82 YAŞINDAKİ FOTOĞRAF NELER ANLATIYOR?

İnsanoğlu gelecek kuşaklara bırakmak istediği mesajları; kaya resimleriyle başlamış, fotoğrafla doruk noktasına çıkmıştır. Fotoğraf makinasının ölümsüzleştirdiği “o an” aslında çok şeyler anlatır.

Denizli’yi 1938 yılında ziyaret eden Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Albert Eckstein’in çektiği fotoğraf Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi arşivinde meraklılarını bekliyor.

İki kare fotoğrafın altındaki notta “Türk Kızı, Denizli 1938. Foto- Prof. Dr. Albert Eckstein-Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi” yazıyor.

Fotoğrafta Buldan işlemesi başörtüsü ve fes yer alıyor. Genç kızın geleceğe umutla baktığı fotoğrafta mutluluğun dondurulduğunu görebiliyoruz.

İkinci fotoğrafta ise 8-9 yaşlarındaki bir kız çocuğunun küpesi var ve saçları beline kadar örülmüş. Fotoğrafı çeken  Prof. Dr. Eckstein’e “çek bakalım” dercesine bakmış….

Aslında, Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Albert Eckstein’in arşivinde daha kaç kare var kim bilir..?

Bu arşive ulaşmak Pamukkale Üniversitesi öğretim üyelerine düşüyor… Cambridge Üniversitesi ile kurulacak bir diyalogla Prof. Dr. Albert Eckstein, arşivinin bir kopyası Denizli’ye ve Pamukkale Üniversitesi’ne kazandırılabilir.

HAYATA NEREDEN BAKTIĞIMIZ ÇOK ÖNEMLİDİR

Denizli Barosu avukatlarından Atilla Sezener, sosyal medya da tecrübelerini ve bilgi birikimi paylaşmaya devam ediyor.

“Hayata Bakış Açısı ve Doğanın Mucizeleri” başlıklı yazısından kendimize alacağımız derslerimiz var. Sezener, “Hayata Bakıs Açısı” başlıklı yazısının alıntı olduğunu belirtiyor. 

“Aşağıdaki yazı benim değildir. Yazarını bilmiyorum. Daha önce de önüme çıkmıştı. İlgimi çektiği için sizinle paylaşmayı uygun buldum.

‘İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her öğleden sonra bir saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için. Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı. Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri birbirlerine anlatırlardı.

Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu. Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.

Pencere, içinde çok güzel bir göl parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model botlarını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.

Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu olağanüstü manzarayı hayalinde canlandırırdı.

Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duymasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, penceredeki adamın tasviriyle.

Günler ve haftalar geçti. Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniyle karşılaştı. Uykusunda huzur içinde ölmüştü. Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı.

Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olmadığını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı. Hasta yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan bir dirseğine yaslanarak dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu.

Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti.. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendini. Pencere boş bir duvara bakıyordu.

Adam hemşireye, vefat eden arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu. Hemşirenin cevabı, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi. :

-Sanırım sizi cesaretlendirmek istedi, diye ilâve etti.’

Bakış açılarımızın her zaman doğru hedefe kilitlenmesini isterim..

DOĞANIN MUCİZELERİ

Atilla Sezener, “Doğanın Mucizeleri” yazısında ise gelecek kuşaklara küçük küçük anekdotlar veriyor. 

“Benim gibi belgesellere meraklı biriyseniz bir nokta dikkatinizi çekmiş olmalı. Özellikle doğa belgeselleri filmi çekenler, olan bitene asla müdahale etmezler. Doğa, Yaratıcının kurduğu düzen içinde kendi dengesini sağlar, ona en büyük zararı insanın müdahaleleri verir. Şimdi bazı ilginç tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

***

Çayır köpekleri de denen bir nevi yer sincapları, ilginç sesler çıkararak tehlikeleri birbirine haber verirler. Her sesin ayrı mesajı vardır. Bir olayda çıngıraklı yılan gelerek gizlice yavrularına yaklaştı. Tiz sesleri ile yavrularını uyararak onları sayısız deliklerden içeri yolladılar. Sonra büyükler yılanın etrafını çevirip, onun kör bir deliğe girmesini sağladılar. Ardından acele olarak o deliğin ağzını toprak ve taşlarla kapatarak yılanın ölmesine neden oldular.

