AF DEĞİL HUKUK

Suudi gazeteci İstanbul'daki Suudi Başkonsolosluğuna girdi ve bir daha çıkamadı. Akibetinin ölüm olduğu kesin ve cesedinin kimyasal yoldan yok edildiği muhtemel.

Benzer gazeteci cinayetleri Rusya'da ve Rus ajanları vasıtasıyla Rusya dışında da yapılageldiği Avrupa basınında yayınlanır durur.

Suudi ve Rus toplumu gibi "kapalı" toplumlarda galiba nadir değil bu gazeteci kıyımları.

Batı basını neslini koruma duygusuyla dünyada hapse veya cinayete maruz kalan gazetecileri devamlı gündeme getirmekte ısrarcı. Onları kurtarma amacıyla politikacıları ve diğer nüfuz sahibi kişileri de kullanıyor. Hükümetlere baskı uygulandığı ve bazı ticari veya siyasal ambargolar konulduğu bizim basınımıza da ulaşıyor.

Bu olayları bizler vatandaş olarak Türkiye'yi işin içinde gördüğümüz anlarda büyük üzüntü içinde kalıyoruz.

Batının "insan hakları, düşünce özgürlüğü" gibi konulardaki müsamahakar tutumuna karşılık bizim "büyüklerimizin" alınganlıkları bir tarafa, ortada evrensel olduğu her daim vurgulanan hukukun uygulanmasındaki zaafiyet bazen utanç verici boyutlara dahi varabiliyor.

3-9 Kasım tarihlerindeki "organ nakli ve organ bağışı" haftasında da konuşuldu. Organ nakli son derece önemli ama yurdumuzda bağışlanan organlar ihtiyacın çok gerisinde... Nedeni husunda yine vatandaş suçlanıyor, duyarsız kaldığından ve organ naklinin önemini kavrayamadığından söz ediliyor.

Acaba gerçek o mu?

Bu benzer konulardaki sorunun kaynağının farklı olduğunu düşünürüm ve olayı devlet-vatandaş hattındaki güvensizliğe bağlarım. Devletimiz vatandaşına gereken güvenceyi veremiyor. Vatandaş kendisini devletin muazzam gücü önünde yasalar yardımıyla yeterli derecede korumada göremiyor. Organımı bağışlarsam acaba tıp ve ahlak kurallarına uyulur mu ve organımın alımı benim ölümümü bekler mi gibi kaygılar hakim olabiliyor. Sözle verilen güvenceler yetereli olmayabiliyor.

Yasaların önünde az veya çok "dokunulmazlar" olduğu sürece güvence nasıl sağlanır?

Trafik konusunda bu dokunulmazlarımız o kadar açıkça ortada ki başka bahaneler aramaya gerek bile kalmıyor. Anayasada adı geçen hukuk devleti ve güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü sadece "bazen..." durumuna indirgeniyor.

Batı ülkelerinde neden "af kanunu" gibi yasalar gündeme hiç gelmiyor? Bizde neden o karad sık vergi affı, öğrenci affı, imar affı, askerlik affı... gibi pek çok konuda ceza indirimleri söz konusu oluyor?

TBMM elbette yasa yapma yetkisine sahiptir, hatta bu yetki onun ana görevidir. Bu yetkiyi birilerini kayırmak için kullnabilmesi doğru mudur? Hukuk anlayışına sığar mı, güven verici olabilir mi?

Sayın Cumhurbaşkanımız üniversitelerimizin kalitesinin dünyada neden ilk 100 içinde olamadığından şikayetçi oluyor. Haklı elbette. İlk 100'ü bırak, ilk 500 konusunu da irdelesek iyi olur. Üniversite mezunlarına bizzat devlet KPS sınavı uygulayıp yeterliliğini sorgulamıyor mu?

Bir yerlere isimler atanırken onların uyumluluğuna değil uygunluğuna bakmak gerekir. Uyumlu olma kaygısında olan biri hür düşünemez; hür düşünemeyen biri de yaratıcı olamaz. Yağmur yağarsa bir yere, orada ot da biter, tahıl da, orman da, sebze ve meyve de yetişir. Ot çıkacak diye yağmuru kesemezsiniz.

Sanatkara, gazeteciye, bilim adamına pranga vurmaya kalkan ülkeler onlarsız olur, onlarsız kalır.

Gazetecisini öldüren Suudi Krallığı sadece kadınlarının çarşafları nedeniyle değil, güneşin en parlak ışıyan bir ülkesi olmasına rağmen karanlıklar içindedir. Onlara tamah etmenin bir alemi de yoktur!

Gazetecilerini firarda veya hapiste bilen bizler de ne yaptığımızı bir kere daha düşünmeliyiz.

...

YORUM EKLE