10 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUN YAPTIĞI


Haluk ALAN

Bugün farklı şeyler yazmak üzere bilgisayarımın başına geçmiştim. Bir ara çay almak için mutfağa uğradım. O esnada mutfaktaki televizyon açıktı ve TRT-2’de haberler vardı. 10 yaşındaki Filistinli kızın yaklaşık 2 ay önce annesini ve şimdi de 16 yaşındaki abisini tutuklayan işgalci İsrail ordusunun vicdansız askerlerine korkusuzca kafa tutuşunu hayretle, ibretle ve sevinçle izledim. Televizyon bir ara annelerinin tutuklandığı güne ait arşiv görüntüleri verdi. İnsafsızlığın, gaddarlığın ve insanlıktan nasipsizliğin o çirkin yüzünü gördüm İsrail askerlerinde. O filmin karelerinde aynı zamanda acziyetin de gizli yüzü vardı. Yok çocukların yüzünde değil, yine o sözde askerlerin yüzlerinde…sözde diyorum çünkü, bir asker bunu yapmaz. Bizdeki mantığı onlarda aramıyorum elbette ama yine de barış ortamı olarak kabul edilebilecek bir durumda bu yapılamaz. 

Evet acziyet diyordum değil mi? Ne kadar çaresizler aslında, üstelik garipler de… Ellerinde bir taş, bir sopa bile olmayan anne ve iki kızından oluşan gruba (!) tam teçhizatlı olarak karşı koyan bir grup asker… Askerlerin köylerine  ikinci gelişlerinde abisine ne yaptıklarına yönelik sorduğu hesap karşısında anlamsız bakışlarla karşılık veren o zavallı askerin içinden o an, nelerin geçtiğini tahmin etmek zor değil. El hak, anlamsız ve haksız bir işgalin sorumlusu olmak vicdanları da kör etmiştir. Korkak kılmıştır. İran’ın savaşa yönelik söylediklerine İsrail’den gelen hamasi cevaplara bakmayın. Bunların iç siyasete yönelik, bir dış politika ürünü olduğunu düşünüyorum. Arkalarında büyük ağabeylerinin teklifsiz desteğini hissetmeseler bu korkaklık içinde yerlerinden dahi kıpırdayamazlar. Ama gelin görün ki, o müthiş ve sarsılmaz destek onları şımartmaya yetmektedir. Dünya siyasi sahnesinde çok iyi oyunlar oynayan bu garip topluluk, ruhuna değil sadece belinde taşıdığı silaha güvenmektedir. Onunla var olan, ondan cesaret alan korkak bir topluluktur. Binlerce masum insanın kanına girerek kirlettikleri dünyanın üzerinde asla rahat olamayacakları açıktır. 10 yaşındaki o masum kız çocuğunun içinde taşıdığı o muhteşem cesaretin, küçücük bir parçasına dahi sahip olamayan zavallıların tek dayanakları, son derece yüksek teknoloji ürünü silahlarıdır. 
Dünya tarihinin hiçbir evresinde masumlara yapılan zulüm ve haksızlıklar yapanların yanına kar kalmamıştır ve kalmayacaktır. İsrail Filistin arasında da bu böyle olacaktır. 

Davos’taki toplantıda Sn. Erdoğan’ın çıkışının bütün Arap toplulukları ve hatta Dünya gündeminde uzun bir süre yer almasının ardında da bu gerçek yatmaktadır. İster beğenin ister beğenmeyin Türk dış siyasi hayatının en önemli dinamik çıkışlarından biri olarak gördüğüm “Davos baş kaldırısı”, omurgalı dış siyasetin doğal bir gereğiydi. Bir ara tartışırız; “komşularla sıfır sorun” denince hiçbir problemin olmayacağı gibi garip ve bir o kadar da ütopik anlayış peyda oldu. Bu mümkün mü, nasıl bu kadar sığ düşünülebilir? Sıfır sorun yaklaşımından benim anladığım;  sorunların parçası olmamak, sorun üretmemek, sorun varsa yönetmek ve kendi ülkene bunun sirayet etmesine izin vermemek mümkün olan en az zararla işin içinden çıkmaktır. 

Ben hali hazırda izlenen dış politikanın bu minval üzere cereyan etmekte olduğunu düşünüyorum. Türk dış politikası, en son Suriye muhalefetinin (Suriye Ulusal Koalisyonu olarak) ortak bir kişide (Şeyh Muaz el-Hatib)  karar kılmasında büyük rol oynamıştır.  Geleceğe yönelik bu bölgedeki etkililikte Türkiye’nin yerini sağlamlaştıracak bu son gelişmenin bir başka yönü daha vardır ki, o da İsrail ayağıdır. Bunu da bir başka yazıda tartışalım.



YORUM EKLE

banner187

banner186