14 MART TIP BAYRAMI, MİLLİ DİRENİŞİN SİMGESİ

Birinci Dünya Savaşında tüm cephelerde sağlık hizmeti veren 765 tıp öğrencisinden 346’sı şehit düştü. Sonra 13 Kasım 1918’de galip İtilaf Devletleri İstanbul’u işgal etti. Bazı öğrenciler gizlice Anadolu'ya geçip Kuvayi Milliye saflarına katılırken okulda kalanlar, işgal kuvvetlerine ülkenin sahipsiz olmadığını göstermek için “14 Mart 1827'de açılan okulumuzun 92. kuruluş yıl dönümünü kutlayacağız” gerekçesiyle ilk kez 14 Mart 1919’da bir tören düzenlediler. İşgal devam ettiğinden 1920 ve 1921'de Kadıköy’de yine bu adla törenler düzenlediler. Giderek bu törenler, Tıbbiyeliler Bayramı olarak gelenekselleşti. Tıp Öğrencileri tarafından başlatılan ve 101. yılını kutladığımız 14 Mart Tıp Bayramı, milli direnişin, işgale isyanın ve özgür bir ülke mücadelesinin simgesidir ve ülkemize özgüdür. 1976'dan beri de 14 Mart'ı içine alan hafta, Tıp Bayramı ve Sağlık Haftası olarak kutlanmaktadır.  Günümüzde ülkemizde sağlık alanında ciddi sorunlar mevcuttur. Bunlara başlıklar altında kısaca değinecek olursak;

ŞİDDET

Bilindiği gibi öncelikle sağlık personeli ve hekimlerimize karşı bir şiddet sorunu vardır. Pek çok değerli hekimimizi şiddete kurban verdik ve çalışma ortamında hemen her gün şiddete uğruyoruz. Bu konuda, siyasi, idari ve hukuki çalışmalar derhal sonuçlandırılmalı ve toplum sağlığına hizmet eden iyi yetişmiş değerli insanlarını bu ülke korumayı başarabilmelidir.

GÜVENCESİZ ÇALIŞMA, ÜCRETLENDİRME, SÖZLEŞME, EMEKLİLİK HAKLARI

Performans sistemi ile ücretlendirmenin çeşitli sakıncaları söz konusudur. Daha çok, daha çabuk ve daha kolay puanlamaların kalitesiz bir sağlık hizmetine neden olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Ayrıca yardıma muhtaç hasta insanları bir müşteri olarak görmek de etik ve felsefi açıdan sorunludur. Diğer yandan performansa dayalı ücretlendirme hekimi izin kullanmayı erteleyen yıpratıcı bir çalışma ortamına itmekte ve bu da hasta bakımında özen ve dikkatin en üst düzeyde olmasına engel teşkil etmektedir. Emekli hekimlerimizin de emekli oldukları kurumlara göre farklı haklar elde etmeleri söz konusudur. Bu da aynı mesleği aynı süre bir ömür boyu sürdüren hekimlerimizde adaletsizlik duygusu oluşturmaktadır. Anayasamızın eşitlik ilkesine de aykırı olan bu durumun ivedilikle düzeltilmesini bekliyoruz.

KORUYUCU HEKİMLİK

Günümüzde sağlık hizmetleri artık sadece tedavi hizmetleri ile anılır hale gelmiştir. Geliştirici ve koruyucu hizmetler önceliğini ve önemini yitirmiş gibi görünmektedir. Sağlık Bakanlığı koruyucu hizmetlerden çok tedavi hizmetlerini yapılandırmakta, tedavi edici sağlık hizmetlerini de piyasada özel hizmet olarak görmektedir. Bu anlayış hastayı ticari bir meta, bir müşteri olarak görmek ve önemli toplum sağlığı sorunlarının basit önlemlerle önlenebilmesini önemsememek gibi teknik ve mali açıdan olduğu kadar, adil sağlık hizmeti sunumu açısından da sakınca yaratmaktadır.

AİLE HEKİMLİĞİ

Aile Hekimliği sistemi pilot uygulamalar sonrası 2011 yılında tüm ülkeye yayıldı. Aile hekimi sayımız 25.000 civarında iken bir aile hekimine düşen nüfus 3.000-4000 kişi kadardır. Bu nüfus gelişmiş ülkelerin 2-3 katı kadardır ve mevcut Aile hekimi sayımızın yurt çapında yaklaşık iki katına çıkarılması gerekli görünmektedir. Hekim açığı aşırı iş yükü baskısı oluşturmakta; bu da sistemin ana unsurlarından birisi olan sevk zinciri oluşturma özelliğini uygulanamaz hale getirmektedir. Ayrıca aile hekimlerimizin genel hekimlik sorunları yanı sıra meslek içi eğitim eksikliği, bir işletme olarak giderlerinin artması, gelirlerinin azalması, iş güvencesi eksikliği, hizmet sunumundaki rapor ve reçete yazma talep baskısı gibi ciddi sorunları da çözüm beklemektedir.

Aile Hekimliği sistemi uygulanması sürecinde kendi içinde Aile Hekimleri iyi örgütlenmiştir ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu ile sahada çalışan bu arkadaşlarımız mesleğin sorunları ve çözüm önerileri çalışmaları ile sürece değerli katkılar sunmaktadırlar. Bu çabaların Tabip Odaları çatısı altında da sürdürülmesi ve Türk Tabipleri Birliği Aile Hekimliği platformunda etkin şekilde birleştirilmesi de ülkemizin sağlık sisteminin geliştirilmesi ve sorunlarının giderilmesi açısından büyük kazanç olacaktır. Hekimlerimizi Tabip Odalarında birleşmeye, çalışmaya ve etkin çözümler üretmeye çağırıyoruz.