***

Kuzey ülkelerinde yaşayan Karibular (Ren geyikleri) baharda otlanmak üzere yeşilliklere doğru yıllık göçlerine başlarlar. Onlara trilyonlarla sivrisinek saldırır. Birçoğunun önemli miktarda kanlarını emerler. Zavallı hayvanlar bunlardan kurtulmak için buldukları kar birikintilerinde yuvarlanırlar. Kuzey ülkeleri “Neden bu sivrisinekleri havadan ilaçla öldürmezler” diye düşündüm. Sonradan öğrendim ki, o bölgelerde otları ve çiçeklerini döllemek için bu sineklerden başka canlılar ve böcekler yok.

***

Dünyadaki yılanların boyları 15 cm ile 9 metre arasındadır. En uzun ve büyük yılan anakondadır. Timsahları bile boğarak yutabiliyor. Bu dev hayvanın en büyük ve amansız düşmanı nedir biliyor musunuz?. Bir çeşit kızıl karıncalar. Binlercesi birden saldırarak anakondayı perişan ediyorlar. Yeri gelmişken ilave edeyim. Bu dünyada insan başına bir milyon karınca düşüyor.

***

Afrika savanalarında bir tilki tarla faresini kovaladı. Fare koşarak deliğine girdi. Belgesel çekicileri daha önceden fare yuvasına verici yerleştirmişler. Orada 10 kadar minik yavrunun annelerinin memesine saldırmaları devam ederken, inatçı tilki bırakıp gitmedi. Bu çok uzun süre devam etti. Belli ki bir süre sonra tümü açlıktan ölecekler. Tam bu sırada akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. Anne fare, en zayıf yavrusunu yedi. Doğa uzmanları bunun doğal olduğunu yaşamak için yapılması gerektiğini ifade ettiler. İtiraf edeyim, çok fena oldum.

***

Küçük gri balıkçıl ördeklere ekmek parçaları atan çocukların etrafında bir süre uçtu ve sonradan aniden suya atılan bir parça ekmeği kaptı. Normal olarak bunu yiyeceğini düşünürüz ama öyle olmadı. Ağzındaki yemle uzaklaştı, durgun su bulunan yere uçtu. Yemi suya bıraktı ve yeme gelen ilk balığı yakaladı.

***

Genç okuyucu arkadaşlara bazı uyarılarda bulunmak isterim. Doğayı sevin, anlayın, koruyun ve belgeselleri izleyin. Çeşitli şekilde önünüze sizi sınayan test soruları gelebilir Örneğin: ‘Kutup ayıları bir yılda ne kadar penguen yer?’ Cevap. “ Hiç yemezler. Çünkü kutup ayıları Kuzey Arktika’da, penguenler ise Güney’de Antartika’da yaşarlar”. Bir başka soru. ‘Aslanla kaplan karşılaşsa hangisi üstünlük sağlar?’ Cevap. ‘Aslanlar Afrika’da, kaplanlar Asya’da yaşarlar’ gibi.”

Evet doğayı sevmeliyiz. Sevgi bir çok hastalığın reçetesidir. Doğa hepimize mucizeleri kullanmamız için sunar… Ama bunu doğru ve bilinçli kullanmalıyız…

KARAKTERİNİZİ, PARA DEĞİŞMEYİN

Sosyal medyada sörf yaparken, paylaşılan yazıların bir çoğundan alınacak o kadar ders var ki… İşte bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum… 

“Adam çobana sordu:

  • Eğer sürüdeki köpeğini öldürürsen sana 100 sterlin vereceğim.

Çoban için köpek çok kıymetlidir, sürüyü sevk ve idare eder, kurtlara karşı korur. Ama teklif edilen para da çok büyüktür.

Çoban köpeği yakalayıp, adamın önünde keser.

Adam bu sefer de çobana;

  • Köpeğin derisini yüzersen 100 sterlin daha veririm, dedi.

Çoban derhal köpeğin derisini yüzdü.

Adam çobana; köpeği parçalara bölersen bir 100 sterlin daha veririm, dedi Çoban onu da yaptı

Adam parayı verip oradan ayrıldı

  • Çoban adamın arkasından seslendi:

‘100 sterlin daha verirsen Köpeği Yerim!!!’

Adam, ‘asla! ben sizin değer verdikleriniz hakkındaki Karakterinizi öğrenmek istedim’ dedi. Para için, yoldaşın, yardımcın ve senin için çok kıymet ifade eden köpeğini kestin, yüzdün ve parçaladın. Eğer bir 100 sterlin daha verseydim, yiyecektin de. Benim ihtiyaç duyduğum ve öğrenmek istediğim bu Karakterindi, dedi.

