fakültelerinde dinler tarihi derslerinde öğretildiğini ümit ediyorum.
Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretini biliyoruz. Mekke'ye tekrar kabul edilişinde varılan anlaşmalar gerçekten çok, hem de çok ilginç olmalı.
Daha fazla bu konuları irdeleme ve olur olmaz kişilerin aklını karıştırma yetkim de yok niyetim de.
Hayırlı Ramazanlar diyerek oruçlarınızın Allah katında kabul görür olmasını dilerim.