ŞEHİR HASTANELERİ

Kamu-özel sektör ortaklığı ile yaptırılan ve işletilen şehir hastanelerinde birçok sorun mevcuttur. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığı bu konuda Sağlık Bakanına bilgilendirme yapmıştır. Belli başlı sorunlar şöyle sıralanabilir:

1. Şehir hastanelerinde yönetim yetkisinin şirket yöneticilerine verilmesi ile başhekimler yetkisiz hale gelmiştir ve bu durum hekim, sağlık çalışanı ve hasta bakımını olumsuz etkilemektedir.

2. Şehir hastane mimarileri çalışan ve hastalar açısından büyük sıkıntılar, yorgunluk ve zaman kaybına yol açmaktadır ve tasarımı yataklı tedavi hizmetleri sürecine uygun değildir.

3. Şirket tarafından yürütülen laboratuvar, görüntüleme gibi birçok alanda deneyimsizlik ve ekonomik kısıtlamalar nedeniyle bazı incelemelerin yapılmaması önemli sıkıntılara yol açmaktadır.

4. Şehir hastanelerinin bulunduğu illerde 112 Acil Ambulans Komuta Merkezi ambulansların büyük bir bölümünü şehir hastanelerine yönlendirmesi acil servislerinde ve yoğun bakımlarında sağlık hizmeti sunumunu zorlaştırdığı gibi hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının iş yükünü üstesinden gelinemeyecek oranda artırmaktadır.

5. Hekimlerin kendi aralarındaki ve yöneticilerle iletişimini zorlaştıran bir anlayışla yönetilmesi, dinlenme odalarının yetersizliği yorgunluk ve konsantrasyon kaybına yol açmaktadır ve çalışan memnuniyeti çok düşüktür. Tüm bunlarla birlikte artan nöbet sayıları ve gelirlerdeki düşüş dikkat çekici düzeydedir. Sağlık çalışanlarında olduğu kadar hastalarda da artan tükenmişlik ve gerilim, hasta hekim arasında iletişimsizliğe ve gerginliğe, yönetilemeyen ve hatta önlenemeyen şiddete neden olmaktadır. Hastanedeki aksaklıkları ve eksiklikleri yönetime yazılı olarak iletme mekanizmaları Sayıştay raporlarında da sözü edildiği gibi işletilmemektedir. Ayrıca Sayıştay şehir hastanelerinin işleyişte de birçok ekonomik uygunsuzluk ve verimsizlik bulunduğunu rapor etmiştir.

GENEL SAĞLIK SİGORTASI

Prim toplama zorluğu ülkemizde genel sağlık sigortası sisteminin önündeki önemli sıkıntılardan biridir. Ekonomik sıkıntılar ile birlikte gelir dağılımı bozukluğu yüksek primli sigortalı hastalar ile düşük gelirli primini ödeyemeyen hastalar arasındaki farklı uygulamalara neden olmakta; özel hastanelere ulaşamama ya da fark alınması gibi sağlık hizmeti sunumunda eşitsizlikler yaratmakta, hasta karşısında hekimi gördüğü için hasta-hekim ilişkisini olumsuz etkileyebilmektedir.

ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI

Tüm hekimlere tıbbi uygulamalarındaki hatalarından kaynaklanan tazminat talebinin karşılanması için getirilen zorunlu sigorta ile hekimlerin gelirlerinin bir kısmı bu alana kaydırılmıştır. Gün geçtikçe daha çok şikayet ve açılan davalara tanık oluyoruz. Bu, hekimlerin en iyi tıbbi uygulamayı yapmaktaki korku ve risk alma tereddütleri nedeniyle hasta bakımına olumsuz yansımaları olabilecek bir tehlike doğurmaktadır. Türkiye’de hekimlik yapmak daha da zorlaşmıştır. Bu, sağlık bakım kalitesini düşürecek ve tehlike yaratabilecek unsurlar taşımaktadır. Tazminat davalarının baskısı ve primlerin yükselmesi sağlık hizmetleri maliyetini de ayrıca daha da artacaktır.

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MESLEKİ RİSKLERİ

Bulaşıcı hastalık riski, ilaçlar ve zehirler gibi kimyasal ajanlarla karşılaşma riski, radyasyon gibi fiziksel ajanlar ve verilen emek karşılığında beklentinin karşılanmaması ve şiddet ortamı gibi çalışma ortamının getirdiği umutsuzluk ruhsal sorunlar riski gibi sağlık çalışanlarının yaşamı tehdit edici ciddi mesleki riskleri söz konusu olmaya devam etmektedir.

Akıldan ve bilimden yana olan hekimler olarak mesleki bağımsızlık, eşit, ulaşılabilir ve nitelikli sağlık hizmeti için sorunlarımızın ele alındığı, çözüm arandığı bir hafta olmasını ve daha sağlıklı bir ortamda güvenle, barış içinde kardeşçe yaşayacağımız nice 14 Mart Tıp Bayramları kutlamamızı diliyorum. 

YORUM EKLE