12 EYLÜL 1980

Takvim 11 Eylülü gösterirken Amerikalılar 2001 yılının 11 Eylülünde yaşadıklarını andılar. Sadece onlar mı? Zaten Amerika'nın başına bir hal gelirse biz dahil bütün dünya etkileniyoruz.

O tarihte Başkent Washington ve New York'ta kaçırılan uçaklarla düzenlenen saldırılarda üç bin kişi hayatını kaybetti, 6 binden fazla kişi de yaralandı.

ABD ekonomisinin uğradığı maddi zarar 120 milyar doların üzerinde.

11 Eylül saldırıları, dünyada güvenlik politikaları ve diplomasi alanında birçok değişikliği de beraberinde getirdi. Bu nedenle birçok kişi tarafından "dünyanın değiştiği gün" olarak tanımlanıyor.

Tarih 12 Eylüle geldiğinde bizim de anacağımız gün gelmiş oluyor. 12 Eylül 1980 tarihi yaşadığımız son askeri darbe olarak bizi derinden etkiledi ve darbeyi düzenleyen generallerle birlikte o tarih son yılların tarih sayfalarına kazındı.

1980'den önce ve sonrasında üniversite öğretim üyesi olarak yaşadıklarım hala canlı olarak aklımda bulunmakta. Politik hayatımıza her tür askeri müdahale yanlıştır. Ama 1980'nin 12 Eylülünde o kadar çok kişinin derin bir "oh" çektiğine şahit oldum ki, anlatamam.

Amerikalıların 11 Eylülünde olduğu gibi bizim 12 Eylülümüz dünyayı değiştirmedi ama bizim hayatımızı çok etkiledi.

Şimdi aradan 40 sene geçtikten sonra 12 Eylül üzerine yazılanlara ve konuşulanlara bakıyorum da o tarihte yazılanlardan ve konuşulanlardan çok farklı.

Ya o tarihlerde yazılan ve konuşulanlar sahteydi, ya da bu günküler samimiyetten uzak.

Askeri darbelerin onay bulacak bir tarafı yoktur. Ama bilhassa 40 sene sonrasında sıkıyönetim komutanlarının o tarihlerde ne gaddarlıklar yaptıkları yanında askeri darbeye götüren politik nedenlerin de görüşülmesinde sayısız yararlar olduğunu düşünürüm. İşin o tarafını hiç tartıştığımız yok. Bu yanlış.

Askeri darbe istemiyorsak ki öyle olmasını temenni ederim, darbelere bahane olacak ortamın oluşmasını da önlememiz gerekir.

1960'dan bu yana yaşadığımız darbelerin hiç birinde darbe yapanlar ilelebet iktidar olmayı hedeflememişlerdir. Politik hayatı "yoluna" koyduklarını düşündüklerinde yönetimi sivillere teslim etmişlerdir.

Arzu edilen, böyle bir yöntemin politik hayatımıza hiç girmemesi, sivillerin bilhassa ekonomiyi olumsuz hale getirmemeleri ve halkı mutsuz etmemeleridir. Batı demokrasileri bunun nasıl yapılacağı örnekleriyle doludur.

İktidara gelenler sürekli olarak kendi parti çıkarlarından çok halkın ekonomik ve kültürel refahını düşünmeli ve gerekeni yapmalıdır.

"Gereken" ise kendi meclisimizin yaptığı anayasanın ve yasaların ruhuna uygun olarak işletilmesidir, yani hukuk devleti kurallarının uygulanmasıdır. Saydam olmaktır, insanların kendilerini hür hissetmeleridir. Her görüşten, her dilden ve her dinden insanımızın korkudan ve geçim derdinden uzak tutulmasıdır. Yapılması gereken reformların halka anlatılarak gerçekleştirilmesidir. Güven vermektir.

12 Eylülde askerleri lanetlerken biz sivillerin de kazanlarımızın "ak" olduğunu ısrarla iddia etme huyunu bırakmamız iyi olur.

Eğitimi bir türlü rayına oturtamadık. Ülkemizin şiddetle bir yerel yönetim reformuna ihtiyacı var, yapamadık, yapamıyoruz. Vali-kaymakam-muhtar yönetim sistemimizin eskilerde kaldığını ve yeni bir düzenlemeye gidilmesi gerektiğini konuşmaktan bile aciziz.

1923 yılında çocuklarımızın hepsine okuma-yazma öğretme hedefiyle yaklaşık 100 sene önce yola çıktık ama bugün geldiğimiz noktaya bakıyorum: Bazılarının lise diploması var ama okuması-yazması yok!

Bu mu 2020'nin Türkiye'si? 12 Eylülleri istemiyorsak ki istemiyoruz, işimizi doğru yapalım. Kanun devletini değil, hukuk devletini kuralım ve işletelim. Çocuklarımızı Avrupa'nın en mutsuzları olmaktan kurtaralım.

YORUM EKLE

banner206

banner205