ACAR SON GÜNLERDE ARTAN ALDATMA VAKALARINI YAZDI

Sosyal medya artık günlük kaynayan cadı kazanı gibi. Facebook arkadaşımız Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Aile Eğitimi ve Danışmanlığı bölüm mezunu Gülümser Gökçe Acar, mesleği gereği kendisine gelen sorunları çözümleriyle birlikte paylaşıyor… Aile Danışmanı Acar, evli çiftlerin sık sık yakındıkları “Eşim Beni aldatıyor” başlıklı yazısını sizinle paylaşıyorum.

“EŞİM BENİ ALDATIYOR

Son zamanlarda en çok görülen boşanma sebebi aldatmadır. Bugün görüşme için gelen danışanım gözlerinden sicim gibi yaşlar dökerek “hocam eşim beni aldatıyor” dedi..

Belli ki çok acı çekiyordu ,sanki en yakınını kaybetmişti. Evet bazen insanlar yaşarken de kalplerde ölüyor, bu da çok büyük bir acı. Bu ölümlerde çok şey de ölüyor başta sevgi saygı güven..

Bunlar olmadan yaşanır mı peki? Yaşanır tabi ki de, ama yaşayan ölü gibi hisseder aldatılan.. Büyük bir çaresizlik yalnızlık bazen her şeyi yok edecek kadar öfke vardır içinde.. En tehlikeli soru gelir aklına peki neden? Ben ne yaptım da bir başkasını tercih etti? Sorular sorular ve yine sorular....

Bazen bir sebebi vardır aldatanın bazen de hiç bir nedeni yoktur.  Tek sorun heyecan aramaktır. Bir gün erkek danışanım “hocam aşk istiyorum!” demişti. Aşkı bulmak için de boşanmak istiyor fakat eşi ondan ayrılmıyor danışanımda evlilik dışı ilişkilerde aşk arıyordu.,

Her ilişki sadakat ister sadakat yoksa birliktelikte yoktur. Hepsi benim olsun durumu yaşayanlar ne yardan ne serden geçebilirler … Yuva kurmak aile olmak ciddiyet ister.

Bir anlaşma vardır; iyi günde kötü günde hastalıkta ve sağlıkta birlikte olmak. Bazen bu anlaşmalar bozuluyor.

Ya da kurala uyulmuyor ve kişi eşine ihanet eder yani aldatır.. Yuvaları kurtarmak için ailelerimle yaptığım görüşmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

HER ALDATMA İLİŞKİYİ BİTİRİR Mİ?

Kişinin yaşadığı duygusal travmayla baş edebilme gücü, problemin çözülebilme ihtimali, partnere olan güven, ilişkiyi koruma ve kurtarma isteği birer yol haritasıdır. Önemli olan bitirmek ya da bitirmemek değil, sorunun çözümüdür. Bu aşamalarda doğru insanlar ve kaynaklarla durumu paylaşmak yani üçüncü şahsı doğru seçmek ilişkinin akıbeti açısından önemlidir. Örneğin aldatılan bir kadının feminist bakış açısına sahip bir arkadaşından alacağı en muhtemel öneri “ayrılmasıdır.”

Aldatma ile ilişkiyi bitirmek aceleci bir karardır. Acele etmeye gerek yok. İstediğiniz zaman ayrılabilirsiniz zaten.  Ama önceli olan devam edilse de bitirilecekse de sağlıklı bir süreç izlenmesidir. Ayrıldığında sorunun çözüleceğini düşünenler, ayrıldıktan sonra büyük sıkıntılar yaşarlar. Soruların çoğu cevapsız kaldığı için aldatmanın taziyesi uzun sürer. Etkilerinden kurtulmadan, soruların cevabı alınmadan, analiz edilmeden karar alınmaması gerekir.

NELER YAPILABİLİR ?

