ACIPAYAM OVASININ DOĞUSU…

“Gine de yeşillendi Acıpayam yolları” diye başlayan türkünün ezgisi eşliğinde yola koyulduğumuzda vakit sabahın erken saatleriydi.

Kahvaltımızı her zaman olduğu gibi yine Karahöyük’te yapmayı planlamıştık.  Ancak grubumuz biraz kalabalık ve kahvaltı yapacağımız kahve müsait değildi. Bu durumda hemen  planı değiştirip buradan yöresel “Karahöyük ekmekleri”mizi  alıp komşu köy  olan Ucarı’ya geçiyorduk. Ucarı da yakın zamanda düzenlenen ve Acıpayam Belediyesince işletilen parkta göl manzarası eşliğinde keyifle kahvaltımızı yapıyoruz.

Laodikya Gezi ve Yürüyüş Grubu olarak  Acıpayam bölgesine yaptığımız her yürüyüş ve gezi etkinliğinde mutlaka  kahvaltımızı oradaki mekanlarda yapar mümkünse öğle yemeğimizi de yine yöredeki tesislerde yeriz. Bu bizim klasik tarzımız olmuştur.  Hatta Burdur tarafına yaptığımız yolculuklarda da buna dikkat ederiz. Zira gezip görmenin o güzelliklerden yararlanmanın bir bedeli olmalı ve o bedeli yöre insanına vermeliyiz! Bu bizim inandığımız bir değerdir.

Ucarı da kahvaltı sonrası  göl kenarında kısa bir gezinti sonrası yürüyüşü gerçekleştireceğimiz rotanın başı olan  Yazır‘a doğru yola koyuluyoruz. Zamanın hakkını verip hem doğanın hem tarihi değerlerden ve hem de yöre insanının sohbetinden yararlanmak derdindeyiz.

Yazır’a ulaşınca malum ilk görülmesi gereken yer “Yazır Camii”… Cami içerisindeki güzel motifleri ve önündeki Çınar ağacı altında kısa oyalanmanın ardından yürüyüşe başlıyoruz. Yolumuz Yazır içinden başlayıp Dodurga Deresi ve yemek sonrası da Dodurga yerleşim alanına kadar sürecek şekilde planlanmıştı. Elbette buraya kadar gelmiş iken “Keloğlan Mağarası’na da uğramamak olmazdı.

Mevsim gereği bölgedeki bağ bahçe içlerinde hasat mevsimi sürüyordu. Bir kısmında ise tamamlanmış ve kalan meyve - sebzeler dal altlarından yaprak aralarından gelip geçene göz kırpıyor gibiydi.

Yürüyüşün daha başları sayılacak zamanlarda yol kenarındaki bir evin “dambaşı” denen terasında köylü kadınların imece usulü yöreye has “tarhana “ seriyorlardı. Burada kısa bir mola verip onlarla konuşup söyleştik. Arkadaşlarımızın epey ilgisini çeken ve kışlık olarak hem yemek  hem de çerez gibi tüketilen bu yemeği de tanımış-tanıtmış oluyorduk. Sonrasında  bahçe aralarından  Dodurga deresine doğru yürüyüşümüze devam ettik.

Yazır’ın bahçelerinden ayrılıp Dodurga sınırlarına girdiğimiz yerlerde bir dere kenarında basit usulle ve su ile çalışan çark ile tanıştık. Su gücüyle basit bir düzenekle elektrik üreten bu çarkı izleyip kendi aramızda yorumlar yapıp önümüzdeki rampaya doğru biraz da terleyerek yürümeye devam ettik. Rampanın sonunda artık tırmanış bitiyor ve iniş başlıyordu.

Bu noktadan sonra önümüzde Dodurga deresi vardı. Derenin yukarılarından gelen su bu bölgeye hayat verip ovayı suluyordu. Yine Eşeler yaylası tarafından alınan su ile  bir küçük Hidro Elektrik Santralı (HES) de faaliyette idi.

Bu noktada iç burkan görüntüden söz etmeden geçemeyeceğim.  Dodurga deresinin  tabanından akan suyun bir bölümü  yukarıdan HES için,  kalan kısmının da dere kuzeyinden sulama için alınmıştı ve derede su neredeyse yok denecek kadar azdı. Bu ise yakın gelecekte bölge ekosistemine  çok ciddi zarar verecek nitelikteydi.

Dodurga deresi içinde bulunan dinlenme yerleri ile Alabalık lokantalarına  ulaştığımızda arkadaşlarımıza  uyarıda bulunmayı ihmal etmedik. Zira derenin yukarısının daha riskli ve yürüyüşü zorlu olacaktı. O nedenle dileyenler burada kalıp dinlenebilir, ortamın keyfini çıkarabilirdi.  Bu uyarı sonrası bir bölümümüz burada kalmayı tercih etti. Kalanlar ile biz  zorlu kulvardan dereboyu yürüyüşe devam edip önce “ bent”e (sulama için su alınan yer) sonra da şelaleye kadar yürüdük.

Elbette güzelliklere ulaşmak kolay değildi. Kolay olsa zaten güzelliği ve gizemi kalmazdı. Şelale de böyle bir yerdeydi. Dağlardan koşup gelen sular  buralarda kısıklardan ve yüksekçe yerlerden akarak hoş güzellikler oluşturuyordu. Bu güzellikleri içimize sindirerek izleyip, fotoğraflayıp geldiğimiz yoldan öğle yemeği için arkadaşlarımızı bıraktığımız tesislere geri döndük.

Dinlenme, yemek ve çay sonrası bu kez Dodurga yerleşim yerine doğru yürüyüşe geçip etkinliğimizi  köy meydanındaki kahvede sonlandırıyorduk. Tabii ki burada kendimizi ödüllendirmek adına çaylar kahveler de içiliyordu.

Güzel günü noktalamak ve  görmeyenler için Keloğlan mağarasını göstermek de planımızdaydı. Mağaraya araçla ulaşıp dileyenlerin  mağara içinde gezmelerini ve bu güzelliği tanımalarını istedik, içeri girmek istemeyenlerinde terastan Yazır &Dodurga ovasını seyretmelerini sağlayarak bir geziyi sonlandırmış olduk…

Geziden bize kalan hoş anlar, güzel görüntüler ve anlatacağımız anılar oldu. Bir de eşe dosta görenlerini tavsiye edeceğimiz güzellikler…

Eğer bir gün yolunuz bölgeye düşerse  (ki düşürün) mutlaka Karahöyük ekmeği üzerine tereyağ koyup yanında “tuz biber” ekleyerek kahvaltınızı  bu lezzeti deneyerek yapın, Dodurga  deresine giderseniz de ızgara  Alabalık yemeyi unutmayın…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Karakaya
Mustafa Karakaya - 10 ay Önce

Zeki bey tavsiyelerinize çok teşekkür, iyi ki geziyor tanıtıyorsunuz.

banner212

banner211