100 YIL ÖNCE GERÇEKLEŞEN KANLI OLAY; DENİZLİ VAKASI 7-8 TEMMUZ 1920

Bilindiği gibi; “Denizli Vak’ası” olarak tarihe geçen olayda Demirci Mehmet Efe kızanlarından bazılarının öldürülmesini Denizli halkının Milli Mücadeleye karşı gelmesi olarak kabul etmiş ve 60’dan fazla Denizliliyi katlederek “isyanı bastırdım“ demiştir. Ayrıca yemin ettim, şehri de yakacağım diye kalkınmış, din adamlarının ısrarlarını lütfen kabullenip şehir yerine kabristanı yakmıştır.

O günden bu yana tabu gibi kabul edilen ve 100 yıldır hiç tartışmaya açılmayan “Denizli Vak’ası”nı Geçmişten Günümüze Denizli dergimizin değişik sayılarında gündeme getirmiş ve son olarak 11 Mart 2020 tarihinde Pamukkale Üniversitesinde kamuya açık bir panelde tartışmaya açmıştık. Niyetimiz bu çok önemli konunun şeffaflıkla tartışıp gerçeğin ortaya çıkmasıdır. http://dergi.csavakfi.org.tr/sayilar/sayi61/index.html adresimizden dergimizin 61. sayısında bütün konuşulanlara ulaşılabilmektedir.

Konunun çok önemli olduğu tartışmasızdır. Ancak konunun hassasiyeti zorluk yaratmaktadır.

Bu günkü şartlarda olayın hassasiyetine saygı göstererek, hiçbir değere saygısızlık yapmadan konuyu bütün şeffaflığı ile tartışmanın gerçeği ortaya çıkarmak adına en doğru karar olduğuna inanıyoruz.

Öncelikle söylemeliyiz ki, Demirci Mehmet Efe’nin Milli Mücadele’deki rolü, kahramanlığı bu tartışmanın konusu değildir, olamaz. O, vatan savunmasını en kutsal görev sayan dolayısıyla her şeyin üstünde tutan Ulu Önder Atatürk’ün takdirleriyle, şanlı tarihimizde hak ettiği yeri almıştır. Onu sorgulamak gibi bir hadsizlik yapmayız, yapamayız. Vatan savunması için göğsünü siper eden, düşmanla savaşan kahraman askerlerimize, Kuva-yı Millliye kahramanlarına saygımız sonsuzdur.

Diğer tarafta ise şehrimizin saygınlığı ve masum oldukları izlenimi verdikleri halde katledilen mağdur kişilerin hakkı vardır. 100 yıldır tartışılmayan gerçeğe mümkün olduğunca yaklaşmak, adil ve hakkaniyetli olmak adına konunun bütün detayları ile açıklığa çıkmasına ihtiyaç vardır.

Ülkemizi düşmandan korumak sorumluluğunu alan, düşmanla kahramanca çarpışan Kuva-yı Milliye’ye karşı gelerek, hainlik yapmak affedilmez suçtur. Vatan savunmasını unutup mal can derdine düşüp düşmanla işbirliği içine giren hainler varsa, bu hainler en ağır cezayı hak ederler.

Hiçbir zaman, hiçbir şartta ve bahanede hainleri savunur, kollar, mazur göstermek ister gibi bir durumda olamayız.

Malını, mülkünü, parasını ve hatta namusunu korumak için bile olsa düşmanla iş birliği yaparak ülkemiz menfaatlerine zarar veren hainler ile hiçbir ilişkimiz olmaz. Temel değerlerimiz hainlerle aynı çizgide buluşmamıza engeldir.

Bu nedenle soruyoruz;

Gerçek bu mudur?

Denizlili olarak, bu konu tartışılmadan kabullenilecek basit bir konu değildir. Konunun böyle olduğunu desteklemeyen göstergeler vardır. Hatta bazı bilinenler konunun şeffaflıkla tartışılmasını ve bambaşka bir gerçeğin cesaretle kabulünü zorlamaktadır. 

Denizli Vak’ası’nda sorgulanan, Kuva-yı Milliye Komutanı Demirci Mehmet Efe’ye bağlı kızanların vatan savunması ile alakası olmayan çirkinlikler yapıldığı söylentileridir.

Halkın kendilerine inanmış, güvenmiş ve düşmandan kendilerini, canlarını, mallarını, paralarını ve en önemlisi namuslarını koruyacaklarına güvendikleri kişilerin kendilerine tacizleridir sorgulanan.

Bizler genel yayın yönetmenimiz Ömer Gökmen’in konu ile incelemelerine, bildiklerine inanıyoruz. Kendisi şehrimizin saygıdeğer insanlarından Hamdi Gereli Hocamız ile ve Raşit Özkardeş Bey ile sağlıklarında yaptığı röportajlarda kendilerinin canlı şahit oldukları gerçekleri dergimizin daha önceki sayılarımızda gündeme getirmişti.