Aldatan kişi, bu durumu çözmek ve ilişkiyi toparlamak istiyorsa önce ‘Evet aldattım, bütün kusur bende’ demelidir. Kabullenme olmadan iyileşme olmaz. Tıpkı hastalık gibidir. Hasta olduğunu kabul etmeyen ilaç içmez, tedavi olmaz. Ve iyileşemez. Şüphelendiğinizde kurgu yapmak yerine, uygun bir ortam, iletişime açık bir ses tonu ve beden diliyle eşinizle konuşun. Hissettiklerinizden bahsedin. Suçlamak ve hesap sormak sadece savunma yaratır. Eğer aldatıldığınız kesin ise, bunu onunla konuşun.  Nedenlerini ve açıklamasını dinlemeden karar vermeyin.

Olayı 3. kişilere anlatmadan önce, kendi aranızda çözmeniz gerekir. Sonuçta anlattıktan sonra ayrılmanız zorunlu hale gelebilir. Bazı insanlar sadece olay ortaya çıktığı için ayrılmayı zaruri görev görür. İnsanların ondan bunu beklediğini sanır. çevrenizdekilerin; ‘Neden halen berabersin, daha ne yapmasını bekliyorsun’ gibi duyumlar ilişkiye devam etseniz bile sizi rahatsız edebilir.

Aldatılan kişi, her zaman suçu kendinde aramamalıdır. Nedenler ne olursa olsun aldatılmak kader değil. Aldatılma sonrası cinselliğe devam etmek, aldatılanın özgüvenini kazanmak ve kaybetmekten korkmasının göstergesidir. Cinsellik yaşamaya devam etse de duygusal olarak kendisi ile çatışır. Bu süreçte aldatılan istemediği sürece cinsellik yaşanmaması gerekir. Aldatılan ise cinselliği koz olarak kullanmamalıdır.

Aldatmak, bir cinsiyet özelliği değildir. Kişinin yetişme tarzı, çocukluğu, sosyal yapının özelliği, evlilikten veya ilişkiden beklentisi bunu belirler. Aldatılan kişi, ayrılsa da bu hatayı karşı cinsin tümüne yüklemeden çözümlemelidir.

Siz mükemmel bir eş olsanız bile eşinizin sizi aldatması onun sorunu ve özelliğidir. Her aldatma % 100 evlilik sorunu göstergesi değildir. Aldatmalarda, aldatanın zayıflığını görmezden gelmemek gerekir. Erkeğin büyütülürken annesi tarafından ‘aslan oğlum, istediğini yap, sana kız mı yok’ gibi telkinleri sadakati azaltır.

Hep alternatifi olduğunu ve hep daha iyisini bulacağını düşünür. Bu tip karakter gelişimlerine engel olmak için yetiştirme şekillerine dikkat etmek gerekir. Aldatmayı şöyle de tanımlayabiliriz; Aldatma bir kişilik bozukluğu hastalığıdır. Aldatılan kişi çoğu zaman kendini sorgular. Ben neyim eksik te eşim beni aldattı diye düşünür. Bazen sizin hiç bir sorununuz olmasa da aldatılabilirsiniz. Bu durum sizin dışınızda nedenlerden kaynaklanır.

Kendinizi suçlamanız sonucu değiştirmez. ‘Bir kez aldatan hep aldatır’ doğru bir analiz değildir. Devamlı olarak aldatıyorsanız, siz ve eşiniz için en sağlıklısı ya destek almak ya da ayrılmaktır. Bu durum zaman ilerledikçe her iki tarafın da ruh sağlığını bozulabilir.

Çocuklar be aldatma.

Eşiniz sizi aldatmış olsa bile bunu çocuklarınız ile asla paylaşmayın,  çocukları yanınıza almanız, sizi bu evlilikte her zaman haklı çıkarmaz. Aldatılmış kişiler bazen misilleme olarak, intikam için aldatmayı deneyebilir. Bu intikam duygusu karşınızdakinden çok size zarar verecek yanlışa yanlışla karşılık vermek kendinizde büyük bir pişmanlık ve değersizlik duygusu oluşturacaktır..

