BİLİM SANAT MERKEZLERİ

Lise yıllarımda TÜBİTAK’tan burs alırdım. 1979 yılı yazında, burs verdikleri öğrencileri Çanakkale İntepe gençlik kampında toplamışlardı. Sanırım ikiyüz kadar vardık. On beş gün kadar süren bu kamp süresince bizleri temel bilimlere yönlendirmek için uğraşmıştı çoğunluğu ODTÜ başta olmak üzere mühendislik fakültelerinden gelen hocalar. O zaman da aş ve iş kaygısı vardı her birimizin. Hocaların bu kaygımıza karşılık; “İyi bir mühendis her yerde iş bulur” diye üstüne basa basa belirttiklerini hatırlıyorum. Belki de bu yönlendirmedir benim bir yıl süre ile ODTÜ’ye gitmemi sağlayan. Ama yine de günün sonunda aş, iş ve dahi prestij bakımından otomatik getiri sağlayan hekimlikte karar kılmıştım. 

O günlere döndüm, Denizli’deki Nezihe-Derya Baltalı Bilim Sanat Merkezi’nin TÜBİTAK 4006 bilim şenliği kapsamında düzenlediği fuarın koridorlarında dolaşırken. Görevini aşkla yapan kimya öğretmeni Özmut Altıntaş’a yaptığı rehberlik için teşekkürler. Toplumun zeki ve meraklı çocuklarını destekleyecek, işleyecek, motive edecek ve onları bazı bilim dallarına yönlendirerek seçkin bilim adamları çıkmasını sağlamak üzerine kurulu bir düzen. Kırk yıl önce Türkiye çapında belki beşyüz kadar çocuğa ulaşıp, onları 15’er günlük bir kamp ile işlemeye çalışırken, bugün her ilde bir ekim merkezi kurulmuş durumda.

Bu amaç doğrultusunda, mesela kabilinden bir başarı öyküleri olup olmadığını soruyorum. Matematik meraklısı bir öğrencinin fizik öğretmeni Mutlu Yaylak sayesinde fizik bilimine yöneldiği ve şu anda Şikago’da fizik okuduğu örneği veriliyor. Derken bu örneğin tıp fakültesinden mesai arkadaşımız Mustafa ve Miyase Şengül’ün oğulları olduğunu öğreniyorum. Bu hikayeyi ailenin kendisinden de dinlemiştim. Tıp okuyabilecekken fiziği tercih etmesi aileyi başlangıçta üzse de sonradan hem çocuğun hem de ailenin mutlu olduğunu biliyorum. Peki sonra ne olacak? Amerika’da kendisi için çalışan bir bilim adamı; ya da en fazlasından Nobel kazanan bir tane daha Aziz Sancar’ımız mı olacak? Yoksa bu çocukları aldıkları eğitimle geri dönüp ülke yararına mı çalışacaklar. Yurt dışı doktoralı o kadar çok öğretim üyesi tanıdım ki; ilk yıl ideallerinin peşinde koşan, ikinci yıl gerçekleri kabullenerek bir fazla ders, bir fazla ders ücretidir şeklindeki hayatın gerçeğine teslim olan… 


Bilim sanat merkezleri neden var? bu işi yapıyor olmaktan kişisel muradınız ve ülkenin beklentisi nedir? diye sordum. Merkezin Müdür yardımcısı Mutlu Bey beklentisinin ne olduğunu net bir şekilde şöyle ifade ediyor. “Kore’nin dünya çapında Samsung markasını böylesi bir mekanizma ortaya çıkardı. Biz de bunu başarmak durumundayız.” Bu tespitin ve beklentinin üstüne söz yok ama; Kore bu sürece kırk yıl önce başladı; kişisel hayat tecrübemden biliyorum ki, biz de kırk yıl önce bu gidişatın ve buna göre ne yapılması gerektiğinin farkında idik. Hala aynı yerde patinaj yaptığımıza göre biz nerede hata yaptık? 


Benim motivasyonumda bir eksilme yok. Bu yıl TUBİTAK 4004, yani bir Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları projesi yazdım ve kabul edildi. Bilsem ile birlikte çalışma temennisinde bulunduk. Kalsiyumun yolculuğu adını verdiğim projemde Pamukkale, Karahayıt, traventen ve mermer ve endüstrisi başta olmak üzere kalsiyumun doğada ve canlılardaki bulunma şekillerini, elle tutulur bir şekilde görmek ve göstermek üzerine kurulu bir eğitim projesi benimkisi. Ne diyim? ben üzerime düşeni yapayım da en azından eleştirecek yüzüm, söyleyecek sözüm olsun modunda yürüyorum hepsi o kadar…