Denizli’nin, Milli Mücadele’ye karşı gelmesi gibi bir şerefsizlik yaptığına dair en küçük bir bulgu görünmemektedir. Şehirde isyan yapabilecek silahlı bir güç, bir teşkilat yoktur. Bilinenler, görünenler böyle bir kalkışmanın hayalinin bile kurulamayacağının göstergesidir.

60 küsur kişi, isyan bastırılırken çarpışmada ölmüş değillerdir, sadece Efe’nin çok hiddetli olduğu ortamda suçlular aranmış, bulunmuş, sorgulanmış gibi yapılıp katledilmesidir olan.

Konuyla ilgili yazılanlardan okuduğumuz kadarıyla, katledilenlerin, rast gele bulunan, yakalanan kişiler oldukları görüntüsü vardır. Vahşi katliam yapılırken, efelerin öldürülmesinde suçlu olup olmadıkları gibi ciddi bir sorgulama da yapılmamış görünmektedir.

Yani adil ve hakkaniyetli bir sorgulama yerine, hiddet, şiddet, öfke ile karar verilmiş, hatta şehrin kabristanı yakılmıştır.

Görünen o ki, kendisi şehrin en güçlü kişisi olmasına ve daha önceden kendisine yapılan şikâyetlere ve kendisinin Sökeli Efe ile konuşup onu suçlamasına rağmen olaydan hemen sonra sorgulama yapıp durumu daha gerçekçi öğrenmek ve doğru karar vermek yerine hiddetine yenilmiş derhal katliama girişmiş görünmektedir.

Değerlendirmelerimize göre malını, namusunu savunmak için çok kısa sürede olup biten cinayettir olan. Değerlerine bağlı, muhafazakâr bir grubun, sadece kendine yapılan yanlışlığı savunmak, savuşturmak içgüdüsüdür, hıncıdır. Ve malına, namusuna bu hassasiyeti gösteren, kendi değerleri için orantısız güçlüye bile karşı ve öldürüleceğini bile bile dik durabilen bu kişilerin ilkeli kişiler oldukları bellidir. Düşmanla iş birliğine gireceği düşünülemez. Bu ilkeli kişilerin vatan sevgisinden, vatanı için canını severek vereceğinden emin olunması gerekir.

Padişahın oluşturduğu ve 25 Nisan 1919’da Denizli’ye gelen “Heyet-i Nasıha”ya itibar etmeyen Denizliler, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışından sonra takip ettiği politika ve istekler doğrultusunda, Milli Mücadele safında olmuşlardır.

Unutulmamalıdır ki, düşmanın İzmir’i işgal ettiği gibi başlayan mitinglerin ilki Denizli’de Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin liderliğinde yapılmıştır. Denizli halkı önce mitinge, sonra Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğindeki bütün kongrelere, savaşlara katılımda hep en heyecanlı, en coşkulu yer alan vatandaşlar arasındadır.

Ancak, Efe’nin bazı kızanlarının halkın malını ve namusunu taciz ettiklerine dair şikâyetler başlamıştır.

-Efe’ye şehrin yöneticilerinden, ileri gelenlerinden, askeri yetkililerden ikazlar yapılmış ve “sorumlu olursunuz” denilmiştir. Hatta Demirci Efe Sökeli’yi telgraf başına çağırıp şiddetli bir dil kullanarak, ‘’Ben sizi oraya milletin malına, ırzına dokunun diye mi gönderdim’’ diye başlayarak, ağır bir dille Sökeli’yi azarladığı ve ‘’Her kim ne yaptıysa senden isterim.’’ dediği bilinmektedir. Şehri savunmak için orada olan Efelerin, evlerde nasıl bir işi vardı? Namus ve onur muhafazakâr Türk halkının en önemli en kutsal değerlerindendir. Bu bilgilere ve bu konuşmalara rağmen olaydan sonra Demirci Efe, hiddetlenerek derhal katliama başlamak yerine olayın nedenlerini sorgulasa daha gerçekçi neticelere ulaşılırdı.

-Mağdur olduğu izlenimi veren halkın son derece gergin olduğu bellidir.

-Düşman Çal bölgesinden saldırıyor diye yalan haber yayıldığı söylenmektedir. Bu haber üzerine halkın aksi yöndeki Tavas istikametine kaçacağı tahmin edilerek çirkin planları olan alkollü kızanların çamlıkta pusuya yattığı ailesini korumak, saklamak ihtiyacındaki zavallı halkın soyulduğu söylentileri vardır.