Aldatma resmi olarak boşanma nedenidir.  Aldatma sonrası yaşanan duygusal ve fiziksel sıkıntılar için destek alınması zorunludur. Aldatma olayı, bir ilişki için artçı deprem olarak görülüp ilişkiyi tekrar gözden geçirmek için fırsatta olabilir.. Aldatma sayesinde ilişkideki sorunlar, konuşulamayanlar, biriktirilenler ortaya çıkar ve çözümü için adımlar atılabilir.

Aldatma sonrası, en büyük sorun tekrar güvenmektir. Aldatan kişi, aldatılanın güven ihtiyacını gidermek için sabırlı olmalı, sık sık sorulacak olan sorulara karşı tutarlı olmalı, pes etmeden cevaplamalıdır. Aldatılan kişi güven kaybı yaşamıştır, bu durumda sizin telefon veya mail adreslerinizi incelemek isterse izin vermelisiniz.

Unutmayın, kırılan bir (öz) güvenin bedelsiz tamiri olmaz. Aldatılan kişi, ne kadar merak ederse o kadar canı yanacaktır. Kişi olayı detayına kadar öğrenmekten vazgeçmeli, bildiği kadarıyla kabul etmelidir. Eğer ilişkinizi düzeltmek istiyorsanız; ona karşı net olun. Neler beklediğinizi, bundan sonra nasıl bir sistem istediğinizi belirtin. Aldatılan kişi, evliliğindeki ve kişiliğindeki zayıf ve sorunlu kısımları fark etmeli, çözmeyi seçmelidir… Çünkü; NEDENLER DEĞİŞMEDİKÇE SONUÇLAR DEĞİŞMEZ !!”

Bir yastıkta kocamak için verilen sözler, bazen unutuluyor. Çiftler, sevgi ve saygıdan vazgeçmediği sürece aldatma tarihe karışacaktır.

İŞADAMI DR. HALİS ÖDEL’DEN MESLEKTAŞLARINA MEKTUP

Denizlili işadamı Dr. Halis Ödel, korona virüs sonrası yazdığı “YENİ EKONOMİK DÜZEN” başlıklı mektubunu tekstil işkolundaki meslektaşlarına gönderdi. İşadamı Dr. Halis Ödel, mektubunun ayrıntılarını sosyal medya hesabından paylaştı. İşadamı Ödel, “Kıymetli Meslektaşım, sağlıklı günler dileklerimle…

Şimdiye kadar tanık olmadığımız zor günler geçiriyoruz; adeta bir ‘Üçüncü Dünya Savaşı.’ İlk iki savaş insanlığın kendi arasında yaşanmış, oysa güncel olanı bir virüs ile insanlık arasında.

Uluslararası Para Fonu ‘IMF’ Başkanının yaklaşık iki ay önce yaptığı açıklamayı önemsiyorum. Dünya en son 1929 yılında küresel bir ekonomik açmaz yaşamış, yani 91 yıl önce. Hayatta olan hiçbir kimsenin bu açmazı anımsaması mümkün değil. 2020 yılı itibariyle yaşamakta olduğumuz ekonomik zorlukların ne boyutta oluşacağını kuramlar geliştirerek şimdiden kestirmek mümkün değil; hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Geriye dönüp baktığımızda ülkemizde son beş yıl içinde meydana gelen bazı siyasi ve ekonomik gelişmeler, beni iş hayatında temkinli olmaya yönlendirmişti. 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan Genel Seçimlerin aradan dört ay geçtikten sonra 1 Kasım 2015’de yenilenmesi… 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi… 2017 yılında yapılan referandumda halkın yaklaşık yarı yarıya farklı kararda olup ortamın bir ölçüde gerilmesi gibi…

Dünya ve ülkemiz ölçeğinde, yıllar içinde yaşadığımız siyasi ve ekonomik gelişmeler beni iş hayatında temkinli davranmaya iterken, bu öngörümün bir salgınla savaş sürecinde işe yarayacağı aklıma hiç gelmemişti.

