100 YILLIK “DENİZLİ VAKASI” AYDINLATILMALIDIR

Cafer Sadık Abalıoğlu Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Abaloğlu, Demirci Mehmet Efe’nin Denizli Baskınının karanlıkta kalan yönlerinin tarihçiler tarafından aydınlatılmasını amaçladıklarını bu nedenle Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü ile ortak bir panel düzenlediklerini söyledi. CSA Vakfı Başkanı Abalıoğlu, panelin açılış konuşmasında, “Demirci Mehmet Efe’nin Denizli Baskını” başlıklı bir konuşma yaptı. CSA Vakfı Başkanı ve İş İnsanı Ali Abaloğlu, “Hepiniz hoş geldiniz. Bizimle heyecanımızı paylaştığınız için sizlere teşekkür ediyorum. Bugün burada Milli Mücadele tarihimizde 100 yıl önce derin yaralar açmış ancak tarihin karanlıklarında kalmış olan Denizli Vakası konusunda değerli panelistlerin anlatımları ile aydınlanacağımıza inanıyoruz. Büyüklerimizden duyduğumuz ‘Denizli, bu menfur olay nedeniyle Milli Mücadele döneminde hak etmediği şekilde anılmaktadır’ sözleri dilden dile aktarılıp efsaneleşmiştir. Bu olay, Denizli’mizin tarihine ilgi duyan dostlarımızın ve özellikle Pamukkale Üniversitesi öğretim üyelerinin yönlendirmesiyle Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı olarak gurur duyduğumuz  ‘Geçmişten Günümüze Denizli’ dergimizin doğmasına da vesile olmuş, farklı sayılarında, farklı yazarlarımız tarafından çeşitli yönleri ile yer almıştır. Bugün de yine vakfımızın Pamukkale Üniversitesi işbirliği ile organize ettiği bu etkinlikle, 100 yıl sonra yanılmıyorsam ilk defa bir kurum çatısı altında şeffaflıkla ele alınacaktır. Ben, şehrimizin tarihindeki çok önemli olan bu olayı sadece dinlediklerim ve okuduklarımdan anladığım kadarıyla şöyle yorumluyorum;   Milli Mücadelenin en zorlu döneminde ülkemizi işgal eden düşmana karşı Demirci Mehmet Efe Aydın Cephesi Komutanlığı’na ve Aydın Vilayetine bağlı bir sancak olan Denizli’nin savunması sorumluluğuna getirilmiştir.

Ancak, şehrimizde beklenmedik müessif bir olay sonucu bazı Denizlililer Efe’nin bazı kızanlarını öldürmüşlerdir. Dönemi yaşayan Denizlililer tarafından; efelerin hanelere girdikleri, mallara, paralara el koydukları ve hatta kadınlara, kızlara sarkıntılık ettikleri gerekçesi ile kendilerini korumak için öldürdükleri söylenmektedir. Ancak sebep ne olursa olsun bu bir cinayettir, hem de kendilerini, şehirlerini ve hatta ülkemizi düşmana karşı koruyacak kişileri öldürmüşlerdir. Öldürenler katildir ve kendilerine yapılanın cezasını kendileri vermişlerdir. Hukuk yoktur. Ancak diğer taraftan her bakımdan şehirde tek yetkili ve güçlü olan efe, gerçekleri ortaya çıkarmak yerine, güçlünün hukukunu işletip kendine göre hüküm vererek yaklaşık 60 kişiyi vahşice öldürmüş ve ‘Denizli Halkı Milli Mücadeleye karşı isyan başlattı ben de cezalandırdım’ demiştir. Yani, Denizli Vakası dediğimiz olay yaklaşık 60 Denizlilinin vahşice katledilmesidir.  Buna sebep olan ise, efenin bazı kızanlarının öldürülmesi.  Biraz önce söylediğim gibi, Pamukkale Üniversitemizin ev sahipliğinde yapılan bu panelde konunun uzmanlarının konuşmaları ile Denizli tarihinin bu çok önemli ve hassas konusunun aydınlığa kavuşacağına inanıyorum.” Dedi.

İŞTE; YANIT BEKLEYEN SORULARIMIZ

CSA Vakfı Başkanı Abalıoğlu, ‘Geçmişten Günümüze Denizli Dergisi’nde tarihçilerin konuyu derinlemesine yazdıklarını belirterek, yanıt bekleyen sorularını şöyle sıraladı:

1-) “Dergimizde yazdığımız ve Denizli halkının da kabul ettiği gibi, yanlış şeyler yapan kızanlar Denizlililer tarafından öldürülmüş, Efe öfkesine yenilip yaklaşık 60 kişiyi katletmiştir.

2-) Demirci Mehmet Efe, bazı kızanlarının öldürülmesini Denizlililerin Milli Mücadeleye karşı çıkması diye değerlendirip yaklaşık 60 kişiyi ölümle cezalandırarak isyanı bastırmıştır.