-Suçlu olduğu izlenimi veren kızanlar silahlarını suçluluğun psikolojisi altında çok gergin olan mağdur halkı yatıştırmak adına teslim etmişlerdir. (Düşmanla çarpışmak sorumluluğunda olan efelerin silahsız kalmaları anlaşılır ve affedilir değildir.)

-Maalesef istenmeyen müessif olay olmuş mağduriyetleri sonunda gergin ve hiddetli kişiler efenin bazı kızanlarını öldürmüşler ve hatta daha ileri gidip soymuşlar ve maalesef tarif etmekten utanç duyulacak şekilde ceset üzerinde işkence yapmışlardır.

-Savunulamayacak kadar çirkin işkence edilmiş acımasız katliamdır, bu katliamı yapanlar suçludur. Kendilerine karşı haksızlık yapılmış bile olsa, nefsi müdafaa sayılsa bile suç işlemişlerdir. Mağdur bile olsalar haklarını aramak yerine cezayı kendileri vermişlerdir.

-Olaya karışan kişilerin bu çirkinliği yapabilecek kadar hınçlanması gösteriyor ki uğradıkları haksızlığa çok içerlemişler, tahammül edememişler ve o günün şartlarında muhtemel ki haklarını savunabilecek bir yetkili bulmak umudu olmadığı gerekçesi ile cezalarını kendileri vermenin dışında çare bulamamışlar mıdır?

Efe, kendi kızanlarının suçlu olduğu ikazına rağmen hiddetine yenilmiş, halkı ve şehri, koruma, kollama sorumluluğunu unutmuş halkı düşmandan önce kendi katletmiş şehri, düşmandan önce kendi yakmıştır.

Korumakla sorumlu olduğu şehre ve halka karşı yaptığı bu katliamın ve yakmanın affedilmez yanlışlık olduğunu anlayan ve cezalandırılmaktan korktuğu için “Denizli Milli Mücadele’ye isyan etti“ iftirasını mı, yalanını mı söylemiştir?  Gerginliğin verdiği kontrolsüz kısa sürede olan cinayet sayılabilecek olay hangi değerlendirme ölçeğinde milli mücadeleye isyan diye suçlanabilir?

Nitekim Efe tarafından yapılan katliamda bırakın isyan etmeyi, itiraz dahi edemeyecek kadar zavallı, savunmasız, aciz kalan sıradan Denizli’lerdir.

Gerçek bu mudur, Denizli gerçekten iftiraya mı uğramıştır?

-Efe Denizli’de ilk defa ve daha Denizli vakasından önce Mutasarrıf Faik Öztrak Bey ile takışmış ve onu Denizli’den uzaklaştırmak için bahaneler bulmuştur.

-Özellikle üniformalı bir Türk subayı olan Albay Tevfik Bey’in sorgusuz, sualsiz öldürülmesi, Atatürk’ün en yakın silah arkadaşlarının tepkisini çekmiştir.

   -Ulu Önderimiz Atatürk konu ile ilgili meclisteki konuşmasına “herhalde…..” diye başlaması, yani kesin bir inanışın yerine muğlak bir ifade kullanması, “isyan” a inanmayışın göstergesi gibi mi okumak gerekir?

-En yakın silah arkadaşlarının Efe hakkındaki olumsuz izlenimlerine rağmen Ulu Önderimiz Kurtuluş Savaşı’nın çok zorlu şartlarında Efe’yi cezalandırmak istememiş, adeta bağışlamış hatta idamdan kurtarmış görünmektedir.

 -Efe’nin en yakınındaki Miralay Şefik Bey’in Denizli Vak’ası konusunda Efe ile benzer görüşte olması Miralay’a göre gerçeği mi tarif ediyor, yoksa kendisinin de öldürülmesinden mi korkuyor? Veya katliam ve yakma suçuna ortak görünmek endişesi ile mi Efe’nin dediklerini desteklemiştir?

-Milli ordu kurulduğu zaman birçok efe orduya dâhil edilmesine rağmen Demirci Efe’nin tasfiye edilmesi Denizli Vakası ile ilgili Efe’ye güven duyulmadığının göstergesi midir?

 -En önemlisi ise; Atatürk Nutuk’da tüm isyanları bütün detayları ile anlatmasına rağmen Denizli ile ilgili hiçbir şey söylememesi Denizli isyanına inanmamış olduğunu mu düşündürtmektedir?

100 yıl önceki olayla ilgili ve artık bugün şahidi kalmayan ve ancak belli bilinenlerle birlikte mümkün olan en hakkaniyetli ve doğru çözüme ulaşılmasını diliyoruz

Bizim masum, katledilen mağdurlar dediklerimiz vatanı savunan Kuva-yı Milliye kahramanlarını sebepsiz yere öldürdüler ise onları asla savunma durumunda olmayız.