Biz meslektaşlarımızın işi üretmek, istihdam sağlamak, ülkemiz ekonomisine olanca gücümüzle katkıda bulunmak. Denizli merkezli bir müessese olarak 6.700 şirket, 15.000 kadar firmanın bulunduğu bu kentte vergi sıralamasında her yıl ilk 50-100 firma arasına girmek, her seferinde bende görevimi yerine getirdiğim düşüncesi yaratır. 2019 yılı Kurumlar Vergisi sıralamasında ‘Denizlipek’ firmamız ‘Denizli 92’incisi’ ‘Halis Ödel Buldan’ firmamız ise ‘Denizli 94’sü’ olmuştur.

Adam Smith'in (1723-1790) ‘Ulusların Zenginliği’ adlı eserinde yer alan görüşlerine tam olarak katılmasam da şu sözlerini çok önemsiyorum; Her bireyin kendi durumunu iyileştirmek için çabası o derece güçlüdür ki bu gayret, hiç bir yardıma gerek kalmadan toplumu refah ve zenginliğe taşımaya yardımcı olur.

Kıymetli meslektaşım, iş hayatımızda yeni bir dönemin başlamakta olduğu düşüncesindeyim. Dünya halkları neler olacağına, nelerin gelişeceğine hep birlikte tanık olacak. Ancak bireylerden, kurumlara herkesin olası gelişmelere hazırlıklı olması, etki gücünün yaşanmadan kestirilemeyeceği bu ekonomik gelişmelerin daha az zararla atlatılmasını sağlayacaktır. ‘Buldan Bezi’ gömleği beğeneceğinizi ümit ederken, sağlıklı günler ve hayırlı işler dilerim. Saygı sevgi ve selamlarımla.

Dr. Halis Ödel”

İşadamı Dr. Halis Ödel, CHP’den milletvekili olduğu dönemde CHP İl Başkanlarına mektup yazmıştı. Gerçi günümüzde mektup alışkanlığımızın yerini dijital çağda sosyal medya ve watsap aldı.

YÜKLÜK…

Bu kelimeyi bir çoğumuz bilmez… Yüklük köylerdeki evlerde bulunur… Kullanılmayan ve misafirler için saklanan yorgan yatak ve yastıklarının korunduğu alandır yüklük. Arkadaşımız Tahsin Eşmeli, sosyal medyada bizim kuşağı yaşantısından kesitler aktarmaya devam ediyor.

“Eskiden köylerdeki evlerde yüklük dediğimiz, gelecek olan misafirlerin de yatıya kalacaklarını düşünerek yeterli sayıda döşek, yastık ve yorganları alabilecek dolap benzeri ama daha da genişçe yerler olurdu. Bizim de mavi boyalı böyle bir yüklüğümüz vardı. Günlük kullandığımız yatak ve yorganlar en üstte olurdu. Yatıya gelen misafirler olduğunda alttaki döşekler ve yorganlar misafirlerin kullanımına sunulurdu. Bizim neslimiz zamanında bunlar değişti. Çekyatı açıyorsun, al sana bir yatak. Tek ihtiyacın bir nevresim, yastık ve bir battaniye.  Anam rahmetli benim bu ihtiyaçlarımı düşünerek bir çok döşek, yastık ve yorgan yaptırmış. Bunlar benim çeyizliğim. Hepsi de saf pamuktan. Hele bir ‘Diribol’ yorganları vardı ki altına girdiğinizde sağdan sola dönmeniz bayağı bir zahmet gerektirirdi. Pamuğun bol olduğu zamanlarda doldurmuşlar pamuğu anlaşılan. Çok ağırdı. Ortaokuldan başlayıp lise yılları bitinceye kadar o yorgan hep benimle geldi. Sonrasında babam da ölüp miras paylaşımı olduktan sonra o yorganı bir daha göremedim.