Bildiğim kadarı ile Demirci Mehmet Efe’nin ekibi ve silahları ile Denizli’nin  tartışılmasız en büyük  gücü olduğu kabul edilmektedir. Şehrin değerli yöneticilerini  gözünü kırpmadan öldürmüş ve sorgulanmamıştır.  Bu şartlarda  cevabı aranması gereken bazı  sorular  vardır;

3-) Bu büyük silahlı güce karşı kimler, kaç kişiyle ve hangi silahlarla başkaldırmaya cesaret edebilmişlerdir? Küçük bir Anadolu Şehrinde böyle bir güç ve silah olabilir mi?

4-) Öfkesine hâkim olamadan şehri yakmaya kalkan efeye hiçbir kimse; “efe napıyorsun, düşmanın halkı öldürmesine ve şehri yakmasına engel olmakla sorumlu olan sen değil misin” diye sorabilmiş midir?

5-) Düşmanın yapmasına engel olacağı zulüm, katliamlar, yakmalar bizzat efenin kendisi tarafından mı yapılmıştır?

6-) Bir din adamının yalvarması ile lütfedip, şehir yerine kabristanı mı yakmıştır?

7) İsyan olması ile ilgili en küçük bir belirti var mıdır? 

8-) Yaklaşık 60 Denizlilinin öldürülmesi,  varsayılan isyanın bastırılması sırasındaki çatışmalar, direnmeler, sonucu mudur?

9-) Yoksa bildiğimiz, yazdığımız şekilde vahşice katledildilerse kaderlerine razı   İtiraz bile edemeyecek güçsüz, aciz, sessiz kalabalıklar mıdır?

10-) Bu durumda İsyan diye nitelendirilen olay acaba efenin kızanlarından eziyet gören halkın sadece kendini koruma içgüdüsü ile gerçekleştirdiği toplumsal bir refleks midir?”

“DENİZLİ MÜFTÜSÜ AHMET HULUSİ EFENDİ’NİN FETVASI TARİHE ALTIN HARFLERLE YAZILMIŞTIR”

Abaloğlu konuşmasına dönemin Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi’nin verdiği fetvanın tarihe altın harflerle yazıldığını söyledi. Başkan Abalıoğlu, “Herkesin bildiği ve tarihimize şerefle yazılan bir şey var ki; devrin Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi’nin İzmir’in işgali ile birlikte Hasan Tahsin’in ilk kurşunundan bir önce veya bir sonra yaptığı, meşhur fetvasını verdiği Bayramyeri Meydanındaki ilk protesto mitingidir.  Bu mitingde Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin; ‘HİÇBİR ŞEYİNİZ YOKSA DAHİ YERDEN TAŞ ALIP ATIN’ fetvası bir haykırıştır, bir diriliştir, coşkudur, heyecandır. İmkânsız şartlarda dahi, umudun olmadığı bir yerde vatan için göğsünü siper etmeye davettir, Vatan için can vermeye hazır olmaktır. Böyle bir ruh halini yaşayan insanların, yaklaşık bir yıl sonra efeleri öldürmesi, Demirci Mehmet Efe’nin olayı geçiştirdiği gibi Milli Mücadeleye İsyan olmadığının, isyanın hayalinin bile olamayacağının en has kanıtı değil midir? Diğer taraftan, Milli Mücadele için elzem olan top kamaları, giysiler, gıda… Denizli’de imal edilmiş ve hızla cephelere yetiştirilmiştir. Ayrıca biliniyor ki; Denizli halkı kongrelere heyecanla ve kalabalık delegelerle katılmış, gönüllü olarak askere gitmiş ve çok ta şehit vermiştir.” Dedi.

“60 DENİZLİ’NİN HİÇ DEĞİLSE HAİN OLMADIĞI, MASUM OLDUĞU ANLATILMALIDIR”

Cafer Sadık Abalıoğlu Vakfı Başkanı Ali Abalıoğlu, konuşmasının sonunda şunları söyledi:

“Gerçekte Denilebilir ki; Denizli, Milli Mücadeleye destek konusunda o günkü şartlarda mümkün olabileni yapmıştır.  100 yıl önce meydana gelen bu yanlışlığın artık düzeltilmesi gerektiğine, özellikle yöneticilerimize ve tabi ki hepimize düşen görevler olduğuna inanıyorum. Önceki yıllarda İlbadı Mezarlığı’nda Demirci Faciası diye yapılmış Şehitlik bu 60 kişinin hiç değilse hain olmadığı, masum olduğunun kanıtı gibi duruyor ama hala alışılmış tabirle katledilen Denizlililerin kanları yerde durmakta mıdır? Hiç değilse hatıralarını yaşatacak bir şeylerin de ortaya konulmasının şehrimiz için önemli olduğunu düşünüyorum.”