Ama kendini Kuva-yı Milliye sorumluluğu ile vatan savunması yapıyorum diyerek gücünü masum halka karşı haksız kullanan, ahlaksızlık yapanlar var ise bunların savunulması da benzer şekilde yanlıştır.

Bana göre bu konuda bilgisi olanlar bu çok önemli konuyu bütün açıklığıyla, gerçekçiliğiyle şeffaf bir şekilde adil ve hakkaniyetli olarak müzakere etmelidirler.

Panelde konuşulduğu gibi 100 yıllık tartışılamayan konu 15’er dakikalık konuşmalarda çözülebilecek konu değildir. Yine PAÜ önderliğinde ve ev sahipliğinde konunun uzmanlarına yeterli zaman tanınarak bütün gerçekçiliği ve şeffaflığı ile müzakere edilebilmeli.

Kuva-yı Milliye çok saygıdeğer bir yapıdır. Vatanın savunulması, düşmana karşı savaşılması

gibi çok kutsal bir sorumluluk vardır. Ancak kendine Kuva-yı Milliye süsü vererek o şerefli, asaletli makama yakışmayan masum halka karşı yakışıksız davranışlar kabul edilemez.

Düşmana çevrili olduğu düşünülen silahların bambaşka düşüncelerle kullanılmasının savunulacak durumu olamaz. Affedilmez çirkinliklerle adeta eşkıyalık yapan kişileri yanlış şekilde savunarak Kuva-yı Milliye’nin asaletine gölge düşürenleri tarihin affetmeyeceğinin bilinmesi gerekir.

İnandırıcı olmayan iddialarla masum insanları hain diye suçlamaya çalışmak, tertemiz şerefli Denizli’yi lekeli tutmaya çalışmak tarih önünde affedilmez kusur olacaktır. 

Bu görüşler gerçeğin ifadesi ise, umarım Denizli halkının hiç de hak etmediği yaftanın üzerinden kalkması için doğrular bütün şeffaflığı ile değerlendirilir.

Haksız yere katledilen mağdur kişilerin masum olduklarının tespiti ve beyanı, kanlarını yerden kaldıracak, anısını yaşatacak bir hafıza mekânı yapılmasını sağlamak lazımdır diye düşünüyorum.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Ünal
Mehmet Ünal - 11 ay Önce

Görüşlerinize aynen katılıyorum. Haksız yere öldürülenn bu kişilerin masum olduklarının ispatlanması için her türlü çalışmalar yapılmalıdır

Hüseyin Erikoğlu
Hüseyin Erikoğlu - 11 ay Önce

Tebrik ediyorum yapmış olduğunuz çalışmalarla bir Denizli li olarak bizleri aydınlattınız emeği geçenlerin ellerine sağlık.Bu önemli çalışmalar PAÜ önderliğinde her türlü çalışma yapılmalıdır.

Zümrüt Erikoğlu
Zümrüt Erikoğlu - 11 ay Önce

Emeği geçen herkesin ellerine sağlık inşAllah bu güzel çalışmalar tüm Denizli halkı tarafından iyi değerlendirilir

Mehmet Kumral  (KaleDavaz 1949 doğum)
Mehmet Kumral (KaleDavaz 1949 doğum) - 8 ay Önce

RAHMETLI ; BABAANNEM ve BABAMIN ANLATI ILE KENDI YORUMUM ILE OZET AMLATIM YAPACAĞIM : Önce ! Demirci bir eşkıya..Kale'de yaptığı soygunda DEDE mi de doymuş ...Üç vakayı birer cümle ile ifade edeceğim...Birincisi ; Demirci için IMTIYAZLI bir aile var... Ikincisi ; Direnmeyi bir türlü karar veremiyen ..Ev baskinini başaran EN KÖTÜ KIZAN tarafından linç edilen ...Aldığı darbeler yüzünde hastalanip ölen ölen kisi var...Ucuncusu ; Karakol da tek JANDARMA CAVUSU var...Karakol KALE ye giriş yolu üzerinde ... çatışmaya giriyor ...mermisi bitince ...uçurum diyebilecegimi bir yamaçtan kaçarak kurtulmak istiyor .... mermi alıyor... Kuranlardan birini ...söyleneni yazıyorum .. ""GIT SUNUM KELLESINI AL""diyor...Kızan ""EFEM BU OLMUS ""diye seleniyor...""GEL"" komutunu alıyor.... [[[ Dedeme gelen kizanin da hikayesi var...Olumlu bir kişilik...Halk tabiriyle kader kurbanı ]]]] özür dilerim..sizin yazinin tamamını okumadım...sizden büyük isem agbeyin kabul et ! - akransak arkadaşın kabul et ! Suyu - sabunu dokundurmak için çabaya gerek yok ! ( YAZIYI OZETLE !!! )