Şimdi ki; yaşadığım eve taşındığımda ben de bir yüklük yaptırıp anamın bana çeyizlik olarak verdiği yorgan, döşek ve yastıkları oraya yerleştirdim. Ancak hiç bir zaman ihtiyaç olmadı. Çünkü yaşam şekilleri ve ihtiyaçlar değişmişti. Artık şimdi her şey sentetik olmuştu. Elyaf ve silikon yastık ve yorganlar çıkmış, doğal yün ve pamuktan yapılan yorgan ve döşeklerin pabucu dama atılmıştı. Biz de düzene ayak uydurmak zorunda kaldık.  Eve her girişimde ilk karşılaştığım holde bulunan yüklük ve anamın benim için hazırladığı çeyizliklerin orada olduğunu hatırlamak oluyor. Eve girişte ilk selamlaştığın yüklük olunca, geçmişten de kopamıyorsun.” Dedi.

Evet bizim çocukluğumuzda evlerimizde tuvalet dışarıdaydı. Elektrik yoktu. Her oda da soba kurulu olurdu. Banyo yoktu. Ayda bir kazanlar kurulur… Sıcak su kayardı.. Evin bir odasında banyo yapılırdı. Yüklük ise salonda olurdu. Tahsin Eşmeli arkadaşıma çok teşekkür ederim.

İŞTE; ARAP KÜLTÜRÜ

Denizlili avukat Atilla Sezener, sosyal medya hesabından “İşte arap Kültürü” başlıklı bir yazı yazdı. Birlikte okuyoruz. “İŞTE ARAP KÜLTÜRÜ (Bu yazıyı lütfen dikkatle okuyun).

Mısır’ın eski Devlet Başkanlarından Enver Sedat’ın (6 Ekim 1981 de öldürüldü) katiline hakim sordu:

- Enver Sedat’ı neden öldürdün ?

- Çünkü Laikti.

- Laiklik ne demek ?.

-Bilmiyorum.

***

Mısır’ın en iyi edebiyat adamı 1988 Nobel Edebiyat ödülü sahibi Necip Mahfuz’u (1994) öldürmeğe kalkan sanığa hakim sordu:

-Neden vurdun ?

-Sokak çocuklarının hayalleri adlı kitap yazdığı için.

-Peki sen o kitabı okudun mu.?

-Hayır okumadım.

***

Hakim: -Yazar Faraç Foda’yı (9 Haziran 1992 de suikast yapıldı ) öldüren 3 teröriste sorar:

-Faraç Foda’yı bir suikastla neden öldürdünüz ?.

Sanık- Kafir.

-Hakim :- Onun kafir olduğunu nerden çıkardın.

Sanık-Onun kitabından.

Hakim:-Hangi kitabından onun kafir olduğunu anladın.?

Sanık:-Ben okuma yazma bilmiyorum hakim bey.

***

Uzatmıyorum. Cahilliğin ne menem bir şey olduğunu gördünüz. Bir de aptallıkla birleşirse, tablo ortada.

Aynı piyonlar bizde de bolca var.”

Okumayan ve sorgulamayan bir toplum olduğumuz sürece bu tür hakim-sanık soru ve yanıtlarını yüzyıllar sonrada okuyacağız.

“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” ÇAĞRIMIZIN 1944’ÜNCÜ GÜNÜDÜR…

Pamukkale ve Laodikya Antik Kenti’nin gelirleri, Denizli’ye kalmıyor... Hierapolis, (Kutsal Şehir) binlerce yıldır, insanlara şifa dağıtıyor… Pamukkale ve Laodikya son yıllarda, Denizlililerin ilgi odağında değil… Artık, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarıyla Denizlililerin “Laodikya ve Pamukkale Sevgi Ateşi” söndü… Geçmişte, Denizlililer gelen konuklarını Pamukkale ve Laodikya’da ağırlar ve fotoğraf çektirerek anılarını ölümsüzleştirirdi… Şimdiler de ise; böyle anılar ölümsüzleşmiyor…“PAMUKKALE VE LAODİKYA’NIN GELİRİ DENİZLİ’DE KALMALIDIR” çağrımıza Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, yanıt verene kadar devam edeceğiz.

PAZARTESİ’NİN SÖZÜ:

Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur."

Mustafa Kemal ATATÜRK

YORUM EKLE