60 YIL ÖNCEKİ HATIRA: HONAZ’DA KÖSTEN DAĞI YANGINI VE SEL FELAKETİ

Bugün Honaz’dan İrfan Yanar ve İsmail Özülke haber verdi. Kösten Dağında orman yangını olmuş. Çok şükür büyümeden söndürülmüş. Gazeteler Adana-Kozan’daki orman yangınının devam ettiğini bildiriyor. Ciğerim yanıyor! Giresun, Trabzon, Rize, Artvin’deki sel felaketine de çok üzüldüm. Bu haberler içimdeki 60 yıl önceki Kösten Dağı yangını ve Honaz’daki sel felaketi hatırasını canlandırdı. Aynen gözümün önünde. 1960 yılı Haziran ayı olacak. Çan sesiyle, gece yarısı yataktan fırlayıp kalktım. Annem, babam, kardeşlerim de kalkmışlardı. Silahlar atılıyor, yangın çanının sesi kayalarda yankılanıyordu.

Sokağa çıktık. Kösten Dağının ormanları cayır cayır yanıyor, yangının şavkı geceyi kıpkızıl aydınlatıyordu. Sabaha kadar kimse uyumadı. Sabahleyin Denizli’den askerler geldi. Rap rap yürüyerek yanan dağa doğru Honaz’ın ortasından geçip gittiler. Yangın büyüyerek devam ediyordu. Belediyenin tellâli bağırdı:

“Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin! Ormanlar yanıyor. Eli balta kürek tutan bütün erkekler, belediyenin önünde toplansın!”

Küreğini, kazmasını, orağını, tahrasını alan erkekler yangını söndürmeye gittiler. Yangın iki gün sonra söndürüldü. Yemyeşil Kösten Dağı kapkara oldu.

Dedem “yanan dağlar öcünü alır,” dedi. Yangının üzerinden iki ay kadar geçmişti. Bahçede şeftali topluyorduk. Gökyüzünü kapkara bulutlar kapladı. Öğle vaktiydi. Fakat sanki akşam olmuş gibi oldu. Önce serin bir rüzgâr esti. Uzaklardan gök gürlemesi duyuldu. Babam “Solak yağmur geliyor! Allah afatından saklasın!” diye dua etti. Yağmur doluya dönüştü. Bir anda sel suya karıştı.

Yaz yağmuru, yağdı, esti, gürledi dağlara doğru geçip gitti. Bizim taraflarda hava açar gibi oldu. Ortalık sakinleşti. Fakat dağlar, özellikle yanan dağ sisten görülmüyordu. Dağlarda ard ardına şimşekler çakıyor, yıldırımlar düşüyordu.

Bir saat mi yağdı, iki saat mi bilmiyorum. Bir süre sonra dağları örten sis açılır gibi oldu. Yanık dağın yüzü görülmeye başladı. Gök gürlemez oldu. “Çok şükür! Yağdı, esti, gürledi, geçip gitti!” derken yanık dağ tarafından bir inilti gelmeye başladı. Böyle bir sesi hiç duymamıştım.

Bir anda bağırış çığırış başladı:

“Kaçın! Dinana Boğazı’na sel inmiş! Kaçın!”

Bir anda ortalık mahşer yerine döndü. Çocuğunu kucaklayan anneler, babalar; genç yaşlı, kadın erkek insanlar, hayvanlar bağırış çığırış içinde Dinana Boğazı’nın önlerinden kaçıyordu.

Bir süre boğazdan sel sesi gelmez oldu. Sanki sel suları akmaz olmuştu. Hatta kimi insanlar;

“Yahu kaçmayın! Dönün işinizin gücünüzün başına! Sel kesildi. Selin sesi mesi kalmadı!” diyerek kaçanlara gülüyordu.

Tam insanların “Acaba kaçsak mı, kaçmasak mı? Sel kesildi mi, kesilmedi mi?” diye ikircikli kaldıkları bir anda Dinana Boğazı’ndan gök gürlemesine benzer korkunç bir ses geldi. Sanki deprem oluyordu, dağlar taşlar sarsıldı.

İnsanlar “Kaçın! Kaçın, durmayın! Sel geliyor, sel!” diye bağırıp çığırarak selin geleceği Dinana Çayı’ndan, sellikten hızla kaçmaya başladılar... Uzaklardan sanki yuvarlanan bir kayanın sesi geliyor gibiydi.

“Kaçın, kaçın! Dinana’ya sel geliyor, sel!”

Öyle bir sel geldi ki! Dinana Boğazının önündeki iki üç bin dönümlük sellik çamur deryasına döndü.

Neden bir anda ses kesilmiş, sonra o büyük patlama olmuştu? Bir gün sonra Honazlılar merakla Dinana Boğazı’na gittiler. Ben de dedemle gittim.

Dağa bir saat kadar dolu yağmış. Eriyen dolular dik yamaçlardan aşağılara doğru hızla akmaya başlamış. Akan küçük küçük sular ne kadar yangın artığı varsa toprağın yüzünden sıyırıp aşağılara, vadinin dibine doğru akmış. Boğazın dibindeki çayda bir anda büyük bir sel oluşmuş. Çayın içindeki dar boğazları selin önündeki kuru çam ağaçları tıkamış. Sel suları birikmiş birikmiş, önündeki seti yıkmış, daha büyük bir hızla, daha büyük güçle akmaya başlamış. Boğazın aşağılarında “Kediboğan” denilen çok dar bir yer vardır. İşte orada büyük bir toprak kayması olmuş; kayan toprak ve kayalar selin önünü tamamen kapatmış.

İşte aşağılarda insanların “Selin sesi kesildi!” dedikleri anlarda yukarılarda, Kediboğan Boğazı’nda sel suları hızla birikiyor, doğal bir baraj oluşturuyormuş. Sel suları birikmiş birikmiş; bir anda Kediboğan Boğazı’nı tıkayan kayayı yerinden oynatmış, önündeki seti yıkmış. İşte bizim “Deprem mi oluyor, bu yer sarsıntısı ne?” diye sorduğumuz anda gölleşen sel suları önündeki seti patlatmış, koskoca kayayı yuvarlamaya başlamış. Kaya her yuvarlanışında yerleri sarsıyormuş.

Sel suları dar boğazdan kurtulup, kiraz bahçelerini bir anda yok ettikten sonra düzlükte gücünü kaybetmiş ve yuvarlaya yuvarlaya koskoca bir top haline getirdiği kayayı kiraz bahçelerinin ortasına bırakıvermiş.

Sel suları çekildi gitti. “Topan Taş” kaldı geriye. Selin gücünü, yanan dağın öcünü gösteren bir heykel gibi durur şimdi bağların, bahçelerin ortasında.

YORUM EKLE
YORUMLAR
şener   saban
şener saban - 4 hafta Önce

tşk ederim sağol çok güzel anlattınız