Daha sonra adam yanındakilere dönerek:

Bu karakter de fazla insan olduğu müddetçe korkmayın, dedi. Parayı verir Her şeyi yaptırırsınız.

‘Para her şeyi çözer!’ diyorsa bir insan, ‘Ben para için her şeyi yaparım!’ demek istiyordur. Para her şeyi çözmez, para her kapıyı açmaz. Para sadece para için yaşayanların kapısını açar.” (Alıntıdır....)

Karakterimiz bir kuruşa değişmemeliyiz… Her şey para değildir… Bu anonim yazı paranın satın alamayacağı noktaları işaret ediyor.

ŞAİR KEMAL GÜRCAN’DAN IŞIKLI GÖLÜ’NE ŞİİR…

Denizlili şair Kemal Gürcan, Çivril İlçesi’nde bulunan Işıklı Gölü’nün bunaltıcı sıcaklar yüzünden kuruması üzerine duygu yüklü bir şiir yazdı. Sosyal medyada şiirini Fotoğraf sanatçısı Mehmet Çakır’ın çektiği fotoğraflarla paylaşan şair Gürcan’ın “Alazlandı Yıldızlar” başlıklı şiirini birlikte okuyalım…

ALAZLANDI YILDIZLAR

Övünçten titredi göğsü,

Göğe çavan

Göğel ördeği vurunca.

Yana döne

düştü

mavi yeşil...

Barutun delidumanını ciğerine çekti

"Karayılanım" diye sıvazladı tüfeği

Tekrar taktı fişeği,

Tek tetiği çekti.

Uzaktan karabataklar baktı.

Eğri büğrü harflerle yazılmış

Bir şiirin dizelerine düştü

Bu dizeler

Sana gömüt olmaz

ey aymaz avcı

Gümüş gelin teli bağlasaydın

Tülü kuşuna..

Dönseydi toylar,

dönseydi bozkırına..

Külrengi yüzünü

sakladı,

Denizkızı gülleri

Dönendi, dalgalandı

Sanki uçmuyordu

Kızkuşları

Uzaklara mor uykusundan

yıldızlar düşüyordu.

Ay,

denizkızı güllerinin üstüne doğdu

Ay sarısı sarmıştı

Işıklı Göl'ün yüzüne

Yıldızlar alazlandı

Gölgelendi,

yüzer gezer adalar

O denizkızı !

acı yıldız yeliyle

Issız gecede

Nilüferlerden taç takıp

yapayalnız

Gece kuşlarının arasına gelmeyecek

Gece balıkçılının sesiyle

Karardı Işıklı Göl

Çisil çisil yağıyor

yorgun

Mavi yeşil bir yağmur...” Kemal Gürcan

Çivril Işıklı Gölü çevresinde kuşlara balıklara ve hayvanlara hayat veriyor… Bu döngünün sağlanmaması hayatımızın sonuna geldiğinin zilleri çalışıyor demektir. Arkadaşımız şair Kemal Gürcan’a duygusal şiiri için teşekkür ederiz...

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 2037’İNCİ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen Konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

SALI’NIN SÖZÜ:

“İyi konuşmayı bilenler kısa ve öz konuşur, çok susar”

DOSTOYEVSKİ

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet PEKDÜZ
Mehmet PEKDÜZ - 4 hafta Önce

Muhammet Bey, bugünkü yazınızı severek okudum. Denizli'ye ilişkin ne varsa yansıtıyorsunuz. Amerikalı profesörün çektiği fotoğraflar çok anlamlı. O zamanlar fotoğrafı olmak, fotoğrafının çekilmesi çok ender rastlanan bir şey. Tarihî değeri olan bir fotoğraf.
Yine Atilla Sezener'in anlatılarını dikkatle okuyorum. Doğadaki tüm canlıları seven bir insan. Yine şiiriyle şair Kemal Gürkan'ın bir şiirine yer vermişsiniz. Gürkan, Işıklı Gölü çevresinde bulunan kuş türlerini şiirine konu etmiş.
Her yazınızda ilginç ve güzel konuları işliyorsunuz. Gözlemleriniz ve doğru saptamalarınızla bilgilerimize yeni bilgiler katıyorsunuz. Güzel yazılarınız okuyucuları mutlu ediyor.

banner206

banner205