Elbette; CSA Vakfı Başkanı Ali Abalıoğlu’nun duyarlı davranışına katılmamak elde değil. Milli mücadelede ilk fitili ateşleyen Denizli’nin olduğunu biliyoruz ve öğünüyoruz. Demirci Mehmet Efe’nin Denizli Vakasının aydınlatılması için tarihçilerimize büyük görevler düşüyor…

KARANFİLLERİN 10 YILDIR BOYNU BÜKÜK…

Namı değer karanfilli hoca Abdülgaffar Nemutlu, aramızdan ayrılalı 10 yıl oldu… Denizli’de Karanfilli hoca Gaffar Nemutlu ile anısı olmayan yok gibidir… 1980-90 yıllarda açılış törenlerinin konuşmalarını yapan isimdir Abdülgaffar Nemutlu… Merhum Nemutlu, öğretmen, bankacı, gazeteci, muhabbetinden dolayı gecelerin aranılan ismidir… Dönemin valileri, belediye başkanları Abdülgaffar Nemutlu ile sohbet etmek için makam otomobillerini gönderir aldırırmış…

Gaffar Hocam, bana ‘Bay Muhammet’ derdi… 1990 yılında Denizli Gazeteciler Cemiyeti’nin Mali Kongresi vardı. Kongre Çatalçeşme Oda Tiyatrosu’nda yapılıyordu. Kongre öncesi 45 kişilik bir ekiple görüşme yaptım. Mali kongreyi, seçimli kongreye çevirdik. Ama önce rahmetli Hocam Abdülgaffar Gaffar Nemutlu’yu başkanlık için razı etmem gerekiyordu. Eşi Güzin hanımla konuşması gerektiğini söyledi… Gece saat 23:00 sıralarıydı… 10 dakika sonra “Tamam” dedi. Ertesi gün yapılan Genel Kurulda seçim yapılması için önerge verdik… Önergemiz işleme alındı… DGC Başkanı Kemal Tartılacı’dan koltuğu devralmış olduk… Abdülgaffar Nemutlu hocam yaşamı boyunca evden çıkmadan karanfili yakasına takardı. Karanfiller 10 yıllardır boynu bükük kaldı… Abdülgaffar Nemutlu’ya ışıklar içinde uyu diyorum…

ŞAİR KUTLUDAĞ’DAN KORONA VİRÜSÜ ŞİİRİ

Denizlili şair Şerif Kutludağ, yer küremizi etkiyen Korona Virüsü hakkında şiir kaleme aldı…

Sevgili hocam artık İzmir’de yaşıyor ama, gönlü hep Denizli’de… Hocamın şiirini sizinle paylaşıyorum…

KORONAMIZ OLMASAYDI

Dinle dostum sana gönül sözümdür

Güleriz biz ağlanacak hallere

Medya ile döndük şimdi mankurta

Koronoyla düştük dilden dillere…

***

Fısıltısı didik didik didildi

Şamatanın dibine de gidildi

Sanki ölüm yeni icat edildi!

Ölümü de yakıştırdık ellere…

***

Sanki dostlar ölümsüzdük hepimiz!

Emsalsizdi boy pos ile tipimiz

Kopayazdı Azrail’le ipimiz

Kaldık işte fincandaki fallara…

***

Esir olduk bu kumpası kurana

Neredeyse canı veren Korona

Kimse bakmaz neler diyor Kur’an’a

Söz düşmedi âlim olan kullara…

***

Öldürmezse sonsuza dek yaşarız!

Yollarına nice yalan döşeriz

İnanmayan dostları da boşlarız

Saç ekecek sanki bütün kellere…

***

Koronamız olmasaydı ölmezdik!

Ölüm nedir bin yıl geçse bilmezdik!

Bir bilseydik bu dünyaya gelmezdik

Közlerimiz şimdi döndü küllere…

***

Nerden çıktı bu ölüm de ortaya?

Yakalandık işte şimdi oltaya

Her birimiz döndük birer hastaya

Ölmeden de konduk sanki sallara…

***

Gutmuloğlu sen kulak ver âşıka

Kulak asma fitne, fücûri fâsıka

Tâ gönülden bağlan her dem Hâlık’a

Yaz baharda güller konsun dallara… (15 Mart 2020 Karşıyaka/İZMİR/ Şerif KUTLUDAĞ)

Kalemini, yüreğine sağlık Şerif hocam…

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1845’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“Pamukkale ve Laodikya’nın Geliri Denizli’de Kalmalıdır” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz…

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

"Gerçek iyilik, insanın yüreğinden fışkırır. Bütün insanlar iyi doğarlar."

KONFÜÇYÜS

YORUM EKLE
YORUMLAR
şerif KUTLUDAĞ
şerif KUTLUDAĞ - 2 hafta Önce

Sevgili Muhammet KARAÇAY DGC BAŞKANI,
Sevgili Dostum,
Sizi uzun yıllardan bu yana tanıyorum.
Birbirimiz hakkındaki duygu ve düşüncelerimizin samimiyetini bilirsiniz.
Bu noktadan hareketle;
Hayatın her anına dokunan gazeteci kimliğiniz için sizi kutluyorum.
Şeytan Pazarı,
Denizli'nin nabzının attığı bir pazardı. Sizin köşeniz de tıpkı adını aldığınız tarihî Denizli pazarı gibi.
Tebrikler ve teşekkürlerimle sağlıklar ve sevgilerle güzel yazılarınızın gündeme ışık tutması dilekleriyle İzmir'den sevgiler ve selamlar sunuyorum...

Şerif Hoca